8 Tem 2016

Tokat = Zile

TOKAT

Çalışmamız, Anadolu’nun en eski yerleşim birimlerinden biri olmasına rağmen çok kısıtlı araştırmalar yapılmıştır. Bu çalışmamda Tokat ilinin tarihi gelişimi, Tokat’a bağlı ilçelerin tarihine kısa bir bakış, özellikle Zile’nin tarihi gelişimi ve Zile ilçe sınırları içinde bulunan Maşat Höyük ve çevresindeki incelemeleri içermektedir.

Tokat ve Tokat’a bağlı ilçeler özellikle Zile ilçesi ve ona bağlı bulunan önemli bir Hitit yerleşim merkezi olan Maşat höyük ve çevresindeki höyükler ve Tümülüsler bu çalışmamızın esas konularını teşkil etmektedir.

Bölgede yeterince Arkeolojik çalışmalar yapılmamasına rağmen Tokat, özellikle Zile çevresinde önemli ve çok sayıda Hitit yerleşim alanları bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi ise bir çok Hitit yapı katı bulunan ve çeşitli kültürlere de sahne olmuş Maşat Höyüktür. Yine Maşat’ın hemen 2 km. doğusunda Küçüközlü (İsa) Köyü sınırları içinde bulunan Kilise diye bilinen bölgeninde önemli bir Hitit şehri olduğu sanılmaktadır. Bu kanıya kilise bölgesinde bulunan çanak-çömlek, seramik ve çeşitli eserlerden hareketle varmaktayız.

İmkanlarımızın kısıtlı olması ve Maşat çevresini iyi bildiğim için dar kapsamlı bir çalışma yaptım. Tokat çevresi büyük bir tarihi zenginliğe sahiptir ve ilmi araştırmalar yapılabilir.
Maşat Höyük kazı çalışmaları tam manasıyla tamamlanmış değildir. Küçüközlü sınırları içindeki Kilise diye bilinen yerde hiç bir araştırma yapılmamıştır. Bu bölgede yapılacak yüzey ve kazı çalışmalarının bölge ve ilk çağ tarihine önemli ölçüde ışık tutacağı kanaatindeyiz.

Bu araştırmamda bilgi ve tecrübelerinden büyük ölçüde istifade ettiğim, Maşat Höyük’ün kazı çalışmalarında senelerce çalışan, rahmetli babam Rasim TÜRKER’e ve ilk tanıştığımız günden beri bizleri araştırma ve bilimselliğe teşvik eden, bu konuda bize yardımcı olan kıymetli hocam Yrd. Doç. Dr. Alparslan CEYLAN’a teşekkürü bir borç bilirim.

Ali TÜRKER
Erzurum 1998

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ
BİRİNCİ BÖLÜM
A-TOKAT’IN COĞRAFİK ÖZELLİKLERİ;
1- Fiziki Yapısı
2- İklimi ve Bitki örtüsü
3- Ekonomisi
4- Ulaşım
B-TOKAT TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ;
1- Tarihi Gelişimi
2- Tarihi Yerler ve Eserler
İKİNCİ BÖLÜM
ZİLE’NİN TARİHİ GELİŞİMİ
1-İlk çağ tarihinde Zile
2-Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Zile
3-Günümüzde Zile

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
MAŞAT HÖYÜK
1-Maşat ‘ın Fiziki Yapısı
2-Maşat höyük Sarayı ve Arşivi
3-Sitadel Kazıları
4-Maşat Höyük’ün Mimari Özellikleri
5-Aşağı Şehir Kazıları
6-Hitit Çağı ve Eserleri
7-Firig Çağı ve Eserleri
8-Maşat Höyük’ten çıkarılan çivi yazılı tabletler.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
ÇEVREDE YAPILAN ARAŞTIRMALAR
1-Küçüközlü (İsa) köyü sınırları içindeki araştırmalar
a) Kilise
b) Deveboynu
c) Sivricek
2-Hanözü
3-Üyük (Höyük)

SONUÇ ,EKLER ,KAYNAKÇA

A)TOKAT’IN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ
1- Fiziki Yapı;
Tokat, Karadeniz Bölgesi’nin orta Karadeniz Bölümünde, kuzeyde Ordu, Samsun, Amasya güneyde Sivas, Yozgat illeri ile çevrilidir. 9.958 km2 yüzölçümüne sahiptir.
Tokat il topraklarının %45’i dağlardan %40’ı plato ve yaylalardan %15’i de ovalardan ibarettir.
Dağlar; Tokat ilinde 3 dağ dizisi vardır. Bunlar Canik Dağları, Kelkit ve Tozanlı vadilerini meydana getiren dağ dizisi, Yeşilırmak vadisinin güneyinde uzanan dağ dizisidir.
Akarsular; Tokat ilinde üç büyük akarsu vardır. Kelkit Çayı, Tozanlı Çayı, Çekerek Suyu Yeşilırmak’ın en büyük kollarıdır. Bu akarsular biraz sonra zikredeceğim ovaların verimini artırmaktadır.
Ovalar; Tokat ilinde 4 büyük ova vardır. Taşova, Kazova, Artova ve Zile Ovası. En verimli olan Kazova Tokat ovası, Turhal ovası ve Omala ovasının birleşiminden meydana gelmiştir.
Göller; Tokat ilinde 3 tabii göl ve birkaç tane de baraj gölü vardır. Zinav Gölü, Kaz Gölü, Göllüköy tabii olanlarıdır. Almus Barajı, Boztepe Barajı, Devret Barajı vs. gibi de baraj gölleri mevcuttur.
2-İklimi ve Bitki Örtüsü;
Tokat ilinin iklimi Karadeniz Bölgesi iklimi ile İç Anadolu Bölgesi iklimi arasında bir geçiş özelliği gösterir. Güneyde iklim daha sert olmakla beraber Kuzeye çıkıldıkça bu sertlik yerini biraz daha yumuşak bir iklime bırakmaktadır. Yılın her mevsiminde yağmur yağar. Senenin 50 gününde sıcaklık 0 C ‘nin altında ve 40 gün +30 C’nin üzerinde seyreder. Yazlar ovalar ve çukur vadilerde oldukça sıcak geçer. Ortalama yüksekliği 1000m. Olan Tokat ilinde kara ikliminin tesiri büyüktür. Yıllık ortalama sıcaklık ise 12,7 C’dir. Ovalarda rakım 500 ila 600 m. arasında değişir.
Tokat il topraklarının %50’ye yakını Orman ve Fundalıklarla kaplıdır. % 35’i ekili ve dikili alanlar ve % 14’ü çayır ve meralardan ibarettir. Ormanlar daha çok ilin kuzey taraflarında çoğalır. İlin güney tarafına inildikçe orman biraz daha seyrekleşmektedir. Ovalarda otsu bitkiler, geniş vadilerde ağaçlıklar vardır. Ağaç çeşidi olarak kayın, meşe, kara çam çoğunlukta olup diğer çam çeşitleri ve meşe çeşitleri, gürgen vs. ağaçlara da rastlanmaktadır.
3-Tokat İlinin Ekonomisi;
Tokat ilinin ekonomisi geniş ölçüde tarıma ve tarıma dayalı sanayiye dayanır. Faal nüfusun %80’i tarım sektöründe çalışmaktadır. Tarımda insan gücünden ziyade ******laşma göze çarpmaktadır. Kullanılan Tarım ******larının çoğuda kendi bölgesinde imal edilmektedir. Hayvancılıkta oldukça ileridedir.
Birbirinden dağlarla ayrılmış olan ovalar çok verimlidir. Her çeşit tahıl ürünü yetişmektedir. Tahılın her çeşidi, bağcılık ve tütün ekimi bol miktarda yapılmaktadır. Sebze ve Meyvecilikte çok gelişmiştir. Buğday tarımı hususen Zile’de çok gelişmiş olup senenin her ayında buğday ve baklagiller pazarı kurulu haldedir ve bu pazar Zile’yi ticari olarak canlandırmaktadır. Bölgede yetişen başlıca ürünleri şöyle sıralayabiliriz. Buğday, Arpa, Mısır, Nohut, Mercimek, Fiğ, Şekerpancarı, Tütün, Ayçiçeği, Soğan, Patates vs. Başta domates olmak üzere her çeşit sebze ve başta üzüm ve elma olmak üzere her çeşit meyve yetişmektedir. Tokat için “Türkiye’nin meyve bahçesi” tabiri kullanılır. Turhal Şeker Fabrikasında küspe ve melas gibi yemlerin üretilmesi ile besi hayvancılığı gelişmiştir. Diğer bir ekonomik gelir kaynağı bölgede ormanların geniş yer kaplaması ile kerestecilik de büyük gelişmeler kaydetmiştir. Ayrıca son yıllarda kavak dikiminde büyük artış olmuş ve kavaklık alanların genişlemesi dikkat çekicidir.
Tokat ili madenler bakımından da zengin sayılır. İl alanları içinde Betonit, Antimon, kısmen kömür çıkarılmaktadır. Türkiye’nin en zengin betonit yatakları Reşadiye ilçesinde bulunur. Sanayi olarak ta çeşitli fabrikalar mevcuttur. Turhal Şeker Fabrikası, Un Fabrikaları (çok yaygın) , Kereste Fabrikası, Aliminyum Bakır işletme Atölyesi, Ziraat Aletleri Atölyesi, Lastik Ayakkabı Fabrikaları başlıcalarıdır. Ayrıca Zile’de büyükçe bir Zahire Pazarı ve Samancılar Sitesi vardır. Zile’de yer yer Linyit yataklarına da rastlanmaktadır.
4-Ulaşım;
Eski çağlardan beri kervan yollarının uğradığı Tokat ili bugünde karayolunun önemli merkezlerinden birisidir. Samsun-Sivas karayolu Amasya’nın güneyinden il sınırlarına girer. Turhal’dan sonra doğuya yönelerek Tokat ve Sivas’a ulaşır. Samsun ve Sivas vasıtası ile ülkenin her tarafı ile irtibat sağlanmış olur. Ayrıca Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesinin iç kesimlerini batıya bağlayan ve Kelkit Çayını takip eden büyük bir yol da Tokat il sınırları içinden geçmektedir. Tokat ilinin, Karadeniz kıyılarına bağlantısı da yukarıda adı geçen yollardan başka Niksar-Ünye ve Reşadiye-Fatsa yollarıyla sağlanmaktadır.
İl sınırları içinde 105 km. lik Demir yolu da bulunmaktadır. Samsun-Sivas demiryolu hattı, Tokat’ın batısından geçer ve Turhal-Zile ve Artova istasyonları ve arada birçok istasyona uğrayarak il sınırları dışına çıkar. Turhal istasyonu en işlek olanıdır.

B)TOKAT’IN TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ;
1- Tokat’ın Tarihi Gelişimi;
Tokat çok eski bir yerleşim merkezidir. Tokat il toprakları Anadolu’da ilk siyasi birliği kuran ve tarih devrini açan Hitit İmparatorluğuna dahil olmuştur.
Sami Asurlular bu bölgeye hakim olamadılarsa da zaman zaman nüfuzlarını bu bölgeye kadar uzatmışlardır. Hurrilerin istilasına uğrayan bu bölge M.Ö. 8. asırda Kimmenler ve İskitlerinde istilasına uğramıştır. M.Ö. 7. asırda Medler bu bölgeye kadar yaklaşmışlardır. Onların yerine geçen Persler Lidyalıları yenince Anadolu’nun mühim kısmı gibi bu bölgede Perslerin eline geçmiştir. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender’in ölümü üzerine imparatorluğu komutanlar arasında taksim edilmiş ve bu bölge Kapadokya Krallığı ile Pontus Krallığı arasında devamlı çekişme konusu olmuştur.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu Anadolu’daki krallıkları Helenistik devletler (Kapadokya) Pontus, Bergama ve diğerlerini ortadan kaldırarak, Anadolu’yu Roma İmparatorluğuna ilhak etmiştir.
Büyük Türk Kumandanı Sultan Alparslan’ın 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra (birkaç sene) Tokat Anadolu Fatihi ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu 1. Sultan Süleyman Şah’ın başkumandanlığındaki Selçuklu Türk Oğuz Orduları tarafından fethedilmiştir.
Tokat’ı Artuk Beyin veya Danişment Gazi’nin feth ettiği ihtilaflıdır. Fakat bu bölge Danişment Gazi’ye verilmiş olup, Anadolu Selçuklu Türk devletine bağlı Danişmentoğulları Beyliğinin ilk başşehri Niksar olmuştur. Tokat Selçukluların eyalet merkezi idi. Onikinci asırda Selçuklular Danişmentoğullarının bağımsızlığına son vererek Konya’ya Selçuklu Başşehrine bağlamıştır.
On üçüncü asrın ikinci yarısında bu bölge Moğolların ve Türkleşmiş İranlı Moğollar olan İlhanlıların hakimiyeti altına girmiştir. 1308’de Selçuklu Hanedanı kalkınca İlhanlılar 1335’e kadar bu bölgeleri doğrudan doğruya kendi idareleri altına almışlardır. Anadolu’nun sonuncu İlhanlı genel valisi Uygur Türklerinden Eretna Bey, Başşehir Sivas olmak üzere kurduğu Orta Anadolu devletine Tokat ve çevresini de katmıştır.
1308’de Selçuk oğullarından Melik Rükneddin Kılıçarslan’ın kısa saltanatından sonra bütün Eretna devleti gibi bu bölgeler Sultan Kadı Burhaneddin’in ölümüyle iç isyanlar bölgeyi rahatsız etmiş, Tokat halkı toplanarak Tokat’ın Osmanlı Devleti’ne katılma kararını almışlardır.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Tokat için “Bu havası hoş şehrin dört tarafında bahçe ve bostanlar içinde sular akar. Her bağında birer köşk, havuz, fıskiyeler ve çeşitli meyveler bulunur. Halkı zevk ehlidir. Gariplerle dostturlar, kin tutmaz, hile bilmez. Cami, saray, köşk, ve imaretleri o kadar metin ve güzel olur ki buralara girenler hayran olurlar. Hacı Bektaş-ı Veli’nin Hayırlı ve bereketli duaları ile bu eski tarihi şehir, alimler konağı fazıllar yurdu ve şairler yatağıdır.”
2-Tarihi yerler ve Eserler;
Tokat ili ve ilçelerindeki tarihi yerler ve eserler hakkında genel bir bilgi verdikten sonra
araştırmamın sonundaki eklerde geniş bilgiler ve haritalar, ayrıca listelerle bu konuya deyinilecektir.
Tokat il Merkezi;
1-Hitit yerleşim alanı olan Bolus (Aktepe)
2-Komana (Gümenek)’te Antik Tapınak
3-Çeşitli antik kalıntılar
4-Tümülüsler (3 adet)
5-Tokat Kalesi
6-Selçuklu ve Osman’lardan kalma köprüler (5 adet)
7-Camiler (Kent içinde bulunan 58 camiden 38 tanesi tarihidir.)
8-Mescitler (9 adet)
9-Medreseler (4 adet)
10-Zaviye ve Tekkeler (18 adet)
11-Hanlar (14 adet)
12-Tahtoba Kervansarayı, Çamlıbel civarında bir kervansaray
13-Hamamlar (12 adet)
14-Çarşılar (5 adet)
15-Çeşmeler (11 adet)
16-Türbeler (14 adet)
17-Saraylar (11 adet)
Not; Bu yapıların bazıları yıkılmış, bazılarında büyük tahribatlar olup onarılmayı beklemektedirler. Yukarıda adet sayılarıyla belirttiğimiz tarihi eserlerin isimleri ek’ler kısmında liste halinde verilecektir.
Almus; (Alumus)
Malkayası; Tufantepe yakınlarında zaman zaman baraj suları altında kalan M.Ö.*** Pers dönemine ait bir ateş gede kalıntısı olduğu sanılıyor.
Tufantepe; Roma ve Bizans zamanından kalıntılara rastlanan kazı yapılmamış bir höyüktür.
Orman dibi (Fredokse) ; Bizans döneminden kalma bir yerleşim alanıdır.
Görümlü (Varzıl) ; 16.yy. dan kalma bir türbedir. Pir Sultan Abdal’ın müritlerinden olduğu sanılıyor.
Almus ilçesinde ilkçağ dönemi, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait eserlere rastlanmaktadır.

Artova (Artukova) ;
Kayapınar Höyüğü; Kalkolitik döneme ait tipik bir İç Anadolu yerleşme alanıdır.
Sulusaray (Sebastopolis);
Sulusaray Tokat’ın yeni ilçelerinden birisidir. Bugünkü modern kaplıcaların bulunduğu yerde antik bir hamamın bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bölgede ayrıca Antik kalıntılar, Antik bir tapınak ve Çekerek suyu üzerinde Roma döneminden kaldı sanılan bir köprü (taştan yapılmış) köprünün yanındaki mezarlıkta bir çok antik taş mevcuttur.
Tokat Valiliği ve Sulusaray Belediyesi’nin çalışmalarıyla bölgedeki tarihi mekanlardan Antik Kalıntılardan, (Sebastapolis-Nicopolis) den derlenen tarihi eserler Belediye tarafından açık hava müzesi olarak sergilenmekte olup görülmeye değer bir yerdir.

Erbaa (Erek) ;
Horoztepe; Hitit yerleşim alanı olan önemli bir höyüktür. Burada da kazı yapılamamıştır. M.Ö. 1200 Tunç çağına ve Hitit kültür ve sanatına ait eserler bulunmaktadır.
2 adet Tümülüs bulunmaktadır.
Hacıpazarı, Zilhar da bölgenin önemli Hitit yerleşim alanlarındandır.
Erbaa’da Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerine ait eserlere de rastlanmaktadır.
Fidi (Akça); Akça köyünde bulunan 18.yy. ait orijinal bir yapıdır.

Niksar (Neocaesarea);
Antik “Pontika Kapadokyası” nın, Danişment ve Selçuklu dönemindeki “Danişment ili” nin, Osmanlı’nın önemli merkezlerinden birisidir.
Men Pharnaku Tapınağı; M.Ö. 150 yıllarında Pontus krallarından 1.Pharnaku adına yaptırılan Hellenistik döneminden kalma güzel bir yapıdır.
Roma eserleri; M.Ö. 1.yy. ait olan Koruyucu surlar, Tapınaklar, Hamamlar, Köprüler yaygın olarak görülmektedir.
Kale; Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerinde bir çok tadilata uğramış, eklemeler yapılmış olmasına rağmen, Roma döneminden esas şeklini almış akropol durumunda bir kaledir.
Köprüler; Roma, Bizans, Türk Dönemine ait köprüler vardır. Leylekli köprüsü, Seymenli Köprüsü, Çilhane Köprüsü başlıcalarıdır.
Türbeler; Melik Gazi Türbesi, Kulak Türbesi, Hacı Çıkrık Türbesi, Akyapı Kümbeti, Kırıkkızlar Türbesi, Yağıbasan Türbesi
Medreseler ve Camiler; Yağıbasan Medresesi, Ulu Camii, Çöreğibüyük Camii.

Turhal (Talaura);
M.Ö. 3.yy. dan sonra Büyük İskender’in Anadolu’yu fethetmesinden sonra Makedonyalı komutan Sabiktas bölgede denetimi sağlayamadı ve Pers asıllı Ariarates Yeşilırmak havzasında merkezi Gaziura (Turhal) da Bağımsızlık ilan etti.
Kale; Pontus kralları Mithridatlar kentin ortasında yükselen sarp kayalar üzerine şimdi harabeleri kalmış olan görkemli bir kale ve yeraltı geçitleri inşa etmişlerdir.
Dökmetepe Höyüğü ve civarındaki antik kalıntılarda bölgenin önemli ilkçağ eserleridir.
Endüz Tümülüsü; 1984 yılında Tokat Müzesinin yapmış olduğu kazılarda Hellenistik çağa ait eserler bulunmuştur. Yörede kaya mezarları da mevcuttur.
Tokat-Zile yolu üzerinde kurulmuş ve şu anda Tokat’ın yeni ilçelerinden olan Pazar’da eski bir yerleşim yeridir. Bölgedeki Mahpere Hatun Kervansarayı ve Pazarda Yeşilırmak üzerindeki tarihi köprü Selçuklu Mimarisine ait çok önemli yapıtlardır. Ayrıca Cuma Camii İlhanlı, Hacı Sinan Camii, Osmanlı dönemlerinin mimarisini yansıtmaktadırlar.
Ballıca Mağarası; Yeni keşfedilmiş olan bu mağara Pazar sınırları içinde olup sarkıt ve dikitlerden oluşan bir damlataş mağarasıdır. Görülmeye değer güzellikte manzaralar olup, astım ve tüm kalp rahatsızlıklarına şifa olan havasından istifade etmek gerektir.
Turhal’da ayrıca Şeyh Mustafa Camii ve Tekkesi (Kesikbaş) Mehmed Dede Türbesi-ilhanlı, Ahi Yusuf Türbesi İlhanlı dönemine ait eserlerdir.
Dazya (Dozimontis); Kazovada bulunan önemli bir tarihi alandır. Burada 1370 Eretna Beyliğine ait birde cami bulunup çok eski bir yerleşim yeridir.

Zile (Zela);
Zile Tarihi’ne 2. Bölümde geniş bir şekilde deyinilecektir.
İKİNCİ BÖLÜM;

ZİLE’NİN TARİHİ
1-İlkçağ Tarihinde Zile;
Tokat il merkezinin 70 km. batısındadır. Zile ovasının orta yerinde yükselen höyüğün üzerinde ve çevresinde kurulmuş, Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden birisidir. Yeşilırmak havzasının kavşak noktasında yer alan Zile Tunç ve Demir çağlarından beri iskân edilmiştir. Kuruluşu hakkında çeşitli iddialar vardır. Zile’nin tarihi gelişimi içindeki en önemli dönemi Pers’lerin M.Ö. 6.yy. da Kapadokyayı istilası ile başlamıştır. Komana’daki Ma Tapınağına karşılık Persler Ateş kültünü Anadolu’ya yaymak için Zile’yi merkez yapmışlar ve burada bir ateş tapınağı inşa etmişlerdir.
Strabon Zile’yi Ninova Melikesi Semiramis’in M.Ö. 1900 yıllarında kurduğunu iddia eder. Gerçekte Zile, Maşat Höyükten çıkarılan tabletlerden edinilen bilgilere göre, Orta Anadolu’da başlayıp, Kuzey Doğuda Yeşilırmak havzası boyunca sıralanmış Hitit yerleşim merkezlerinden biri olan ANZİLİA’dır. Yumurta biçimli, kısmen kayalıklı olan höyük toprak dolgu yapılarak Hitit, Frig, Pers, Pontus, Roma, Bizans ve Türkler zamanında üst üste iskan edilmiş ve günümüzde de üzerinde Kale ve Resmi Binalar bulunan bir yerleşim alanıdır.
Daha önce bahsettiğim gibi Pers egemenliğinin M.Ö. 3.yy. da zayıflamasıyla bölgede Pers kökenli satrapların bağımsız krallıklar kurmaya başlamaları, Anadolu uygarlıkları bakımından bu bölgeyi ayrıcalıklı bir hale getirmiştir. Jeostratejik konumu nedeniyle ekonomik, siyasi ve kültürel bakımdan, Latin, Rum, Pontus, Arap, Türk ve yerli halkları arasında hızlı ve canlı bir tarih yaşamıştır.
Perslerin Zile’yi Merkez Yapmaları;
Anadolu’nun en büyük eyaleti olan Kapadokya, daha sonra ikiye bölündü ve Zile kuzeydeki Pontus Kapadokyası içinde kaldı. Bu bölgenin merkezi olan Komana kentindeki ekonomik ve dinsel gücü, zayıflatmak, ateş kültünü güçlendirmek amacıyla, Zile’de kendi milli tanrıları olan ANAİTİS (ANAHİTA), AMANOS (VOHO-MANO) ve ANADATES’e ait bir ateş tapınağı inşa ettiler. Komana’nın Güçlü MA tanrısına karşılık kurulan bu MUBED çevresinde komana halkının gelmesi için, her yıl sonbaharda yaptıkları geleneksel SAKAİA şenliklerini burada da düzenlemeye başladılar. Tanrı Amanos’un ağaçtan yapılmış bir heykeli Zile sokaklarında dolaştırılır, çeşitli şenlik ve eğlencelerden sonra tapınakta kurbanlar kesilip, topluca ayin yapılırdı.

Roma döneminde Zile;
Roma senatosunun, Pontus’a savaş ilanıyla beraber, M.Ö. 84’de SULLA ordu ve donanmasıyla Yunanistan’ı yakıp yıkar. Daha sonra Batı Anadolu yeniden Roma egemenliğine girer. M.Ö. 74’te Bitinya Kralı Nikomedes FİLAPATOR öldüğünde krallığını Roma’ya vasiyet etmişti. Bitinya’nın Roma’ya bırakılmasını istemeyen Mithridat ile Roma arasında savaşlar yine başlar. Roma’lı komutanlar V. FLACCUS, LUCULLUS, M. AURELİUS dört bir yandan Pontus ülkesine saldırıya geçerler. M.Ö. 67 ilkbaharında amiral TRİARİUS ile 6. Mithridat Zile’ye 5 km. mesafede Bugün ALTIAĞAÇ denilen mevkide SKOTİOS dağında karşı karşıya geldiler. Uzun bir süre savaşın galibi belli olmadı. Bir ara Roma askerleri Yeşilırmak havzasında çamurlu bir bölgeye sıkıştırılarak imha edildi. Savaş alanında birçok Roma askeri öldürülmüştü.

Sezar Zile’ye geliyor “Veni, Vidi, Vici”;
Sezar Mısır’da iken, Kırım’da Roma’ya bağımlı Basphoros kralı 2. PHARNEKE (6. Mithridat’ın oğlu) Roma’ya karşı ayaklanır. Yeniden Pontus devletini kurmak amacıyla Galatia, Armenia, ve Kapadokya’ya saldırır. Bunun üzerine Sezar ordularıyla Zile’ye gelir. 2. Pharneke daha önce babasının Triarius’u yendiği yer olan Altıağaç’ın Skotios mevkiinde Sezar’la karşılaşır. (Bu mevki bugün Zile-Amasya yolunun Yünlü Köyü ile Bacul Köyü arasındır.) Çok kanlı ve çetin geçen savaş arasında Pharneke tırpanlı savaş arabalarını sarp yamaçlara, Roma ordusu üzerine delice tırmandırmak gibi büyük bir cesaret göstermiştir. Sezar ordusu büyük zarar görmüşse de, ok ve mızrak yağmuru arabaları dağıtmış, Pontus ordusu bozguna uğramıştır. Her şey beş saat içinde olup bitmiş, Pharneke savaş alanından kaçmıştır. Çok uzaktan gelip kısa zamanda zafer kazanan Sezar, bu sevincini “Veni, Vidi, Vici”-(Geldim, Gördüm, Yendim) diyerek Roma’ya bildirmiştir. Sezar bu başarısından dolayı Zile’de ilahi törene mazhar olmuştur.

Tarihçi Seyyahların dilinden Zile;
Zile’yi gören Fransız seyyah ve mimar C. Texier 1862 de yayınladığı Küçükasya kitabında Zile’den söz eder. Halkın geniş ovalarda pamuk yetiştirdiğinden, bez dokuyan tezgâhlardan, Şehrin ortasında suları büyük bir havuza dökülen çeşmeden, bunun kaynağının nerede olduğunu Zilelilerinde bilmediğinden bahseder.
1836 da Hamilton Zile’ye geldiğinde, o zamanki mülki amir Seyid Bey’in misafiri olur. Hamilton, Zile’nin 2000 haneden oluştuğunu, kale de iki kitabenin bulunduğunu yazar.
A.D. Mordtmann 1850 de Zile’ye gelen diğer bir bilim adamıdır. Zile’deki geleneksel panayırdan ve bunun Asya’nın en büyük panayırlarından biri olduğunu, buraya Hindistan’dan bile tüccarların geldiğini anlatır. Sezar’ın Pharneke’i yendiği savaş alanı olan, Altıağaç bölgesine giderek burada gözlemler yapar ve Hirtiustan alıntı yaparak savaşın nasıl yapıldığını anlatır.
Fransız Cumont’da 1906 yılında Zile’ye uğrayan bilginlerdendir. Yayınladığı eserinde Zile’yi ayrıntılı bir şekilde anlatır. Zile’nin kurulduğu tepe üzerinde, Antik çağda bulunan tapınaktan bahseder. Kalenin altına giden bir tünelin başlangıcını gördüğünü, bu tünelin Amasya kalesinde olduğu gibi bir sarnıca ulaştığını anlatır.

Zile Kalesi;
Zile Höyüğü üzerine taç gibi oturtulmuş geniş ovayı denetleyebilen, kentin en eski akropolüdür. İran döneminde Anaitis tapınağının bulunduğu kale 6. Mithridat’ın “Gazofilakia” lar dediği müstahkem şatoları yaptırdığı dönemde imar edilmiş, yeraltı geçitleri ve askeri amaçlı yapılar inşa edilmiştir. Kesme ve moloz taşlarla yapılmış duvarlar ve yuvarlak burçlar, son yıllara kadar onarım görmüştür. (Resim-1) 1875 yılında Zile’ye gelen Ziya Paşa, kale içinde askerlik şubesi ve birde okul binası yaptırmış, kapı üzerindeki kuleyi de saat kulesine dönüştürmüştür. Kale içinde çevreye dağılmış Roma ve Bizans dönemlerine ait sütunlar ve kitabeler bulunmaktadır. (Resim-2,3) Kule kapısının solundaki hücrenin üzerinde bulunan H.737 (1336) tarihli kitabenin, Ertena Beyi Aleaddin zamanında Şemsettin Seyis Bey tarafından konulduğu anlaşılmaktadır. Kalede ayrıca Sezar’ın Altıağaç’taki zaferini simgeleyen “Veni, Vidi, Vici” yazılı kitabesi de bulunmaktadır. (Resim-4) Kalenin bir tarafı (kuzeyi) kayalık olmasına rağmen bakıldığında yığma bir höyük üzerinde kurulduğu anlaşılmaktadır. Kalenin doğu yönündeki kayalık oyularak yapılmış birde amfitiyatro vardır. (AMPHITHEATRON) Tiyatro çift diyazomlu ve fazla büyük değildir. Büyük tahribata uğramıştır. Roma döneminde yapıldığı anlaşılan tiyatronun skene bölümü tamamen yıkılmış, proskene temelleride moloz yığınları altında kalmıştır. (Resim-5) Kalenin Kuzey doğusunda sarp kayalık bir bölgede birde kaya mezarı bulunmaktadır. Halk buraya Koca Kayzer Mezarı demektedir. Kalede ve Zile’nin içindeki yapılarda ve çevrelerinde antik dönem, Roma ve Bizans’a ait birçok ‘yapı taşı, Regula, stunlar, Plinthos, Kompozit stün başlıkları, architrav, kitabeler vs. gibi’ bulunmaktadır.

