23 Ara 2016

Memleket Hikayeleri


ZİLE'Lİ KURTULUŞ SAVAŞI GAZİSİNİN AĞZINDAN
ÖNCESİ VE SONRASIYLA 30 AĞUSTOS

Daha önceki savaşlarda bir Yunan askeri öldürmüştüm.
Çizmeleri iyiydi, ayağından çıkarıp giydim .
Yedek silah olarak bir de kın bıçağı (ince kama) taşıyordum .
Onu da çizmenin boğazına, çizme ile bacağımın arasına sokmuş, öyle dolaşıyordum.
Sakarya Savaşı'nda Afyon Cephesi’nde savaş devam ederken bizim topçu atışı tutturamadı. Attığı top mermileri üzerimize geliyordu.
Yunanlıların attığı top mermileri de üzerimize düşüyordu.
İki ateş arasında kalmıştık.
Cephe bozuldu, herkes geriye çekilmeye başladı.
Bu sırada şarapnel parçası bacağıma çarptı.
Çizmemde taşığım bıçak parçalanıp, ayağımı dağıtmış.
Ben de geri çekilmek için ayağa kalkmak isteyince yaralandığımı anladım.
Adım atacak halim yoktu.Yunan askerleri benim gibi yaralı olduğu için kaçamayan Türk askerlerini süngüleyerek bana doğru geliyordu.
O sırada yanımdan geçmekte olan babayiğit bir Türk askerinin ayaklarına sarıldım.
“O kadar harp ettim, Galiçya da bile savaştım, ölmedim. Beni Yunan’ın pis süngüsüyle ölüme terk etme” diye yalvardım.
Asker dayanamadı tüfeğini boynuna taktı, beni de omuzuna attı. Kaçtık kurtulduk.
Böyle yiğit asker çoktu. Öyle yiğit askerler vardı ki, süngü harbinde süngüsünü düşmana saplayıp havaya kaldırır, başının üzerinden arkasına savurur, daha adam yere düşmeden süngüyü başka düşmana saplardı.
Polatlı da yeniden cephe tuttuk.
Bir doktor yüzbaşı ayağımdaki yaraları dikti.
“Sen bu durumda artık savaşamazsın” diye bana hava değişimi (memleket izni) vermek istedi.
Dedim ki:
“Yıllardır cehelerde savaşıyorum. Param yok, pulum yok. Memlekette kim öldü, kim kaldı onu da bilmiyorum. Beni göndermeyin, bu yara iyi olur, ben de öcümü Yunan’dan alırım.”
Beni göndermediler.
Polatlı’ da yeniden cephede tutup Yunan'ı durdurduk.
Eksiklerimiz, gediklerimiz tamamlandı.
Benim de yaram da iyi oldu.
Afyon’dan yeniden hücuma geçtik (30 Ağustos Büyük Taarruz) .
Yunan’ı çala, çala İzmir’e kadar kovalayıp Kadifekale’ye kadar geldik
Açlıktan, yorgunluktan bitkin durumdaydık.
Çevrede üzüm bağları vardı. Asker bağlara dağıldı.
Üzümü yiyince gözümüze nur, dizimize fer geldi.
Biz gelmeden Yunanlılar gemilere binerek İzmir’den kaçmaya başlamışlar.
Son gemi dolunca limandan hareket etti.
Yetişen yetişti, yetişemeyenler geminin peşinden denize atladılar.
Gemi durmadı, adamlar boğulup gittiler.

Zile Cezaevi Eskiİ Gardiyanlarından, Rahmetli Ali DİRİL’den Naklen
Orhan OCAK (1942 -…)
Köy Hizmetlerinden Emekli-Tokat

(20. YY'da Tokat, I.Cilt; Dönemler Ve Yaşananlar
Kitabımdan)

(Bedelli Askerlik Yapanların Kulakları Çınlasın)

Metin Gürdere

Hiç yorum yok: