1 Ara 2016

BİR AÇIKLAMA "Bekir Altındal"




Sevgili Hemşehrilerim:
Geçmişte ZİLE TARİHİNDEN yayınladığımız kısa kısa anekdotlar gibi, çıkaracağımız Cumhuriyet Dönemi Zile isimli kitaptan birkaç gün önce Nereden Nereye başlıklı kısa bir anekdot paylaşmıştık.
Bu anekdotu bazı hemşehrilerim paylaşmış, bazı hemşehrilerimizde yorum yapmıştı.
Yapılan yorumlara saygı duymakla birlikte eleştiri sınırlarını aşan, kişiselleştirilen eleştirilere katılmamız söz konusu değildir.
Bu cümleden olarak 25 yıllık Zile araştırmalarımız sonucunda bu konuda bir açıklama yaparak kanaat ve tespitlerimizi sizinle paylaşmak istedik. Ancak İstanbul-Iğdır-Erzurum seyahatimiz sebebiyle bugün Erzurum’da otelde sizlere yazabildik.
Paylaşımımızdaki hususlar, kesinlikle bu günün problemi değildir.
1 - Zile 1920 yılında Milli Mücadele döneminde Yıldızeli ve Yozgat’tan başlayan isyan hareketinin, o gün için savunmasız Zile’yi ateşe atması, Zile için çok büyük bir kırılmadır. Bu yüzden 400-500 yıllık topraklarını (Aydıncık. Çekerek. Kadışehri, Akdağmadeni’nin kuzey tarafları, Sorgun’un Eymür kasabası ve çevresi) kaybetti.
2 – 1930’ların başlarında ticaret yönüden Tokat ve Amasya’dan daha iyi durumda olmasına rağmen coğrafi olarak iki vilayet (Tokat ve Amasya) arasında kalması şanssızlığı sebebiyle Ticaret ve Sanayi Odası, bütün itirazlara rağmen 18 yıl Amasya’ya bağlanmıştır.
3 - Özellikle 1950’li yıllardan itibaren iktidarlarca karayoluna ağırlık verilmesi sebebiyle, Ankara-Yozgat-Sorgun- Sivas-Erzincan-Erzurum ile Doğu Karadeniz-Samsun-Merzifon-Çorum-Sungurlu-Ankara güzergahları büyük önem kazanmıştır. Samsun- Mersin-Adana karayolu ise Samsun-Amasya-Turhal-Zile-Sorgun-Boğazlıyan-Nevşehir-Niğde-Adana-mersin yolu daha kısa olmasına rağmen, bu güzergah Turhal-Tokat-Sivas-Kayseri-Niğde üzerinden geçmektedir. Zile bu yeni 3 güzergah yüzünden Zile ticaret ve ulaşım yönünden sapa ve çıkmaz sokak gibi kalmıştır. Bu sebeple Zile gibi Cumhuriyet öncesi önemli olan İskilip, Şebinkarahisar, Arapkir gibi merkezlerin ticari cazibesi zaman içinde gerilemeye başlamıştır. Zilelilerin 50 yıldır hayalinde olan Zile-Alaca Karayolu 1970’lerde beş yıllık programa alınmasına rağmen maalesef (yanılmıyorsam) 6. Beş Yıllık Plan döneminde programlardan çıkarılmış ve bir 10 yıl Zilelilerin haberi bile olmamıştır. (Bu konuyu ilk defa bu satırların yazarı Zile Postasında 1994 yılında yayınlanan araştırma yazısı ile duyurmuş ve 1990’lı yılların ikinci yarısında tekrar programa alınmıştır.)
Yukarıdaki tespitimize somut iki örnek Sorgun ve Merzifon’dur. Bu ilçeler ana yol güzergahlarında kalmaları sebebiyle kaderleri değişmiştir.
4 – Özellikle 1960’lı yıllarda Önce Avrupa’ya işçi akını ve yine başta İstanbul olmak üzere çeşitli şehirlere göçler başlamış, bu bağlamda Zile de göç vermeye başlamıştır. 1970’li yılların ikinci yarısındaki siyasi olaylar, bu göçleri hızlandırmıştır.
5 – El sanatları ve ticaret yönünden panayırı ile birlikte bölgenin cazibe merkezi olan Zile, ne yazık ki makineleşme, fabrikasyon ürünlerin çoğalması sebebiyle,1970’lerden itibaren zaman içinde bu cazibesini de kaybetmeye başlamış, pek çok daldaki sanatkarlık meslekleri bir bir kapanmıştır.
6 – Prof. Dr. Ruşen keleş Hocam 1989-1990 yıllarında TODAİE’de verdiği kentleşme dersinde; gelişmiş ülkelerin şehir ağırlıklı olduğu, Türkiye’nin ise kırsal kesim ağırlıklı olması sebebiyle gelecek on yıllarda şehirleşme oranının artacağı, kırsal nüfusun azalacağı yolundaki bilimsel tespit ve öngörüsü doğrultusunda Zile köyleri de diğer il ve ilçe köyleri gibi bu olguya direnememiştir.
7 – Yukarıda genel olarak verilen memleketin bu şartları, 50-60 yıllık bir zaman diliminde Zile ve köylerini, esnafını, insanlarını olumsuz etkilemiştir. Bu 50-60 yıllık zaman dilimindeki ülkenin siyasi konjoktürü sebebiyle Zile ve Zilelileri olumsuz etkilemiştir. Bunda Ticaret ve şehircilik yönünden çok aktif olmasına rağmen vilayet olamama, bağlı olunan vilayet yöneticileri ve yetkililerinin, ilçelere bakışı bağlamında Zile’ye bakışı da olumsuz olunca her alanda zaman içinde gerileme kaçınılmaz olmuştur. Bu 50-60 yıllık zaman diliminde vilayetler, ilçelerin aleyhine her yönden güçlenmişlerdir. Bir de buna Cumhuriyet siyasi tarihi boyunca kurulan tek parti iktidarlarında Tokat’a bir bakan verilmemesi, işin tuzu biberi olmuştur. Koalisyonlar zamanında bakanlık yapmış büyüklerimizin gayret ve yatırımlarına rağmen, bu zaman dilimindeki yatırım eksikliği giderilememiştir. Yukarıda Sorgun örneğini vermiştik. Sorgun’a Şeker Fabrikası planlandığı ve yapıldığı yıllarda dönemin tek parti iktidarında Yozgatlı iki bakan bulunmaktaydı.
8 – Kültür yönünden 1961 yılından itibaren Kültür ile Turizm dernekleri kurulmuş, Çağıltı çıkarılmış, 1970’li yıllarda Çağıltı tekrar çıkarılmış, kültür yönünden çok güzel faaliyetler yapılmıştır.
2000’li yıllara gelindiğinde ÇEKÜL Vakfı’nın Zile’ye el atması ile kültür yönünden yeni bir başlangıç olmuştur. Dönemin Belediye Başkanımız ve Belediyemiz tarafından 2003 yılında İstanbul ve Zile’de ilk defa 15 gün arayla iki sempozyum gerçekleştirilmiş, bunu 2008 yılında Tarihi ve Kültürü ile Zile Sempozyumu ilk defa gerçekleştirilmiştir. Bu gelenek yeni Belediye Başkanımız ve Belediyemiz tarafından 2011 yılında 2. ve 2015 yılında 90 bildiri katılımlı olarak 3. Sempozyum gerçekleştirilmiştir. Yine aynı şekilde Başkan ve Belediyemizin destekleri ile 4 yıldan beri Zile ve Sanat Dergisi çıkarılmaktadır. Bu kültür faaliyetleri pekçok ilçeye ve ile nasip olmayan etkinliklerdir.

Yukarıdaki genel konulara eklenecek mutlaka başka gerekçeler de mevcuttur. Özetle: Zilemizin bu günkü hali bugünün meselesi değildir. Cumhuriyet tarihi boyunca gelişen şartlar söz konusudur. Pek çok il ve ilçeler de aynı durumdadır.
25 yıldan beri Zile üzerine yaptığımız araştırma ve çalışmalarımızı özetlersek: Cumhuriyet tarihinden beri bütün Belediye Başkanlarımız, güçleri yettiğince, var güçleriyle Zilemize bir şeyler yapma gayreti ve azminde olmuşlardır. Bundan benim hiçbir şüphem yok… Zaman içinde görev yapmış pek çok Kaymakamlarımız da bu gayret ve azmi göstermişlerdir. Ancak artık ilçelere, Belediyelerden fabrika, işyeri beklemek söz konusu değildir. Yine Zileli işadamlarımızın pek çoğu Zile’ye bir şeyler verme ve yapma gayretindedir. Zile’de yaşayan, Zile’ye bir çivi çakan kim olursa olsun, Zileliğinden şüphe edilemez. Yukarıda kısaca belirttiğimiz on yılların birikimi sosyal olgusunu, günümüze indirgemek, kişiselleştirmek bize göre doğru değildir diye düşünüyoruz.
Gün, Zileliler olarak, Zilemiz için hep birlikte asgari müştereklerde buluşarak yeni bir şeyler yapma, bu konuda gayret sarfetme günüdür. Zileliler Platformu bu konuda çok büyük bir ümit vadetmişti. Bu sebeple diyorum ki kırmadan, dökmeden, birbirimizi suçlamadan Zilemiz için yapılacaklara hep birlikte kafa yoralım.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Sayın yazar tespitleriniz dogru

Adsız dedi ki...

İktidar bizimle,yemek tabağı elimizdeyken yemesini ve yedirmesini bilemezsek kendi kendine reklam yapan yöneticilerden ne beklenir? Başkan halkın arasına girmeli,esnafla halkla görüşmeli,sorunları ve çözümleri dinlemeli.Hiç olmazsa ayda bir değişik kişi ve kuruluşlar davet edilerek toplantılar yapılır,Zilemiz için fikir alışverişinde bulunulursa çok guzel çözümler ortaya çıkar.Amacım başkanı tenkit etmek değil ama uyarılara da kulak vermesini beklerdim.8 yıldan beri hangi bir kuruluşa veya hangi bir esnafın yanına gidip sohbet etti? Oturduğu koltuk dinlenme değil,görev yapmak için oturulacak koltuktur.