2.Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Zile;
Zile Antik çağlarda, Kapadokya, Pontus bölgesi, Roma eyalet sınırları içinde kalmış M.S. 5. yy. da Türkmen göçlerinin Anadolu’ya gelmesinden sonraki olaylar, Büyük bir hızla bu bölgede de başlamıştır. 11.yy.’da Danişmend, daha sonra Selçuklu Türkleri’nin, İlhanlılar’ın, Ertena devletinin Kadı Burhanettin’in egemenliğinde kalan Zile 1392 yılında Osmanlı Birliğine katılmıştır. Zile’yi ilk kez Danişmend Melik Ahmed Gazi 1073’te Bizans’tan almasıyla bölgede Türk hakimiyeti başlamıştır.
Zile ismi çeşitli kaynak ve zamanlarda (SİLAY, ZELA, ANZİLİA, ZELİTİD, ZELİTİS ve KARKARİYE) olarak gelmektedir. Tabii ben burada Zile’nin Türk tarihindeki yaşamış olduğu hadiselerden ziyade şehirdeki Türklere ait eserlerden bahsedeceğim.
Danişmend eserleri;
Kubbe Camii, İmam Melikiddin Türbesi, Şeyh Musa Fakih Türbesi Danişmend’lere ait birçok eserinde son yüzyıl içinde yıkıldığını bilmekteyiz.
Zile’de Selçuklu eserleri;
Ulu Camii; Selçuklu Sultanı 3.Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında 1267 yılında Mehmet Zalüli bin Ebu Ali tarafından yapılmıştır. Çeşitli tarihlerde bir kaç kez onarım geçirmiştir.
Ayrıca Zile’nin Küçüközlü köyü sınırları içinde Zile’den Kadışehri’ne giderken Deveboynunun tam karşısında yolun sol tarafında Selçuklulara ait bir han yeri vardır. (Bu konuya ileride deyinilecektir.)
Kireçli köyünün üst tarafında İlhanlı Hanı Olcayto zamanında yapılmış bir çeşme bulunur. Eretna komutanlarından Şemseddin Seyis Bey’in Yaptırdığı bir zaviyeye ait kitaba Zile Kalesi kapısında bulunmakta olup zaviye yıkılmış olduğundan yeri belirsizdir.
Beyazıd Bestami Camii; Bu cami Ali Kadı Mahallesinde olup 1206 ve 1305 tarihli iki kitabeye sahiptir. Mimarisi orijinal olup, Ertena zamanında külliye olarak kullanılmıştır. 3. yy. da bu külliye Zile’nin kültür merkezi olmuştur. Camide bulunan türbenin ise Beyazıd Bestami’nin yedinci kuşaktan torunlarından birine ait olduğu sanılmaktadır.
Zile’de Osmanlı Eserleri;
Hoca İshak Camii; Küçük Minare Mahallesindedir. 1475 yılında Fatih Sultan Mehmed zamanında Hacı Ali oğlu Hacı İsmail Tarafından yaptırılmıştır. Mahya kiremitle örtülü çift kubbeli ve küçük bir camidir.
Boyacı Hasan Ağa Camii;
Sakiler Mahallesindedir. Sultan 2. Bayezid zamanında 1479 yılında Sultan Hoca oğlu Ali tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi yoktur. Moloz taştan kare mekânı üzerine sekizgen kasnağa oturmuş kubbesi vardır. Mihrabı çok orijinal ve kıymetlidir. Üç kubbeli son cemaat yeri vardır. Taş kaideli minaresi tuğla örgülüdür.
Elbaş Camii;
Kentin doğu girişinde Turhal yolu üzerindedir. 1796’da Zile eşrafından Elbaş oğlu Seyid Ahmed tarafından yaptırılmıştır. Kesme moloz taşlardan yapılmış, Kare mekânı kiremit çatı ile örtülmüş güzel bir camidir.
Çifte Hamam;
Sakiler mahallesindedir. 17. yy. da yapıldığı tahmin ediliyor. Kitabesi yoktur. Hamam çift taraflı yaptırılmış olup moloz taş duvarlar üzerinde sekizgen kasnaklara kubbeler oturtulmuştur.
Yeni Hamam;
Dumlupınar Mahallesindedir. 16. yy.da Moloz taşlarla yapılmış hâlâ işletilen bir hamamdır. Giriş kapısı üzerindeki Osmanlı zamanında yapılmış Kuş evi çok orijinal ve dikkat çekicidir.
Çeltek Köyü;
Zile’nin 15 km. güneyinde kurulmuş köyün, ev, bahçe duvarları ve sokaklarda rastlanan Geç Roma ve Bizans eserleri görülmektedir. Köyde 13.yy. da burada yaşadığı söylenen Şeyh Mahmut Emircidoğan misafirhanesi bulunmaktadır.

3-Günümüzde Zile;
İleride de deyinildiği üzere günümüzde Zile, Orta Karadeniz bölgesinin tahıl ambarıdır. Tahılın her çeşidi, sebze ve meyve bol miktarda üretilmektedir. Yapılan Barajlar sayesinde sulu tarıma geçilmiş ve verim yükseltilmiştir. İlçeden demir yolunun geçmesi ile de sebze ve tahılın, Doğu Anadolu’ya saman ve küspenin taşınmasında büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Zile geniş bir ovada verimli topraklar üzerinde kurulu ta ilk çağ tarihinden günümüze kadar bölgenin ticaret merkezi özelliğini koruyan büyük bir ilçedir. Bölge ve Büyüklük olarak da il olmaya müsait bir yerdir. Bol miktarda tarihi mekânları mevcuttur. İlçede yılın her mevsiminde her türlü kültürel ve sosyal imkânlar mevcut olup, her yıl geleneksel olarak panayır kurularak ilçede büyük bir canlılık göze çarpmaktadır.
İlçede Büyük bir zahire pazarı, sistemli kurulmuş bir sanayi, spor tesisleri, un ve ayakkabı fabrikaları, küçük çapta işletmeler ve atölyeler mevcuttur. Bölge insanı eğitime de büyük önem vermekte olup ilçede güzel bir yüksekokul eğitim vermekte ve Fakülte binaları inşaat halindedir.
İlçe bolluk ve ucuzluk memleketi olup esnafları esnaflığın hakkını vermektedir. İnsanları sıcak, cana yakın ve merttirler. İlçede yeşil alanlar ve piknik yerleri de bol miktardadır. Demiryolu ve karayolu ulaşımı gelişmiştir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

MAŞAT HÖYÜK
1.Maşat ve Höyüğün Fiziki Yapısı;
Yöre halkının Höyük tepe dediği Maşat Höyük, Zile’nin kuş uçuşu 20 km. güneyinde, esas olarak Zile’ye 30 km. uzaklıkta verimli bir ova üzerinde ovaya göre yüksek bir yerde kurulmuş çok önemli bir Hitit merkezidir. (Resim-6)
Şu anda modern bir belediye olan Maşat Köyünün (Yalınyazı) 1500 m. Batısındadır. Maşat ovası etrafı ağaçlarla, yer yer sık ormanlarla çevrili olan dağlarla çevrelenmiş Tokat İlinin önemli bir ovasıdır ve tahıl merkezidir. Bölge genel olarak sulanabilir bir bölgedir. Küçüközlü Köyü yaylalarından gelen bir su ile Kasınözü köyün, Maşat Höyük’ün hemen kuzeyinde birleşerek batıya doğru 10 km. aktıktan sonra Yeşilırmak’ın önemli bir kolu olan Çekerek nehrine karışmaktadır. Bu saydığımız dereler yaz aylarında zaman zaman kurumaktadır.
Bu dere yataklarının eski çağlarda da insanların su ihtiyacını sağladığını zannediyorum. Köyün batı ve güneybatısında düz ovada 1.Zaman mermerleşmiş kalker blokları, büyük kitleler halinde yükselmektedir. Maşat Höyük bu mekanlardan birinin üzerine oturmuştur. Maşat Höyük’ün Kurulu olduğu tepenin kuzey kısmı toprak olmakla beraber güney kısmı kayalık bir mekân üzerine oturmuştur. Bu kayalık kitle, üstündeki şehrin tahkimini kolaylaştırmıştır. Maşat Höyük büyük bir şehrin teşekkülü için gerekli şartların hepsine sahiptir. Yapı malzemesi için gerekli taş, ağaç höyüğün hemen eteğinden kolayca sağlanmıştır. Eski Kuzey, Güney yolu veya Yöre halkının “Kayseri yolu” dediği anayol, ovayı Maşat Höyük’ün kuzey doğusunda 7 km. Kaya önü geçidinde keserek devam etmektedir. Böylece tarihi Kayseri-Samsun yolu Maşat’ın güney doğusundan ve Deveci dağlarından geçmektedir. Yol boyundaki Tümülüsler ve Höyükler bunun apaçık delilidir. Yine yol boyu hanlar ve kervansaraylar bu yolun Selçuklu ve Osmanlı zamanında da kullanıldığını göstermektedir.
Maşat Köyü 280 hane olup bugün belediye olmaya hak kazanmış modern bir yerleşim alanıdır. Maşat adı Meşhed’den gelmektedir. Köyü Horasan’ın başşehri Meşhed bölgesinden gelen Türkler kurmuştur.
Deniz seviyesinden 886 m. Yükseklikte Maşat Höyük, Orta Anadolu höyükleri göz önünde tutulursa “büyük höyükler” den olduğu anlaşılır. Doğu-Batı istikametinde uzunluğu 450 m. Kuzey-Güney istikametinde ise 225 m. Dir. Höyüğün bir tür aşağı şehir kısmını oluşturan bölümü doğu ve güneş doğu yönündedir. Kuzey, Güney ve Güneybatı yönleri diktir. Höyüğün kalıntıları ve çıkarılan eserler, boyutları, yapı harabeleri büyük bir Hitit yerleşim alanı ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.
Maşat Höyük, Hattuşaş’ta oturan büyük kralın temsilcisi olan bir Hitit Beyinin merkezidir. Höyük Ova üzerindeki muhkem bir yerde kurulması ve stratejik bir bölgede olması verimli topraklar, suyun bolluğu ağaç ve yapı malzemelerinin kolayca temin edilebilmesi höyüğün önemini artırmış ve uzun ömürlü olmasını sağlamıştır.


2.Maşat Höyük Sarayı ve Arşivi;

Saray, Geleneksel Hitit mimarisi olan avlulu yapı özelliklerinde ortalama 2 m. Derinlik ve 1.5 m. Genişlikle taş temeller üzerine doğu yönünde 80 m. Kuzey yönünde 100 m. uzunluğunda “L”biçiminde 2 veya 3 katlı olarak inşa edilmiştir. Avlusu Revaklıdır. Duvar örme tekniği yapıldığı çağlara göre ileri bir düzeydedir. Sağlam taş temeller üzerine ker***le örülü duvarların arasında ağaç dikmeler kullanılmıştır. Her iki yüzü köşelerde büyük ve kesme olmak üzere taş kaplanmış daha sonra içi ve dışı sıvanmıştır. Sarayda bulunan birçok oda amaçlarına göre düzenlenmiş, birinci kattaki ocaklı odalar günlük yaşantıya, zahire küplerinin dizildiği odalar ambar olarak kullanılmıştır. Giriş ve üst katlarda, arşiv, idare, ikâmet odaları doğu ve kuzey bloklarına sırayla dizilmiştir. 2.TUDHALİYA döneminde yanan saray 15.yy. da yeniden yapılmış Kaska saldırıları ile tekrar yakılıp yerle bir edilen saray M.Ö.14.yy. da 1. SUBBİLULİYUMA tarafından restore edilmişse de bazı bölümleri tahrip olmuştur.
Sarayın üst katındaki odalar daha ince duvarlarla örülmüş, çatı düz kirişlerle kapatılarak üstü toprak ile örtülmüştür. Pencereleri küçük olan sarayın duvarları açık renk badanalı bir görünüme sahiptir.
Burada Maşat Höyük Sarayına ait çok önemli bir yapı tekniğini de belirtmek gerekir. Sarayda, birbirine iyi alıştırılmış temel taşların iç ve dış yüzleri taban seviyesi altında ve duvar boyunca örülen bir sıra ufak taşlarla kaplanmıştır. Bu ince örgü esas temele bağlanmamış, onun iki yüzüne yapıştırılmış, dayatılmıştır. Kalın ve sağlam harcın kullanıldığı bu örgü, taban seviyesine kadar yükseltilmiştir. Bunların üzerine ker*** örgü basmamıştır. Böylece bu örgü temelde 25 cm. kalınlığında bir pabuç/çıkıntı meydana getirmiş olarak tabanın altında kalmaktadır.
İç ve dış kapı açıklıklarına rastlanmaması, yukarı kat odalardan birinin veya bir çoğunun tabanına çıkan bir kapaktan ağaç merdivenle bodruma inildiğini düşünebiliriz. Oda tabanları kalın sıvalıdır. Duvarlar birbirine paralel ve oda köşeleri daima dik açı halindedir. Temeller üzerindeki duvarlar dışarıdan getirilmiş, kum karıştırılarak çamurdan yapılmış ker***lerle örülüdür. Dış duvarlarda iri ker*** kullanılırken iç duvarlarda ince ker*** kullanılmıştır. Duvarlarda ağaç kirişlere de rastlanmaktadır. (Resim-7) Aynı tekniği revakların avluya ve odaların içine bakan uzun duvarlarında da görmek mümkündür. Duvarlar, odalardan bazılarının köşelerine örülen taş direklerle sağlamlaştırılmıştır. Arada ağaç direklerde kullanılmıştır. Bundan da anlıyoruz ki saray birden fazla kata sahiptir, duvarların hiç birinde resme rastlanmamıştır.
Sarayın doğuya bakan cephesinin bazı kısımları hem demir çağında hem de 1.ve 2. Hitit yapı katı tarafından tahrip edilmesine rağmen bu yönde birçok depo olarak kullanıldığı sanılan oda bulunmaktadır. Doğuya bakan odalardan birini (10*3.20) yükseklikleri iki metreyi geçen çok iri küpler doldurmuştur. Küpler bir sıra halinde olup yukarıdaki resimde (7) kalıntıları görünmektedir. Tahsin Özgüç’le kazı çalışmalarına katılan babam Rasim Türker bu küpleri bulmuş, ve ilk bulunduğunda içinde yanık buğday kalıntılarına rastlandığını söylemektedir. Biz bu kalıntılardan şehirde buğday tarımının yapıldığını ve sarayın büyük bir yangın geçirdiğini anlıyoruz yangının şiddetli olduğu saray duvarlarındaki ker***lerden de anlaşılıyor.
Maşat Höyük’te Sarayın doğuya bakan 19 odasında Hitit tabletleri (çivi yazılı) ve mühürler bulunmuştur. Hitit’lere ait tabletlerin, mühürler ve bullelerin sarayın bu bölümünde bulunması, burada saraya ve Hitit’lere ait bir arşiv bulunduğunun delilidir.
Maşat Höyük Alaca Höyük-Hattuşaş-Kaniş-Acem höyük-Boğazköy gibi Hitit yerleşim alanlarıyla büyük benzerlik göstermekte ve bunların hepsinde aynı yapı teknikleri kullanılmıştır.
Maşat Höyük Sarayı, Beyin ikametgâhını ve Hitit ülkesine bağlı bu bölgenin ekonomik ve siyasal yaşamının ve yönetiminin esas merkezini temsil etmektedir. Saray bir Beyin idaresinde gerçekleştirilmiş bir projenin eseridir. Maşat Höyük Sarayı en iyi korunmuş Hitit saraylarından biridir. Etrafı surla çevrilidir (Resim-8) Höyüğün bütün sitadelini Saray kaplamıştır. Saray o kadar geniştir ki tepede diğer yerleşim alanlarına (bina, vs.) yer kalmamıştır.

3. Sitadel Kazıları;
Maşat Höyük’te yapılan sitadel kazılarda saray ve civarında birçok yapı ortaya ç
çıkmıştır. Sarayın Kuzey yönü Birinci Zaman’ın Mermerleşmiş bir kalker bloğu üzerine oturmuş ve mimar planını ana kayanın ve onun üzerine yapılan suni ve tabii torosların şekline göre hazırlamıştır.
Maşat Höyük’ün kuzey kesiminde ana kaya’nın ileri-geri, çıkıntılı-girintili olduğu görülmektedir. Bunu göz önünde bulunduran Hitit ustaları ana kayanın çukur yerlerini taş ve topraklarla doldurmuşlar; inşaat alanını genişletmek ve düzleştirmek için, Höyük’ün Kuzeyinde büyük bir teras inşaa etmişlerdir. Teras önce taşla döşenmiş, sonra üzeri kalın bir toprak tabakasıyla doldurularak geniş bir inşaat alanı elde edildiği açıkça görülmektedir.
Yapılan Sitadel Kazılarında Saray’ın doğu yönünde binalar ortaya çıkmıştır. Saray yakıldıktan sonra, bu kesimdeki enkaz üstünde M.Ö. 14. Yüzyılın başlarından 1200 yıllarına kadar üç Hitit yapı katının teşekkül ettiği görülmüştür. Sarayın doğuya bakan dış duvarlarının temelleri, Höyük’ün meyline uyarak, kuzeyden güneye doğru yükselerek devam etmektedir.
Ayrıca Sarayın doğu yönünde bulunan bir evde (M.Ö. 13. yy. sonuna ait bir ev) bol miktarda hiyeroglifli bulla, seramik ve özellikle güneyden, Kıbrıs-Suriye’den ithal edilmiş eserlere rastlanmıştır. M.Ö.1200 yıllarında yanan evin sahipleri, tencerelerini, o esnada yanmakta olan ocağın üstüne bırakarak kaçmışlardır.
Maşat Höyük sarayından yukarıda geniş şekilde bahsedildiğinden şimdi o konuya fazla değinmeyip saraya ait avlunun su kanallarından bahsedeceğim.
Avlunun sularını boşaltan ve sarayın kullanıldığı sürece üç sefer yer değiştiren kanallar mevcuttur. Burada tepenin ve avlunun güneydoğuya doğru meyli fazladır; sular hep bir yöne doğru akmaktadır. En son kullanılan kanal, daha eski olan küçük kanallardan daha büyük ve daha sağlam olarak inşa edilmiştir. Avlunun meyline göre dirsek yaparak aşağıya inmektedir. İri taşlarla örülen kanalların yan duvarları yukarıya doğru daralmakta ve böylece meydana gelen sahte kemer de iri, yassı bir taşla kapatılmaktadır. Maşat Höyük kanalları, ancak bir saray avlusunun sularını akıtmaya yeterli boyutta küçük ama tipik birer Hitit kanallarıdır.
Sitadel kazılarında ayrıca Maşat Höyük sarayı enkazının bir bölümü üzerine inşa edilen, Saray avlusunun batısında kuzey-güneydoğu istikametinde C sunaklı bir bina ortaya çıkartılmıştır.
Maşat Höyük Büyük krala bağlı bir sınır beyinin vali veya komutanın başşehridir. Boğazköy’ün anıtsal yapılarının çok önemli bir bölümü, Maşat Höyükteki yapılardan daha sonra inşa edilmiştir. Maşat Höyük Sarayında ve yapılarında revaktaki taş kaidelerin hepsinde (bir delik hariç) dikdörtgen şekilli zıvana delikleri görülmektedir.
Maşat Höyük’ün büyük binanırı iki veya üç katlıdır. Kalıntılardan sarayın 3 katlı olduğu anlaşılıyor. Üst katların planı depo vazifesini gören bodrum ve zemin katın planından farklı olmalıdır. Kalın duvarların üstünden, üst katların ağacı bol ker*** duvarları yükselmektedir. Bu malzemeye göre üst katlar zayıf bir yapı tarzını temsil etmektedir. Çatılar düz ve damlar toprak örtülüdür. Tahminen pencere sayısı azdır. Kalıntılardan anlaşıldığı üzere sarayın içi ve dışı sıvalı ve badanalıdır.

4-Maşat Höyük’ün Mimari Özellikleri;
Maşat Höyük kazılarıyla çıkarılan eserler ve yapıların tümü Hitit Mimarisinin
genel özelliklerini taşımaktadır. Geleneksel Hitit mimarisi olan avlu yapı özellikleri,
Maşat sarayında en görkemli biçimde uygulanmıştır. Bütün yapılar taş temeller üzerine
ker***le örülü duvarlar ve bu duvarlar arasında ağaç dikmeler kullanılmıştır. Duvarların
her iki yüzü de köşelerde büyük ve kesme olmak üzere taş kaplanmış daha sonra duvarların içi dışı sıvanmıştır.
Saray yapısını inceleyecek olursak; Sarayda bulunan birçok oda amaçlarına göre düzenlenmiş, birinci kattaki ocaklı odalar günlük yaşantıya işaret ederken, zahire küplerinin dizildiği dikdörtgen planlı odalar ambar olarak kullanılmıştır. Giriş ve üst katlarda, arşiv, idare ve ikamet odaları sırayla dizilidir. 1.Subbiluliyuma döneminde sarayın batısına içinde sunak yeri olan bir bina inşa edilmiştir. Sarayın üst katındaki odalar daha ince duvarla örülmüş, çatı düz kirişlerle kapatılarak üstü toprak ile örtülmüştür. Sarayın duvarlarında bol miktarda küçük pencere bulunmakta ve duvarlar açık renkte badanalanmıştır.
Maşat Höyük’te Hitit ve Frig çağlarına ait 5 yapı katı ortaya çıkartılmıştır. Yukarı ve Aşağı şehir kazılarında ortaya çıkan yapılar, genelde iki odalı dikdörtgen ünitelerin yan yana gelmesi ile oluşan evlerin tabanları, sıkıştırılmış toprakla döşelidir. Evler yapı katlarına ve inşa edildiği devirlere göre farklılıklar göstermektedir.

5-Aşağı Şehir Kazıları;
Maşat Höyük’te aşağı şehir kazısına 1978 yılında başlanmıştır Sitadelin, kuzey, batı ve güneybatı yönleri, Höyük’ün ¾ ü dik ve aşağı şehirdir. Terası küçüktür. Buna karşın doğu ve güneydoğu yönü, dikliği az, geniş bir aşağı şehir ve teras halindedir. Bu alanlar ikinci terasa doğru genişlemektedir.
Aşağı şehrin büyük bir alanında kazı yapılmamış olup buralar hala tarla olarak kullanılmaktadır. Buradaki tarlalar kuyulardan sulanarak ekilip biçilmektedir. Sapanın yerini traktör aldığı için aşağı şehrin kazı yapılmayan kısımlarının üst yapı katları süratle tahribe uğramaktadır. Aşağı şehir şehir anlamını, bugünkü büyük şeklini Hitit İmparatorluğu zamanında almıştır.
Aşağı şehirde doğu-batı istikametinde uzayan kalınca (1.30 m.) dışında, diğerlerinin temel kalınlığı 1 m. dir. Temellerin iki yüzü ufak taşla örülmüş, araları moloz, taş ve çamurla doldurulmuştur. Odaların üstü ve içi üstü çamur sıvalı kalaslarla döşelidir. Kalasların araları ufak taşlarla doldurularak sağlamlaştırılmıştır. Binalar yangın geçirmiş, kömürleşmiş kalaslar yerinde kalmıştır. Kalasların kalınlığı 20–25 cm. arasında değişmektedir. Maşat Höyük bu zamanda büyük bir şehirdir. Yalnız yapı malzemeleri ve evlerinin boyları küçüktür. Bazen temellerde çok iri taşlarda kullanılmıştır. 4. Kat, Maşat Höyük’ün küçük eserler bakımından, en zengin katlarından biridir.
Aşağı şehir duvarlarında yer yer ker*** te kullanılmıştır. Ker***lerin boyları 42*30*9 cm. dir. Kazı alanında dağınık ve kesik duvarları meydana çıkarılan bu evlerin planlarını tespit etmek çok zordur. Ama evler genelde ikişer odalı ve duvarların birbirine dik açıyla bağlandıkları görülmektedir. Oda tabanları sert, tazyik edilmiş topraktır. Kullanılan çamurlara saman karıştırıldığı da halen bellidir. Geçirilen yangında iri küpler, mangallar, maltızlar, çömlekler kurtarılamayıp yanmıştır.
Prof. Dr. Tahsin Özgüç’e göre Sitadeli çevirmesi gereken Hitit suruna ait bir ize, henüz rastlanmamıştır. Maşat Höyükün doğu ve güneydoğu yönleri açık, zaptı kolay, alçak teraslar şeklindedir. Hitit çağında böylesine tehlikeli bir sınır bölgesinde kurulan bir şehrin etrafının surlarla çevrilmemiş olması şaşırtıcıdır. Bu mevzuya sonuç bölümünde değineceğim.

6-Hitit Çağı ve Eserleri;
Maşat Höyük’te bulunan eserler bol ve çeşitlidir. Şimdi bunların büyük bölümünü Tokat Müzesi, bir bölümünü de Ankara Arkeoloji müzesinde görmek mümkündür. Çivi yazılı Hitit tabletleri, damga mühür baskılı bulleler, Ankara Arkeoloji Müzesindedir.
Sarayda çok sayıda taşınabilir eserlerin bulunduğu ve bunların çoğunun seramik olduğu bilinmektedir. Bodrum katındaki büyük erzak küpleri sıra halinde yerlerinde bırakılmıştır. Sarayın büyüklüğüne göre çıkarılan seramik eser azdır. Büyük kısmı yangın sırasında diğer değerli eşyalarla birlikte taşınmış olabilir. Seramiklerin çoğu düzensiz, parçalanmış ve olması gereken yerlerden farklı bölümlerde bulunmuştur.
Hemen hemen tamamı M.Ö. 15. ve 14. yy. geleneksel Hitit seramiklerinin özelliklerini taşıyan çeşitli boy ve stilde testi, küp, vazo, kulplu ve kulpsuz çanak, tencere, fincan, maşrapa, çaydanlık, meyvalık, hayvan şeklinde içki kapları ve kaba seramiklerden oluşmaktadır.
Kendi aralarında çeşitli tiplere ayrılan küçük seramik eserler kırmızı, kahverengi ve boz astarlıdırlar. Çoğunluğu menli iken perdahlanmıştır. İri seramik kapların bir çoğu desensiz ve kalın duvarlı olup cins ve kalınlıklarına göre hemen hepsinin kiline şamot görevi yapan (çatlamayı önlemek için) irili ufaklı kum karıştırılmıştır. Kemik veya şimşir ağacı ile pişirilmeden önce perdahlanıp, genellikle kırmızı, kahve, deve tüyü astarlanırdı. Hitit uygarlıklarına ait bu eserler çoğunlukla, çeşitli seramikler, terrakotalar (pişmiş toprak) olmak üzere taş, maden, cam, kemik ve bu gibi malzemelerden oluşmuş zengin kullanım ve süs eşyalarıdır. Ayrıca Saray depolarında stok edilmiş uzun yumurta gövdeli sivri dipli şişeler, ok uçları, üç çatallı tunç silah, bıçak, çeşitli iğneler, taştan yapılmış üçgen prizma şeklinde mozaikler, bilezik parçaları, kalıplar, kemik bizler, pişirilmiş topraktan boğa heykellerine ait baş, boynuz, kulak ve ayak parçaları, pek çok seramik kapak, buller, mühürler ve bütün bu seramik buluntuların içinde en ilgi ekici olanları ise 130 adet çivi yazılı tabletleridir. Bu tabletlerden 116’tanesi tasnif edilmiştir. Bu konuya ileride deyinilecektir.
Ayrıca Maşat Höyük’te çok çeşitli çanak-çömlek eserler, yemek takımları, günlük ihtiyaçlarda kullanılan kaplar, derin çanaklar, iri fincanlar, iri ve küçük küpler, sivri dipli şişeler, testiler, süzgeçler, vazolar, meyvelikler, kaba tencereler, çift kulplu bardaklar, gaga ağızlı testiler, hayvan biçimli içki kapları, az miktarda madeni eserler, tunç çanak, silahlar, sap delikli balta kalıbı, günlük işlerde kullanılan madeni eşyalar, Tunç bıçak, hançer, tunç iğneler (çok çeşitli), tunç keskiler, çeşitli süs eşyaları, çeşitli takılar, çeşitli mühürler, taş kalıplar, basit bir şekilden plönemlere göre gelişen 3 ayrı tipte öğütme taşları, vs. eserler bulunmuştur.
Maşat Höyük’te çanak-çömlek yanında, madeni, seramik taş, kemik, pişmiş toprak eserler yanında, 1. Hitit katında bir de höyüğün tek altın eseri olan, şişe ağzı biçiminde bir altın eser bulunmuştur.
7-Frig Çağı ve Eserleri;
Frig’ler Batı Anadolu’dan sonra diğer bölgelere yayıldıkları zaman Hitit kentlerine yerleşmişlerdir. 500 yıl kadar aktif uygarlık dönemi içinde Friglerin Maşat’ta üst üste üç yapı katı kurdukları anlaşılıyor. Maşat’ta demir çağını yaşayan bu sanatkâr kavim bir çok eserler ortaya koymuşlardır.
Frigler seramik eşyalar üzerindeki dekoratif ve figüratif desenlerde çok başarılı olmuşlardır. Özellikle kraterler üzerindeki geometrik desenler, stilize geyik ve kuş figürleri ze***** ve ustalık bakımından emsalsizdirler. Seramik eserlerin başlıcaları şunlardır; Çanaklar, fincanlar, testiler, vazolar, kraterler, çaydanlıklar, çömlek ve küçük kazanlar, iri kaplar.
Maşat demir çağı Frig seramikleri yapı katlarına göre eski, orta, geç olmak üzere üç safhaya ayrılabilir. Eski safha seramikleri kaba ve kalın cidarlı olup, geometrik desenlerin hakim olduğu motifler tek renklidir. Orta safhada motifler büyük olup, hayvan, bitki, geyik ve kuş motifleri ile renkli boyanmıştır. Seramikler perdahlıdır. Geç safhanın boyalı seramiğinde astar üzerine krem renkte yeni bir panel tekniği ortaya çıkmıştır. Desenler bu panel üzerine çizilerek daha etkili hale getirilmiştir. Her üç safhada desenler kapların orta üst kısımlarına işlenmiştir.
Maşat’ta Frig Çağına ait bol miktarda eser ortaya çıkartılmıştır. Pişirilmiş topraktan at başı, üzerinde kabartma çiçek ve yaprak motifli kiremit renkli levha, keçi tasviri, tunçtan yapılmış iğneler, askı, ok uçları, fibulalar (saç tokası), çok az ithal kökenli seramikler.
Frig Çağı Maşat seramiğini de boyalı, nakışlı, tek renkli ve mutfak kapları olmak üzere üç gruba ayırmak mümkündür. Hepsinin hamuruna ince kum taneleri karıştırılmıştır. İsli, kaba mutfak kapları dışında, hepsi astarlı ve perdahlıdır. Çanak-çömleğin çoğu kırmızımsı, bozdan açık renktedir, siyah ve kahverengi renklerde kullanılmıştır.
Frig dönemine ait çok sayıda çeşitli çanaklar çıkarılmıştır. Geometrik şekillerle süslü fincanlar, maşrapalar, yonca ağızlı ve gaga ağızlı testiler, çok sayıda 2 veya 4 kulplu kraterler, renkli ve astarlı, süslü çok sayıda vazolar; bu vazolar genellikle silindir boyunlu, sepet kulplu çaydanlıklar, yuvarlak gövdeli çömlekler ve küçük kazanlar, iri kaplar, gövdenin dört yanı dikdörtgen yüksek tekne biçimli vazo, yumurta gövdeli çift kulplu çömlek, tek renkli iri kaplar, mutfak kapları, kapaklar, fibulalar, ok uçları, çeşitli tunç aletler, kemik aletler, pişmiş toprak eserler, yabancı kökenli eserler.
Tüm bu eserlerde dikkati çeken çok ince ve kaliteli bir işçiliğin uygulandığı gözlenmektedir. Orijinal süslemeler ve çeşitli renkler, açkı, astar, perdah sanatlarının da kullanılması ile eserlerin kalitesi daha da artmıştır.

8-Maşat Höyük’ten çıkartılan tabletler;
Maşat Höyük’ten çıkartılan çivi yazılı Hitit tabletlerinin sayısı 130 adet olup bunlardan 116 sı okunarak tasnif edilmiştir. Diğerlerinin okunamayış sebebi herhalde çeşitli tahribatlara maruz kaldığından olsa gerek. Bu tabletler “Odalar, Duvar üstleri, Çöb çukurları, Sarayın Revak kısmında” bulunmuştur. Bu tabletlerde Tanrı adları, Şahıs adları, Dağ adları, Irmak adlarına da rastlanmaktadır. Çıkarılan tabletler Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Tokat Müzesi’nde kazı numarası , yayın numarası ve buluntu yeri numaraları verilerek muhafaza edilmektedir.

1-Mektuplar;

A-Majeste Mektupları;

Bu mektupların sayısı 45 adettir. “Majeste’den-Kassu’ya, Majeste’den-Gassu’ya ve Zilapiya’ya , Majeste’den-Pulli’ye, Majeste’den-Piseni’ye, Majeste’den-Himuli’ye “ gibi ve birde tahribattan okunmayanlar vardır.

B-Görevlilerden Majeste’ye Mektuplar;

Bu mektupların sayısı 7 adettir. “Adadbel’den-Majeste’ye , Mariya ve Hapiri’den Majesteye, Dudusi,Aiuna’dan-Majeste’ye Gasturrahseli’den-Majeste’ye.”

C-Görevlilerden birbirlerine mektuplar;

Bu mektupların sayısı 23 adettir. “Gassu’dan-Humili’ye, Kikarsa’danTahazili’ye
Hulla’dan-Humili’ye, Pulli’den-Adadbeli’ye”

D-Kırık olup gönderildiği ve gönderenlerin bilinmediği ya da emin olunmayan mektuplar;

Bunların sayısı 24 adettir. “[......]’dan -Kassu’ya, Zilapiya’ya ve Hulili’ye” gibi.

2-Envanter Metinleri;
Bu metinlerin sayısı 17 adettir. “Şahıs listesi, Şehirlere göre şahıs listesi, Yapılara göre şahıs listesi, aralarında körlerin de bulunduğu rehineler listesi, Asker listeleri, Balta listeleri, Orak-Balta-Kama ve şahıs listesi, Aletler-tahıl-şahıslar ve şehirler listesi, Alet-ayakkabı-giysi listesi, Ekilen ekin listesi, Çeşitli görevlilerin elinde bulundurdukları listeler, Başka yerlere iskan edilen yerlerin halkların listesi, içki-ekmek listesi, Kadın ve Erkek şahıs adları listesi, Tuz listesi ve diğer hususlar.
3-Bir adet, Küçük fal metni, Etiket
4-Bir adet, Kaybokın tanrı efsanesi grubuna ait dini metin fragmanı.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

ÇEVREDE YAPILAN ARAŞTIRMALAR
1-Küçüközlü (İsa) Köyü sınırları içindeki araştırmalar;
a)Kilise;
Küçüközlü köyü Maşat’ın 2 km. doğusunda verimli topraklar üzerinde kurulmuş modern bir köydür. Bu köyün sınırları içinde Hitit ve sonraki dönemlere ait birçok yerleşim yerleri vardır. Köylülerce Kilise diye adlandırılan yer, bu yerleşim birimlerinin en büyüğüdür. Bu yerleşim yerinin Maşat’a yakın ve Maşat’ın fiziki yapısına benzer bir yapıya sahip olması, yerleşim yerinin üzerinde bir su kaynağının olması ve çiftçilik yapan halk tarafından bulunan çanak, çömlek, heykelcikler, büyük küp kırıkları, fincan vs. gibi birçok eser buranın büyük bir yerleşim alanı olduğunun delilidir. Buna rağmen bu yerleşim yerinde hiç bir kazı çalışması olmamıştır.

Kilise, diye adlandırılan bu yerin üzerinde şimdi çok sayıda tarla, bağ, bahçe vardır. Çiftçilikle uğraşan köy halkı ister istemez bu ve benzeri yerlere büyük zararlar vermektedir. Tarlasını süren insanlar burada kesme taşlar açığa çıkarmışlar, burada taş temellerin olduğunu anlayınca da inşaatlarda kullanmak amacı ile bilinçsizce bu temelleri sökerek taşımaya başlamışlardır. Bu sebeple bu yerleşim yeri büyük tahribata uğramaktadır. Tüm bu yerleşim yerlerinin gün yüzüne çıkması için o bölgenin insanı olarak bunu kendime borç bildim.
Kilise bulunduğu yer itibarı ile Küçüközlü Köyü’nün Kuzeydoğusunda 500 m. uzaklıkta bir tepe üzerinde, geniş bir alana yayılmıştır. Ovadan 45–50 m. yükseklikte kurulmuş bir yerleşim alanıdır. (Resim–9)
Kilise denen yerdeki kaynak suyunun çok kaliteli olması ve enerji kullanmadan köye dağıtılmasından dolayı bu bölgede su toplamak amacıyla kanallar kazmıştır. Bu kanallar kazılırken birçok çanak-çömlek ortaya çıkarılmış, çeşitli mutfak eşyaları da köylüler tarafından bulunmuştur. Tabii ki bunlar kazı yapılmadan ortaya çıktığı için çoğu kullanılmayacak derecede hasar görmüştür. Ayrıca su biriktirmek için açılan kanallarda çok eski dönemlere ait topraktan (pişirilmiş) yapılmış su boruları ortaya çıkmıştır. Buradan bulunan eserlerin renkleri genelde kırmızı, kahverengi renkli olup cilalı ve astarlıdır. Maşat Höyük’ten çıkartılan eserlere çok benzediği için burasının da bir Hitit yerleşim alanı olması muhtemeldir. (Resim–10)

b)Deveboynu;
Maşat’ın doğusunda bulunan, Küçüközlü Köyünün güneyinde, köyden akan derenin hemen kenarında, yaşlı insanların Kayseri Yolu diye andığı eski dağ yolunun başlangıcında, derin vadinin Maşat Ovasına doğru açılmaya başladığı yerde kurulan kervansaray harap olmuştur. Bölge köylülerce Han yeri diye de bilinmektedir. Han, Kayseri-Zile, Kayseri-Tokat arasındaki Selçuklu kervan yolunun Karamağra’dan sonra, Kadışehri üstünden doğruca sarp dağlardan inen kısa bir kolu üstündedir. İsa Köy (Küçüközlü) kervansarayı ile Pazar’daki Mah peri Hatun Kervansarayı (1238) arasında ve İsa Köy-Zile-Turhal arasında başka bir kervansaray yoktur. K. Bittel, bu yolun 2. Keyhüsrev zamanında çok işlek bir yol olması gerektiğini belirtmektedir. Kervansaray dikdörtgen planda, ortada üstü açık avlusu olmayan küçük, tipik bir Selçuklu hanıdır.

Harabede ve çevrede köylülerin bulduğu sikkelerin hepsi 13. yy. Selçuklu sikkeleridir. Kervansarayın dar bir geçitte olması da dikkat çekicidir. Yol önemini kaybedince kervansarayın terk edildiği anlaşılmaktadır. Bunun sebebi ise yolun tehlikeli ve güç geçilir olmasında aranabilir. O takdirde eski bir Roma yolu olan Sulusaray-Artova kervan yolu yalnız kalmış olacaktır. Kayseri Yolu diye bilinen bu yolun Karamağra çevresine gelindiğinde Roma dönemine ait bir yerleşim yerinin bulunması bu yolun Roma’lılar tarafından da kullanıldığına bir delildir. Bu yolun Osmanlı döneminde de kullanılması muhtemeldir. Rahmetli babam Rasim Türker ve Köydeki diğer yaşlı insanlar Kayseri Yolu ile Kayseri’ye alış-verişe giden insanların olduğunu söylüyorlardı. Hanın kaplama taşları söküldükten sonra geriye temel molozu ve horasan harç yığıntısı kalmıştır.

Assur Ticaret Kolonilerinin Kayseri-Kültepe’ye geldiklerini biliyoruz. Tahsin Özgüç Assur Ticaret Kolonilerinin Maşat bölgesine kadar geldiğini belirtmektedir. Bu ticaret kolonileri büyük bir ihtimalle Assur’dan Maşat’a gelirken bu yolu kullanmış olmaları gerektir, çünkü yol boyu Roma dönemine ait eserlerin olması ve bu yolun çok kestirme olması buna delil olarak gösterilebilir.

c)Sivricek;

Burası; Maşat Höyük’ün 3 km. kuzey doğusunda, Kilise’nin kurulmuş olduğu
yerleşim alanının 500 m. kuzey doğusunda bulunan sivrice bir tepe üzerine bir Tümülüs’tür. Bur dada Kilise’de çıkartılan çanak-çömleklerin benzerleri çok miktardadır. Bu Tümülüsün de etekleri tarlalarla çevrilidir. Hazine aramak maksadı ile, hazine avcıları burasını da delik-deşik etmişlerdir. (Resim-11)

2-Hanözü;

Deveboynu’ndaki hanın 3 km. güneyinde, dar ve derin vadide Kayseri Yolu üstünde, Hanözü köyünün yanında, derenin kenarında büyük bir kervansaray harabesi daha vardır. Köy ismini handan almıştır. Hanın kaplama taşları Zile Ulu Camii ve köydeki camide kullanılmıştır. Burası da bir Selçuklu Kervansarayıdır. Kayseri Yolu İsa Köy (Küçüközlü), Hanözü, Kadışehri, Çınçınlı Sultan Han, Karamağra, Sarıkaya, Boğazlıyan, Çokgöz, Köprü, Erkilet üstünden Kayseri’ye ulaşan kestirme bir yoldur.
Kadışehri’ne giden yolun sol kenarında, Köye bitişik vaziyette bir Hitit yerleşim alanı vardır. Burada bol miktarda Hitit seramiği ve Hitit yapılarında kullanılan ker***ler mevcuttur. Burası güneydeki Hitit şehirlerini, kuzeydeki Hitit şehirlerine bağlayan küçük ama geniş Maşat ovasına hakim bir noktada olduğundan önemlidir. Arazi ormanlık ekilebilir alan çok azdır.

Satıhtan derlenen seramiğin tamamı, Maşat seramiğine benzemektedir. Çanak-Çömlekler kırmızı, kahverengi, boz, sarımsı renkte olup astarlı, perdahlıdır. Burada yaşantı kısa süreli olmuş ve insanların Maşat ovaya yerleşme ihtimalleri vardır.

3-Üyük (Höyük);
Maşat’ın 7 km. kuzeydoğusunda aynı adı taşıyan köyün içinde sağlam, tahribe uğramamış bir höyüktür. Üyük köyü küçük bir köy olup, Höyük’ün etrafında kurulmuştur. Höyüğün etrafı tarla ve ağaçlıklarla çevrilidir. Höyüğün güneyinde büyük kayalıklar, doğusu seyrek ağaçlı ekili alanlar, kuzeyi ise açık bir ovadır. Ova seviyesinden yüksekliği 25-30 m. civarındadır. Höyüğün üstü düz, çok dik bir höyüktür. Höyüğün üstünde mezarlık vardır. Höyüğün çapı 250-300 m. civarındadır. Kuzeydoğu yönünde iyi işlenmemiş iri bloklarla harçsız olarak inşa edilmiş şehir surunun izleri görülmektedir. (Resim-12) Höyük üzerindeki mezar taşları surlardan veya eski yapılardan sökülmüş olabilir. Eskiden çok büyük olan bu köy şimdi küçülmüştür. Haritacılar Höyüğe P 101 işaretini vermişlerdir. Höyüğün doğusunda Kızilcin (Evrenköy) Kuzeybatısında Maşat-Zile yolu üstünde Hatippınarı, Güneyinde Çiçekpınarı köyleri bulunmaktadır. Üyük Maşat-Zile yolu kavşağına 2 km. mesafededir.

Satıhtan toplanan seramik, çanak-çömleklere bakılırsa, buranın Hitit çağında büyük bir şehri temsil ettiği anlaşılmaktadır. Kırmızı, boz, açık kahverengi astarlı Hitit seramiğinin her tipine rastlanmaktadır. Buluntular, yerleşim alanında Eski Tunç Çağı, Demir devrinin de yaşandığını göstermektedir. (Resim-13)
SONUÇ

a)Maşat Kuzey Anadolu ile Orta Anadolu arasında bir geçiş bölgesidir;
İlk çağda Mezopotamya’da kurulan devletlerle Anadolu’da kurulan devletler arasında kültürel ve ticari münasebetlerin bulunduğunu biliyoruz. Özellikle Assur Ticaret kolonilerinin Kayseri-Kültepe’ye kadar geldiklerini ve orada ticari merkezler oluşturduklarını da biliyoruz.
Maşat Höyük ise Kültepe ile Boğazköy, Alaca Höyük, Hattuşaş arasında bir geçiş bölgesi oluşturmaktadır. Maşat Orta Anadolu ile Kuzey Anadolu arasındaki bağlantıyı sağlayan önemli bir merkezdir. Tüm bu merkezler birbirinden etkilenmişler ve aralarında ticari ilişkilerde kurulmuştur. Hatta şunu da söylemek mümkündür. Mezopotomya kültürü Orta Anadolu ve Kuzey Anadolu’ya Kültepe ve Maşat üzerinden yayılmıştır. Maşat Höyük’ten çıkartılan çanak-çömlek, seramik, eşyalar vs. nin benzerlerinin Alaca Höyük, Boğazköy, Hattuşaş, Eski Yapa, Kültepe’dede göze çarpmaktadır. Bu da gösteriyor ki bu şehirler birbiriyle tarih boyunca irtibat içinde olmuşlardır.
b)Maşat Höyük’te ve çevredeki yerleşim birimlerindeki tahribat meselesi;
İlkçağ ve daha sonraki tarihi yerleşim merkezlerine ait tahribatları sıralayacak olursak başlıcaları şunlardır.
1-Bu mekânlarda hazine arayan bilinçsiz insanlar.
2-Yerleşim yerlerinin tarla, bağ, bahçe olarak kullanılması.
3-Yerleşim yerlerindeki temel taşlarının yeni inşaatlarda kullanılmak amacı ile sökülmesi (Özellikle Köylerde)
4-Çiftçilerin bu bölgelerdeki tarım alanlarını kasıtlı olarak derin işlemesi (Bir şeyler bulurum düşüncesiyle)
5-Eski yerleşim birimlerinin koruma altına alınmaması
6-Devletin tarihi mekânlara olan ilgisizliği vs.
Tüm bu anlatılan sebeplerden dolayı tarihi mekânlar çok hızlı ve acımasızca yağma ve tahrip edilmektedir. Eski çağlara ait büyük heykel, tapınak vs. eserler batılılar tarafından çalınmış, kaçakçılar cüzi fiyatlarla turistlere bu kıymetli eserleri pazarlamış ve halen de devam etmektedir.
Esasen bu mevzuda bir kitap bile yazılabilir. Bu işin önüne nasıl geçilir, nasıl bir devlet politikası uygulanmalıdır. Her ilk çağ medeniyetini korumak için ayrı vakıf mı kurulmalıdır, seminerler sempozyumlar mı yapılmalıdır, her ne yapılacaksa acilen hayata geçirilmelidir. Yerleşim yerlerindeki tarla, bağ, bahçeler devlet tarafından satın alınarak oraya bir sosyal tesis kurulmalı, bekçi yerleştirilmeli yerleşim alanının etrafı çevrilmeli, doğal afetlerden etkilenmemesi için de gerekli çareler araştırılıp hemen işleme sokulmalıdır.
c)Maşat Höyük’ün etrafını surlarla çevrili olup olmadığı meselesi;
Genellikle ilk çağa ait yerleşim yerlerinin etraflarının surlarla çevrili olduğunu bilmekteyiz. Çok kıymetli ilim adamı, hocamız Prof. Dr. Tahsin Özgüç “Maşat Höyük sitadelinin/daha doğrusu sarayının, şehrin bir surla çevrilmemiş olmasını anlamıyorum” diyor. Ben bu teze katılmıyorum. Çünkü Anadolu’daki tüm Hitit şehir ve saraylarının etrafı surla çevrilmiştir. Savunması Maşat’tan daha kolay olan Hitit şehirlerinin etrafı surla çevrili iken, düz bir ovada her türlü akın ve istilaya maruz kalabilecek bu yerleşim yerinin surla çevrili olmadığı düşünülemez. Ayrıca Maşat Hitit şehirleri içinde bir uç şehir (Sınır Şehri) olma özelliği de taşımaktadır. Bu da şehrin surla çevrilmesi için geçerli bir sebeptir. Yine Maşat’ta aşağı şehir kazıları tam manasıyla tamamlanmış değildir, belki de surlar kazı yapılmamış olan daha geri bölgelerde mevcut olabilir. Çünkü Maşat stratejik bir bölgede bulunmaktadır ve her türlü akına da açıktır. Muhkem bir tepe üzerinde de kurul değildir. Tüm bu şüphelerin açıklığa kavuşturulabilmesi için tamamlanmamış olan kazı çalışmaları bitirilmeli veya gerçekten sur var mı yok mu deneme kazıları yapılmalıdır.

KAYNAKÇA
• ÖZGÜÇ, Tahsin, Maşat Höyük 1
• Maşat Höyük 2, T.T.K. Basımevi, Ank. 1979
• ÖZGÜÇ, Tahsin, Maşat Höyük Kazıları ve çevre araştırmaları
• T.T.K. Basımevi, Ank. 1978
• YAVİ, Ersal, Tokat (Komana). İst. 1986
• ALP, Sedat, Maşat Höyük’te bulunan çivi yazılı Hitit Tabletleri,
• T.T.K. Basımevi, Ank.
• ÖZCAN, Birsel, Tokat Müzesi Rehberi.
• Tokat Müzesi 1930 ve 1953 yılları arasındaki kayıtlar
• EDHEM, Halil, Tokat Kitabeleri
• Tokat il yıllığı
• Türkiye Ansiklopedisi, Cilt;IV
• Meydan Larousse, Cilt;XII
• Rehber Ansiklopedisi, Cilt;XII
• Türk Ansiklopedisi, Cilt;XXXI
• İslam Ansiklopedisi, Cilt XII-I
• ÇELEBİ, Evliya, Seyahatname
• EMRE, Kutlu, Maşathöyük’te Eski Tunç Çağı
Bell. Cilt;XLIII/169;1-48
• ALP,Sedat, Maşat-Höyük’te Keşfedilen Hitit Tabletlerinin Işığı Altında Yukarı Yeşilırmak Bölgesinin Coğrafyası Hakkında
Bell. Cilt;XLI/164;637-647
• ÖZGÜÇ, Tahsin; Maşat Höyük II Bell. Cilt ; XLVII/188;1225-1227
• ALP, Sedat ; Maşat Höyük Bell. Cilt ; XLIV/173;25-60
• Araştırma ve inceleme gezileri

Ali TÜRKER
Tarih Öğretmeni

Hiç yorum yok: