25 Haz 2012

Tokat Zile'nin Düğün Adetleri (Oldukça Ayrıntılı Bir Araştırma)

Araştırma : Semra - Yusuf MERAL
Araştırmacı - Eğitimci - Yazar
(HER YÖNÜYLE ZİLE  - Sanem Matbaacılık, 108 sh., sh. 103 - 112'de yayımlandı.)
DÜĞÜN ÂDETLERİNE BAŞLARKEN
            “Allah'ın emri ve Peygamber'in kavli" ile kız evini çalan oğlan evi, "Ne yapalım Allah yazmış, kader böyleymiş" diyen kız evi, kulağınız bende, gözünüz yazdıklarımda ola...
            Önce oğlan evi sözüm size. Öyle ya kolay mı Zile'den kız almak? Hazırlayın bakalım binlikleri. Kız evi de yabana atmasın şu sözü : 'Aldı başlığı ama, helâl olsun vermesini de bildi. Bir ev için ne lâzımsa hepsini yaptı." dedirtebilecek mi bakalım?
            İşte düğün anlayışımız, işte kızıyla, oğlanıyla Zileli, İşte Türk'ün geleneğinin bir parçası.
            Açalım bakalım Orta Karadeniz'in şirin bir şehri olan Zile'mizde düğün nasılmış, ne var, ne yok buna ait? Görelim ona göre hazırlanalım Zile'den kız almaya, oğlan evermeye...
EVLENME ÇAĞI
            "Hele bir askerden gelsin de...." "Ben askerliğimi yapmadan evlenemem”, “Askerliğini yapsın, gelsin de öyle, bakalım kısmet neyise..., " Ve askerlik, askerlik ille de askerlik geliyor evliliğin ilk şartı. Kız istemiyor, oğlan istemiyor, ana - baba İstemiyor askerlik yapmadan evlenmeyi, evermeyi.
            Bakın erkek ne diyor? Şaban Ağlamaz 19 yaşında, terzi, nişanlı) "Bir sene kaldı şurda, ondan sonra ayrılık var, hayırlısı olsun, hele bitsin de askerlik ondan sonra Allah kerim."
            Anası : (Döndü Ağlamaz, 53 yaşında) “Bir bu oğlumuz kaldı, onu da bi baş göz edeydik. Ama askerliğini yapsa, daha hayırlı olacak.” Baba da aynı fikirde. Gelin kıza sordum : "Canının sağlığıyla gidip gelsin de öyle" dedi ve güldü.
            İşte böyle, nişanlı olsun olmasın askerlik şarttır Zile'de. Askere gitmeden bir erkek evlenmeyi istemez. Kız da askerliğini yapmamış olanı tercih etmez çoğu kez. Gençler böyle düşünür de ana baba hoşnut olmaz mı?
            Yalnız köylerimizde gençler istemese de büyükler, bilhassa oğlan tarafı şenlik olsun, oğlumuzun yerini doldursun diye düşünseler gerek, askere gitmeden de evlenmeler olur. Yine köylerimizde kadın evde olduğu gibi tarlada da çalıştığı için askere gidenin görevi normal olarak, eşine düşecektir. Oğlan evi bunu düşünerek hemen erkek askere gitmeden evlendirmeye başvurur.
            Bu tutumun sakıncaları gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor tabi. Erkek hayatı için askerlik ön plânda gelen bir vazife olduğu gibi, ayrıca erkeğin iş güç sahibi, elinin ekmeğe ermiş olması da şarttır. Şehrimizde babası zengin, baba malına güvenen erkekler gözde değildir. Çalışan, kendi kazanan, az da olsa kendi alın teriyle yuva kuracaklar tercih edilir.
            Yalnız köylerimizde, çiftçilikle uğraşılır. Tarla, bağ, bahçe çoğunlukla baba malıdır, babadan kalmadır. Bu ayrı bir durumdur. Fakat bu arada şunu da unutmamak gerekir ki, köyden ayrılıp İstanbul ve Almanya'ya çalışmaya giden erkekler de çoktur. Böyle olunca babadan kalma bilmem kaç dönüm tarlası olan bir erkek yerine, dışarıda çalışan erkeğin tercih edildiği bir gerçektir.
Geçimini Topraktan Sağlamaya Çalışan Çiftçi Ailesi Harmanda
            Kızların evlenme çağı diye bir kesinlik yoktur. Normal olarak 15 yaşına gelen her genç kız evliliğe hazır görülür. (Özellikle eskiden). Her yerde olduğu gibi kızın evlenme arzu ve isteğini açıklaması çok ayıp sayılır. Bu yüzden kızın evlenme çağında bir kesinlik olamaz. Kısmeti çıkan, kapısı çalınan her genç kız evliliğe hazır demektir artık.
            Erkekte meslek aranıyor, askerliğini yapmış olması bekleniyor da kızda bir şeyler aranmaz, istenmez mi hiç? Zile'de kızdan en çok beklenen, marifetli olması, ev işleriyle yakından ilgili olması gerekir. En başta; "Ağır başlı; kalkması, oturması yerinde olmalı" denir. Her yerde ve her zaman olduğu gibi güzel olması da söz konusu olduğu için belirtmeye gerek duymuyorum.
            Güzel olmayıp yukarıda sayılan meziyetleri taşıyan kızlar da mutlu olma hakkına sahipler şüphesiz. Budur genel düşünce Zile'de. Kız dediğin terbiyeli, ağırbaşlı, temiz, marifetli (Dikiş nakış, örgü bilmeli) hele de yemek pişirmeyi çok iyi öğrenmelidir. Aksi takdirde o genç kız puan kaybedebilir (Şimdi bu şartlar en çok ev kızları için söz konusu, tahsil gören kızlar için biraz daha yumuşaktır bu kurallar.) Bir oğlan anasına sordum, oğlunu everecekmiş, münasip bir kız arıyormuş : (Şükriye Ökten, 47 yaşında ev kadını)
            - Nasıl bir kız istiyorsun? dedim. - On parmağında on marifet olsun, yüzüne bakılmayacak gibi çirkin de olmasın yeter. Büyüğünü, küçüğünü bilsin. Güzelliğe doyulur kızım ama, huy güzelliğine asla doyulmaz"dedi. Doğru da söylemiyor değil hani.
KIZ BEĞENME YERLERİ
            Zileli eğlenceye düşkün, Zileli toplu halde eğlenmeyi sever, Baharla beraber onlar da dışarı açılır; çeşitli yerlerde belli günlerde kır gezmeleri düzenlenir. Bu eğlenceler her hafta, değişik yerlerde yapılır. "Ağbaba Seyri”, "Gezir Seyri". "Ulukavak Seyri' "Şeyh Ahmet Seyri" "Kiraz Seyri", piknik yapılan eğlencelerdir.
            Bu eğlencelerde muhakkak ki gençler daha çok eğlenecek, gülecek; oynayacak ve kızsa beğenilmeye, oğlansa beğenmeye çalışacaktır. Evlenmek isteyen, evlenen erkeklere sorarsanız hiçbiri yoktur ki Zile'de bu eğlencelere kız seçmek için, beğenmek için gelmemiş olsun.
            Ya genç kızlar, onlar da hiç gizleyemezler bir 'Kiraz Seyri"ni, (Şimdi Kiraz Bayramı deniyor. İki sene önce festival yapılmıştı.) dört gözle beklediklerini. Zile'de hemen her ailenin kasaba dışında üzüm bağları vardır. Bahar gelince, her hafta sonu herkes taşınır bağlara; yer, içer, eğlenir, akşam döner evine. En çok da bağlarda görür gençler birbirlerini. Allah yazınca da "Kiraz Seyri" neden olur çıkar işte.
KIZA BAKMA USULLERİ
            Bir genç kız nasıl ki evlenme istek ve arzusunu açıklamaktan çekinirse, bazı genç erkekler için de bu söz konusudur. Beğendiği, istediği bir kız vardır, ama bunu bir türlü ailesine açamaz, söyleyemez. Evlenmek isteyen erkek eve geç gelmeğe, babasına, annesine karşı gelmeğe başlar, Ailesi uyanık olanlar onun evlenme arzusunda oluşunu anlar ve teşebbüse geçerler. Bazı gençler babasına açılmasalar da annesine veya kız kardeşine bu isteklerini söyleyebilirler. Anne aracılığıyla de babaya bildirilir bu durum.
            Eğer genç erkeğin önceden düşündüğü bir kız yoksa araştırmayı, ailesine bırakır. Erkek tarafı da komşuları, yakın akrabalarıyla birlikte düşünür taşınırlar. Düğünde, hamamda; seyirlerde görüp beğendikleri kızlar üzerinde konuşulur. Erkek tarafı durumlarına uygun kızları aramağa başlar böylece.
            Eğer üzerinde durulan bir kızı istemeye oğlan tarafı cesaret edemiyorsa görücü gitmeden kız evini de tanıyan birisi aracı konur. Bu ekseri nüfuzlu bir erkek veya kadın olabilir. Aracı, kız ana veya babasına '' … Hanımın oğlu veya … efendinin oğlu da maşallah aslan gibi oldu, eli de ekmeğe erişti. Her halde evereceklermiş, uygun bir kız arıyorlar" gibi bir ön hazırlık yapar.
            Kız tarafı oğlanı ve ailesini beğeniyor ve kızını da evlendirmek istiyorsa kaçırmak istemez bu fırsatı zaten. Daha sonra aracı "Sizin kızı isteseler verir misiniz?" der. O zaman niyetleri anlaşılır. Verecek olurlarsa "İyi çocuk hani, kızımız da küçük ama …" gibi hafif yollu itirazlarda bulunulur. Hiç yanaşmayıp, oğlan tarafını, oğlanı beğenmiyorlarsa "Bizim onlara verecek kızımız yok." der keserler.
            Kız tarafının gönlü olur, kız verilirse aracı yaşadı demektir. İstesin isteyebildiği kadar oğlan evinden. Düğün boyunca hediyelere boğulur. (En azından bir elbiselik giyer.) Bu kişilere Zile'de dünür başı denir. Dünür başı demek bir kızla, bir oğlanın evlenmesinde en büyük rolü olan kişi, demektir.
            Dünür başılar bazen önceden gönderilmeyebilir de. Oğlan eviyle beraber kız istemeye gidilir. Orada gerekeni söyler. Kızlarını bu aileye vermekle mesut edeceklerini, en isabetli bir iş yapacaklarını söyleyerek kız anne ve babasını razı etmeğe uğraşır. Zile'de evlenmelerde dünür başlarının rolü büyük, değeri fazladır. Yalnız şu var ki her genç kız ve erkeğe kefil olunamaz. Eğer bir dünür başı çok ısrar ediyorsa bu işte muhakkak o kız veya oğlan iyidir diye düşünülür.
GÖRÜCÜLÜK
            Eğer önceden düşünülen, istemeye karar verilen bir kız yoksa, erkek tarafı kız aramağa başlar. Görücü gidilir komşuların, tanıdıkların tavsiye ettikleri kızlara. Görücü gitmek, Zile'de kıza bakmak anlamına gelir. Her kıza bakılır, görücü gidilir ama, isteme, beğenilirse yapılır.
            Görücü gitme günü ekseri Perşembe’dir. Görücü giden oğlan evini, oğlan anası, varsa evli kız kardeşi veya yengesi temsil eder. Ayrıca oğlan evinin yakın akraba veya tanıdıklarından ekseri orta yaşlı, nüfuzlu bir hanım da katılabilir bu görücülere. Görücüler gittikleri kızın kendisiyle beraber evini de incelemeye koyulurlar. Kız evinin temizliği, giyimi, intizamı iyice gözden geçirilir.
            Yetişkin kızı olan anne, gelenler eğer tanımadıkları kimselerse, maksadı anlar. Kız da anlar ya zaten. Hemen kız üstüne başına çeki düzen verir. El Öpmeye gider yanlarına. Şeker ve kolonya ikram eder. Bu nezaket icabı yapılan ikramlar aynı zamanda kızın görücülere gözükmesidir. Kız evi, oğlan evi hakkında daha önce iyi niyet beslemiyorsa, genç kız misafirlere çıkmayabilir de. Genç kızın yanlarına çıkmaması görücüler için kırıcı olur tabi. Görücüye çıkmama yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır. Artık düşünülebiliyor ki, kızı vermek istemeyiş, tekliften sonra "hayır" cevabını vermekle de mümkündür.
            Görücülükte sadece kız evi mi niyetlerini gösterme hakkına sahipler sanki? Oğlan evi de bakmaya geldikleri kızın evini veya kızı beğenmezlerse bunu belli etmezler mi? Bakın oğullarına kız arayan Azbiye Teyze’nin (Azbiye Çokbilir, 53 yaşında ev kadını) annesinin başından ne geçmiş? O bana anlattı ben de sizlere aynen anlattığı gibi yazıyorum :
            - Bir kıza bakmaya gitmişler rahmetli annem abime. Yanında çok lâfçı, bilmiş bir komşumuz da varmış. O da sizlere ömür. Bir müddet beklemişler, gelen giden yok canları sıkılmaya başlamış. Tam karşılarında da kocaman bir ayna varmış. Annem canının sıkıntısından hiçbir şey görmüyormuş ama, hiç komşunun gözünden bir şey kaçar mı? “Hele şu aynanın tozuna bak, hiç el değmemiş anlaşılan. Kalkın, gidelim, belki de utandıklarından gelemiyorlar." demiş. Annem: "Olmaz ayıp olur.” diyorsa da o zorlamış. Ayrıca aynaya yaklaşıp, parmaklarıyla bir şeyler çizmiş. Annem o zaman farkında değil bir şey yazdığının, tozuna bakıyor, inceliyor sanmış.
            Dışarı çıkmışlar. Ev sahibiyle karşılaşmışlar. Hiçbir şey söylemeden, kız anasının şaşkın bakışları arasından soluğu dışarıda almışlar. "İyi oldu, çok iyi yaptım. Bizi bekletmeselerdi belki yazmazdım ama madem onlar öyle yaptı ;ben de yazdım işte. “Annem şaşkın şaşkın : Ne yazdın, ne yaptın ki?" diye sorduğunda komşu teyze : "Parmağım kalem, ayna kâğıt, toz da mürekkep oldu ve şöyle yazdım : ‘MAAŞALLAH BU EVİN KIZINA, YAZI YAZDIK AYNASININ TOZUNA.' demez mi? Annem bir daha o teyzeyle görücü gitmeye tövbe etmiş.
            İşte böyle, oğlan evi de eleştirecek bir yan görmesinler yeter ki. Yazmasalar da her gittikleri yerde kızın ve evinin dedikodusunu yaparlar. Bu da o genç kız için hiç de iyi puan olmaz tabi.
            Görücüler kızın temiz olup olmadığını anlamak için neler yapmaz ki... İyi süpürge yapıp yapmadığını anlamak için kilim veya halıyı kaldırıp altına bakarlar fırsat bulurlarsa. Bulamazlarsa, mahsustan kilim veya halıya takılır ve öylece görmüş olurlar gübür (çöp) olup olmadığını. Yine divan, makat (sedir) altlarına bakmak için bir yoluna getirip örtüyü kaldırarak, temiz ve intizamlı olup olmadığı gözden geçirilir.
            Pencere camlarının, kapıların temizliğine, evin intizamlığına, duvarların kireçli (badanalı) olup olmadığına dikkat edilir. Görücü evin temizliğini, intizamını izler de alacakları kızı izlemezler mi hiç? Başında dedik ki 'güzel olması istenir tabi. Ancak en önce de şunlara dikkat edilir.
            Ömür boyu oğullarıyla aynı yastığa baş koyacak kızın ağız kokusunun olup olmadığına çok dikkat edilir. Bunun için, görücülerden biri genç kıza yaklaşır, boynuna sarılır veya konuşturmaya çalışır. Ayrıca bu yaklaşma ve boyna sarılmada ter kokusu olup olmadığı da anlaşılmaya çalışılır. Daha da ileri giden, açık göz oğlan evi ta giderek hamamda genç kızı gözden geçirirler. Genç kızın hamama gideceği günü haber alarak o gün hamama gidilir. Kızın vücudu gözden geçirilir Herhangi bir yara bere, dışardan fark edilmeyen bir kusurunun olup olmadığına bakılır.
            Huyunu anlamak için de kızdan bunaldığı bir sırada soğuk su istenir. Verirse sabırlı ve merhametlidir. Ayrıca genç kızı yıkanırken sadece kendini mi yıkıyor yoksa; ailesine, tanıdığına, hatta aynı kurnada yıkandığı diğer kimselere yardım ediyor mu diye göz gezdirilir.
KIZ İSTEME (DÜNÜR GİTME)
            Evet, işte geldik bütün araştırma ve gözlemlerden iyi puan alarak çıkan genç kızı, ailesinden istemeye. Oğlan, kızı tanıyorsa ve beğeniyorsa doğrudan kızı istemeye girişilir Erkek tarafından daha önce giden görücüler, yine bir akşam (veya gündüz) kız evine giderek, konuşma ve hoş sohbetten sonra, oğlan annesi veya yaşlı birisi 'Allah’ın emri, Peygamber'in kavli ile kızınızı oğlumuza almak istiyoruz' diye ziyaretlerinin asıl maksadını açıklamış olurlar.
            Derler ki, “Kız evi naz evidir.” Böyle olması da gerekir zaten. Hele de oğlan ve ailesini kız evi tanımıyorsa, geniş bir bilgiye sahip değilse muhakkak, düşünmeleri gerektiğini söylerler. Bu yüzden zaman isterler. Kız annesi : "Babası ve abileriyle görüşüyüm. Allah yazdı ise olur.' der. Nasıl ki oğlan tarafı kız hakkında incelemeye girişiyor, araştırıyor, kızı gözden geçiriyorsa, kız tarafı da bu araştırmayı yapacaktır elbette.
            Daha önce belirttiğim gibi erkeğin askerden gelmiş olmasına, elinin ekmeğe erişmiş olmasına çok dikkat edilir. Bunlardan başka erkekte acaba aşırı bir içki içme ve kumar oynama alışkanlığı var mı diye düşünülür. Sorulur, araştırılır bu konu. Üzerinde önemle durulur.
            Yine oğlan evinin kalabalık olup olmayışı göz önünde bulundurulur. Hiçbir anne baba; aynı çatı altında yaşayan, aynı kazandan yemek yiyen birden fazla ailenin oturduğu bir eve, kızlarını vermek istemez. Çokluğun, kalabalığın yuva saadetini bozacağı düşünülür. Böyle olunca zengin olduğu halde kalabalık bir ailesi olduğu için istediği kızı alamayan kaynanalar, beğendiği kıza kavuşamayan delikanlılar çoktur. Bakarsın o kızı; fakir, bir anası, babası olan - Belki onlar da yoktur - bir gence veriverirler.
            Ancak, Allah yazdıktan sonra hiçbir şey engel olamaz. “Paşanın kızı posaya, posanın kızı Paşa’ya düşer." demişler. Oğlan evi de diretmeyi görsün. İstediği kızı koparıverir dalından, ne kadar engel çıksa da karşısına.
            Evet, diyelim Allah yazdı iki genci birbirine, İii taraf da hazırlar, almaya ve vermeye. İşte asıl bundan sonra başlıyor Zile düğünü, düğün geleneğimiz. Duyulur ki falanın kızı filâna verilmiş. Dostlar sevinir, düşmanlar üzülür. Oğlan tarafı mutlu sevinçli, kız tarafı da mutlu ama buruktur bu mutluluk. Benliklerini, kızlarının mutluluğunu telaş etme kaygısı sarmıştır hep. Büyütüp besleyip el oğluna verme üzüntüsüdür bu telâş. Ayrılık acısıdır bu üzüntü.
            Kız evi üzüle dursun, oğlan evi sevine dursun, biz gelelim bundan sonraki olanlara...
KIZ ve OĞLANIN GÖRÜŞMESİ
            Bu arada şunu da belirteyim, kız ve oğlanın (hele de kızın) bu alma ve verme işinden, çok eskiden hiçbir rolü olmazmış. Her şeyi büyükler halleder, iki gence de nikâhlanmak düşermiş. Nikâhlanana kadar oğlan kızı göremezmiş. Kızlar bu konuda biraz daha şanslı olsalar gerek. Çünkü sorduğum bir kaç nine, nişanlanana kadar görmemişlerse de nişanlandıktan sonra bu murada ermişler. O da şöyle : (Ayşe Uyanık : 72 yaşında) “Bir gün annemle pencerenin önünde oturuyoruz Penceremiz kafesli olmasa anacığım değil oturtmak, yanına bile yaklaştırmaz ya. Ben hayhayına (çabuk çabuk) elimdeki oyayı yapıyorum. Ah kızım ah o zaman şimdiki gibi mi? Şimdi maaşallah her şey hazır. Hem o zaman işini başkasına bile yaptırsan makbul sayılmaz. İlle de göz nuru, alın teri olacaktı.
            Sizler iyi zamandasınız Dünya’nın. Neyse. O gün öyle, bugün böyle. Ne diyordum? Haa hemencecik unutuveriyorum. İhtiyarlık işte. Elimde oya yapıyorum demiştim. Anacığımın da elinde bir iş vardı, şimdi aklımda değil, O benden de şip (çabuk) yapardı. Birden : "Ayşe bak hele" dedi. Ben işimden kafamı kaldırdım, anacığıma baktım hayretle. Annem dışarı bakıyordu. Baktığı yere baktım, genç bir delikanlı; pencereye hem bakıyor, hem yürüyor “İşte senin nişanlın" dedi. Yüreğim hop etti. Bir daha bakmak için kafamı dışarı uzatmak istedim, annem eteğimden çekip oturttu beni. Görüş o görüş. Ta ki gelin gidene kadar. Irahmetlik anacım babama söylemiş, o da dünürüne (Oğlanın babasına) bir daha bizim herif, değil pencereye bakmak, kapının önünden bile geçememiş. Yalnız sonradan anlattığına göre arkadan bir kere çarşaflı görmüş.”
            Şimdi öyle mi? Gençler birbirlerini görüyorlar, hatta anlaşarak bile evlenen oluyor. Zile'mizde eskinin bu sert, soğuk kuralı ortadan tamamen kalkmıştır. Artık gençler birbirlerini görüyorlar, her iki tarafın da razı oluşuyla evlenmeler oluyor. Yalnız bu kabulleniş fazla ileriye gidememiştir. Gidilse de yadırganır, dedikodular baş gösterir. Eski kuşak, ana babalar artık evlenecek kız ve oğullarının birbirlerini görme isteklerini çok normal karşılamaktadır. Evlilik konusunda onların fikirleri geçerlidir. Gençler; "Evet" derse olur. Yalnız gençlere verilen bu serbestlik bu kadardır işte. Fazlasını hiçbir genç isteyemez. İsteyince dedikoduya meydan vermiş demektir.
            Evet, evlenmeden gençler birbirlerini görmeli, tanımalı ama, bu daha önceden bir anlaşma devresi şeklinde olmamalıdır. "Genç kız her şeyden önce ailesinden istenmelidir. Ondan sonra gençler görüşebilirler ancak.” Budur en normali Zile'de. Ancak ailesinden istenen kızın, erkeği görmek istemesi, erkeğin de onunla görüşmek istemesi hakkıdır. Bunun için her iki tarafın annesi bu vazifeyi üzerine alır. Çünkü bilhassa kız babaları için kızlarını yabancı bir erkekle görüştürmek biraz daha zor hazmedilir bir meseledir.
            Oğlan anası veya kız kardeşi, kızın annesi veya yengesiyle anlaşırlar. Kararlaştırılan bir günde, çarşıya veya gezmeye çıkmak bahanesiyle evden çıkılır. Oğlan haberlidir. Kızı görebileceği bir yerde durur veya karşılarına çıkar. Kızın yanındaki de oğlanı tanıyorsa gösterir ve iki genç birbirlerini bu kısa karşılamayla görmüş olurlar. Daha sonra bazen de oğlan tarafı, kız tarafını razı edebilirse dünür başının evinde veya kızın başka bir tanıdığında, akrabasında iki genç kısa bir zaman için görüştürülebilir. Beğendilerse birbirlerini Allah başa kadar mesut etsin, ne diyelim...
Gelin Kızın Çeyizinde, El Öpmede Dağıtacağı Hediyeler
SÖZ KESME
            Sıra geldi söz kesmeye. Artık kız ve oğlan birbirlerini beğenmiş, İki taraf da araştırmalarından memnun çıkmışlardır. Bu durumda oğlan evi daha önce ailesinden istemiş oldukları kızın sözünü kesmek için sabırsızlanır. Bunun için kız babasından uygun bir zaman isterler. O da "filân gün buyurun" der.
            Kararlaştırılan günün akşamı oğlanın babası, yakın akraba ve tanıdık, hatırı sayılır birkaç kişiyle beraber kız evine gelirler. Gelenler arasında Mahalle İmamı veya Hafız da vardır. Kız tarafında da, yakın akrabadan amca, dayı, enişte ve komşuları arasında sözü geçen birkaç mahalle büyüğü hazır bulunur.
            Toplantıda karşılıklı hal, hatır sormalar ve kahve içiminden sonra, oğlan tarafından gelen yaşlı kimse veya İmam "Bu gece yapılan sebebi ziyaretimiz" diyerek sözü açmış olur. Kız babası "Allah yazdı ise ne yapalım" diyerek kızını verdiğini kesinlikle açıklamış olur.
            Hazır bulunanların hepsi İmam’ın "Allah her ikisini de mesut ve bahtiyar etsin, çoluk çocuğa kavuştursun" duasına "Âmin" diyerek katılır. Hazırlanan şerbetler ikram edilir. Bazı söz kesmelerde İmam Nikâhı da kıyılmaktadır.
            Dinî nikâh kıyılırken odada İmam ve şahitlerden başka kimse olmaz. Şahitlerin mutlaka kız babası veya oğlan babası olması şart değildir. Kıza, nikâh düşmeyecek birisi şahitlik edebilir. Oğlanın şahidi önemli değildir, yakın akrabalarından herhangi birisi olabilir. Kız ve oğlan İmam’ın karşısına çoğunlukla çıkmazlar. Onların yerine vekilleri, imamın sorduğu sorulara cevap verirler.
            İmam, kız babasına "Kızını veriyor musun?" sorusunu üç defa tekrarlar. O da "Veriyorum.” der, her soruluşta. Oğlan babası veya onu temsil eden kimse de üç defa tekrarlanan "Alıyor musun?" sorusunu "Alıyorum" diye cevaplandırmak zorundadır.
            Daha sonra imam dua okur ve hazır bulunanlar da 'Âmin' diyerek, o çiftin mutlu olması için yapılan Allah kelâmlarını tasdik etmeyi ihmal etmezler hiç. Dinî nikâhın söz kesilirken yapılması şartı yoktur. Düğüne yakın bir tarihte de yapılabilir.
            Söz kesme bir bakıma da kız evinin isteklerini bildirmesidir. Kızlarını vermeye karar veren ana - baba en önce onun mutlu olup olmayacağını düşünürler muhakkak. Ama bu düşünce çoğunu "İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur." felsefesine götürmez. Karşı taraftan bir şeyler beklenir.
            İşte bir kız anası, kızını ağıra satmak isteyen bir kız anası, bakalım ne diyor bu konuda : (Fatma Gülveren, 57 yaşında, ev kadını tahsil görmemiş) - "Kızımı istiyorlar, hem de çok gelip gidiyorlar ama oğlan çulsuzun biri galiba. Şartlarımızı yerine getirmeyecek gibi. Ne yapalım bizim dostumuz düşmanımız var. Ele güne karşı gül gibi kızıma "Ucuza gitti " mi dedirteyim? Hem babası : "Ortalık pahalı, hiç değilse (20.000 TL) başlık parası versinler” diyor da başka bir şey demiyor..Adam haklı, bir kız çeyizine ne lâzım değil ki..."
            Evet, Anadolu gencinin ortak derdi, Anadolu'nun ortak problemi Zile'de de var, Zileli de yakınmış ve yakınmakta. Eskiye oranla daha az ama ortadan tamamen kalkmış değildir başlık. Çoğunlukla, köyde uygulanır ama şehrimiz de halâ başlıktan kurtulmuş değildir.
            Sade başlık olsa, ona da razıdır oğlan evi. Bunun yanı sıra altınlara, boyna takılması gereken beşibirliğe, kola takılan bileziklere ne demeli? Evet Zile'de fakiri - zengini almak ister, takmak ister kuyumcudan göz alan bileziği, yüzüğü, küpeyi en çok da bileziği. Kızı, gelini meraklıdır dirseğe kadar bilezik takmaya; göbeğine kadar beşibirlik sıralamaya.
            Neler istemez ki kız evi oğlan evinden? İstekleri daha önce bir kâğıda sıralanır ve söz kesildiğinde bu liste oğlan evine sunulur. Veya dile getirilir. Kız babası veya kızı temsil eden "Kızımızı vermeye karar verdik, ama bazı şeyler yapılsın istiyoruz." der ve belirtir isteklerini.
            Oğlan evi istekleri dinler, düşünür, tartar, kesesini düşünür, olacak gibiyse boyun eğer, kabul eder. Ama eğer kesesine tamamen zıt geliyorsa bu istekler, "Bizim ancak şunlara gücümüz yeter." diye listeden bazı şeyler çıkarmak, masrafı azaltmak isterler. Kız babası ister ki kızına her şey alınsın, âdet yerine gelsin. Oğlan evi de ister ki tabi sonunda sıkıntı çekilmesin, az bir düğün masrafıyla oğulları evlensin.
            Böyle bir anlaşmazlıkta araya hemen dünür başı veya hatırı sayılır bir kimse girer. İki tarafı da göz önüne alarak, kız evine bazı isteklerinden vazgeçmesini veya azaltmasını söyler. Oğlan evinden de kız evini kırmamasını, hayatta bir defa olan bu isteklerden kaçınmamasını ister.
            Eğer oğlan evi kızı bırakmak istemiyorsa mecburen katlanır ne kadar zor da olsa şartlar. Kabul eder gücü yetsin yetmesin, borca da düşse alır. Bazen de emanet yapar, gelin evine geldikten sonra geri alır verdiklerini, taktıklarını. Tabi, gelin üzgün ve küskündür daha başında. Ayağı, yorgana göre uzatmalı değil mi?
            İşte bir söz kesme listesi, bakalım neler isteniyor oğlan evinden? (Kız İlkokul mezunu, Erkek Lise mezunu, manifaturacı.) 10 tane bilezik, 2 metre altın zincir, Elmas yüzük, Elmas küpe, Saat. Çoğunlukla Zile'de her kıza elmas yüzük ve elmas küpe istenmesi alışkanlıktır. Ama bunun gerçeklendiği düğünler azdır.
            Daha önce de belirttiğim gibi başlık parası tamamen kalkmamışsa da bazı evlenmelerde, onun yerine erkek tarafının misafir odası takımını alması isteniyor. Yatak odası takımı da kız evine pay edilmiştir. Ama oğlan varlıklıysa onu da alır çoğu zaman.
            Bilezik sayısı ortalama olarak en az 5, en çok 20 arasında değişir. Yine şimdi, eskiden dokuzu onu birden takılabilen gramisiye yerine, kordon adı verilen altın zincir tercih edilmektedir. Ayrıca, saat, yüzük ve küpeyi plâtin denilen beyaz altından isteyip aldıranlar da vardır.
            Oğlan evinden istenen bu ve buna benzer ziynet eşyalarından başka şeyler de istenir. Her oğlan evi : Yazlık ve kışlık manto, yazlık ve kışlık ayakkabı ve çanta, 3 veya 5 kat elbise (Gelinlikten hariç) de yapmak zorundadır.
            Başlık parası da ilk istendiği gibi kalmaz çoğu kez. Günün şartlarına göre oğlan tarafı indirmeye çalışır. "Razıysa her şeye alsın kızı, istemiyorsa ne diyeyim Allah başka yerden versin kısmetini." Budur son sözü kız babasının. Karar oğlan evinindir artık.
            Bazı oğlan tarafı söz kesiminde "duasana parası" adı altında bir miktar para bırakır. Bu başlık parasından ayrıdır. Her anne - baba; kızını en iyi şekilde gelin etmek ister. Oğlan tarafı da kesesini düşünür haklı olarak. Bu sebeple, onlardan yapabilecekleri istenmelidir. Oğlan evi de; kırıcı olmadan açık sözlü davranmalıdır.
            Aydın anne - baba, elin sözüne bakmayandır. Şurası unutulmamalı. - "MUTLULUK, YAKALANABİLİR BİR KUŞTUR, YETER Kİ, SALIVERİLMESİN." Desinlerle kurulmayan yuvaya ne mutlu…
ŞERBET İÇME
            Söz kesiminden sonra oğlan evi eş ve dost için şerbet merasimi düzenler. Bunun için eskiden şimdiki gibi davetiye olmadığı için okuyucu çıkarılırmış. Şerbet merasimine erkek okuyucu, erkek misafir davet eder. Her gittiği eve oğlanın babasının selâmını iletir ve belirtilen gün ve saatte hazır bulunmalarını duyurur. Bu toplantı, ya büyük bir ev salonunda veya sinema salonu gibi büyük salonlarda yapılır.
            Davetliler iyi dileklerde bulunur, "Hayırlı, uğurlu olsun" derler. Oğlan tarafı eskiden merasime adını veren şerbeti her misafire sunarmış. Şimdi ise bu ortadan kalkmıştır, onun yerine sigara ve kahve ikram edilmektedir.
            Şerbet içiminde damat adayı bulunmazmış eskiden. Ayrıca şerbet içmede kullanılan bardak, tabak, fincan gibi eşyalar, damadın arkadaşları tarafından habersizce alınır. Daha sonra, damattan bahşiş kopardıktan sonra geri verilirmiş.
ŞEKER GÖTÜRME
            Oğlan evi kendi tarafında şerbet içerken bir taraftan da kız evine şeker gönderir. "Şeker götürme" adından da anlaşılacağı üzere "Tatlılık olsun, tatlı başlasın tatlı bitsin", diye kız evine götürülen hediyelerdir. Yine adından belli olduğu gibi, götürülen hediye şeker, lokum gibi tatlı şeylerdir. Sadece şeker ve lokum da değildir tabi. Çay, çay şekeri, kahve de vardır gelenler arasında.
            Oğlan evinin isteğine ve bütçesine göre şeker çalgıyla veya çalgısız bırakılır kız evine. Hazırlanan selenin üzerine çoğunlukla bindal bohça örtülür. Bunu bir çocuk başında taşır. Çalgıcılar önde, arkada şeker taşıyan çocuk, daha arkada da oğlan evini temsil eden birkaç kadın olmak üzere yola çıkılır.
            Erkek çalgıcılar yol boyunca kız evine gelene dek çalarlar. Herkes duyar ve görür ki şeker gidiyor. "Kimi almışlar?" "Bu şeker kime gidiyor acaba?" soruları pencerelerden uzanan kadın başlarının, sokak köşelerinde biriken kadınların meraklarını gidermek için birbirlerine sordukları belli başlı sorulardandır.
            Kız evine şeker getirenlere bahşiş verilir. Hem kadınlara hem de çocuğa. Kadınlara yemeni, havlu, elbiselik para gibi bahşiş verilir. Çocuklara hep para verilir bahşiş olarak.
SÜRAHİ GÖNDERME
            Kız evi, oğlan evine şekerden sonra bazı hediyeler gönderir. Bu hediyeler arasında sürahi de bulunur. Zaten bu âdet, adını bundan almaktadır. Bir tepsi üzerinde güne göre alınan sürahi ve bardak takımı dizilir. Sürahi şerbetle doludur. Üzerine çoğunlukla kırmızı bir şifon veya krep örtülür.
            Sürahideki şerbet dualanmış, hoca tarafından okunmuştur. Bu şerbeti damat adayının içmesi gerekir. Gönderilenler arasında oğlan tarafının aile efradı için alınmış hediyeler vardır. Önce damada seçilir en gözde hediyeler. Bakınız bir damat adayına neler alınır ve gönderilir : Çok güzel bir şase ve işli bir bohça içinde beyaz bir gömlek, kravat, mendil çorap, cüzdan, kolonya, havlu, iç çamaşırı, terlik. (Şimdi ise, takımlık kumaş gönderen aileler olduğu gibi, hazır takım elbise bile gönderenlere rastlanmakta. Zamanla beraber neler değişmiyor ki...)
            Varsa kayın valide ve kayın pedere aynı bohça içinde hazırlanır gönderilenler. Kayınvalideye : Oyalı bir yemeni veya namaz örtüsü, seccade, havlu, iç çamaşırı. Kayınpedere : Gömlek, havlu, iç çamaşırı. Eskiden kaynana ve kaynataya iç çamaşır için, dikilmiş ya da dikilecek kıvrak (Culfalık denen bir tezgâhta dokunmuş bir cins kumaş) gönderilirmiş.
            Damadın evli olsun olmasın tüm kardeşlerine ayrı ayrı hediye gönderilir. Evli olanların eşleriyle beraber hazırlanır bohçaları. Kayınbiradere, gömlek, havlu, iç çamaşırı, yengeye; yemeni veya eşarp, iç çamaşırı, elbiselik kumaş.
            Görümceye ve enişteye de kayınbirader ve yengeye gönderilenlerin benzeridir. Ayrıca damadın yakın akrabalarına da töre (hediye) gönderilir. Amca, hala, dayı, teyze de unutulmaz hiç. Eşleri de ihmal edilmeksizin hazırlanan bohçalarda havlu, yemeni ve mendil vardır.
            Nasıl oğlan evi şekeri kendi tarafından bazı kimselerle gönderdiyse, kız tarafı da bu hediyeleri ve sürahiyi birkaç kadın ve çocukla oğlan evine gönderir. Hediyeler ve hazırlanan sürahi tepsisi oğlan evine götürülmeden, kız evinde toplanmış olan eşe, dosta gösterilir. Aynı gün eve çalgıcı getirilir ve oyunlar oynanır. Daha önce oğlan evinden gelen şeker ve lokum ikram edilir.
ŞİRİNLİK
            Oğlan evi, kız evinin sürahi getireceği günü bilir. Bu gün çoğunlukla Pazar günleridir. Oğlan evinde de eş dost toplanmış ve kız evi beklenilmektedir. Bazı oğlan tarafı da çalgıcı bulundurur bu gün için. İşte oğlan evinde, kız evinin sürahi getireceği gün yapılan bu âdete şirinlik denir. Kız evinden gelenler gittikten sonra hediye bohçaları ayrı ayrı açılır ve misafirlere gösterilir.
            Kız tarafından gelenler bir süre oturur ve kalkarlar. Oğlan evi gelenlere ayrı ayrı bahşiş verir. Bu arada şunu da belirtmek gerekir : Oğlan evinden şekeri kaç kişi kız evine götürdüyse bir o kadar kişiyle sürahi gönderir kız evi. Buna bilhassa dikkat edilir.
            Gelelim kız evinin gönderdiklerini değerlendirmeye. Öyle ya kız evi boşuna girmemiştir o kadar masrafa. Bakalım oğlan evi ne paha biçecektir? Bunu sürahiyi getirenlerin ellerine sıkıştırılan zarftan öğrenmek mümkündür. Bu kese ve gönül meselesidir. Ya kız evi kârlı çıkacaktır, ya oğlan evi. Veya berabere kalacaklardır. Kısmet işte.

NİŞAN KARARI
            Bu işlemlerden sonra artık sıra nişana gelmiştir. İki taraf arasında görüşülür bu konu. Yine iki tarafın uygun gördüğü bîr gün tayin edilir. Ve nişan için hazırlıklar başlar. Oğlan evi, söz kesiminde karar verilen ziynet eşyalarını takacaktır, onları alacaktır. Gelin kızın nişanda giyeceği tuvalet dikilir bir taraftan. Nişan tuvaletini kız tarafı alır veya diktirirmiş eskiden. Ama şimdi oğlan tarafı da alabiliyor.
            Nişan için eskiden Perşembe günleri tercih edilirdi. Ama şimdi çoğunlukla Cumartesi ve Pazar günleri yapılıyor. (Hafta sonu tatilinden faydalanmak için.)
            Şimdi çoğunlukla nişan ve nikâh bir arada, aynı gün yapıldığı için davetiye bastırılmaktadır. Ama eskiden sadece nişan töreni yapıldığı için davetiye yerine, diğer âdetlerde olduğu gibi kadın okuyucu çıkarılırdı. Tabi iki taraftan da ayrı ayrı. Oğlan evi kız evine göre daha az davetliyle katılır nişana. Yakın akraba, komşu ve çağrılmadığında gücenecek birkaç dost. Kız evi bütün tanıdıklarını eşini, dostunu, akrabasını çağırır.
NİŞAN MERASİMİ
            "Yeni nişanlar" her yerde hemen hemen aynı kaide ve kurala bağlı olarak düzenlendiği için ona değinmeyi gereksiz buldum. Şehrimizde, Zile'ye has nişan âdeti halâ saltanatını sürdürmektedir. Halka takılıp, kız ve oğlanı birbirine bağlayan ve nişan adı verilen bu tören nasılmış, gelin hep beraber görelim.
            Sözün başında belirteyim ki bu merasime eskiden damat adayı katılamazmış. Kızın adı yazılı, yüzük daha önceden oğlan evine gönderilirmiş, hem de sürahinin boynunda kırmızı bir kurdeleye bağlı olarak. Damat isterse hemen takar veya bekleyip kızla beraber takarmış. Zaten şirinlik ve nişan arası fazla uzun sürmezmiş.
            Nişan merasimi eskiden büyük bir evin salonunda yapılırmışsa da, şimdi çoğunlukla sinema salonu veya düğün salonunda yapılmaktadır. Nişan merasimi için kadın çalgıcılar tutulur. Çalgıcı iki kadındır, biri tef, diğeri cümbüş çalar. Davetliler birikmeye başlayınca, çengiler başlar söyleyip çalmaya. Okuyucu kadın veya kız evinden genç, sözü geçen bir kadın sırayla oyuna kaldırır misafirleri. Oyuna kaldıranın Önce kendisi oynayıp, açış yaptığı da çok olur.

            Oyuna kaldıranın ayrıca her istediğini kaldırma yetkisi vardır. Oyun bilsin bilmesin her genç kızı ve kadını ısrarla oyun yerine sürükleyenler olur. "Ben oyun bilmiyorum, yapamam", diye mazeret ileri sürenlere "Olsun, kalk boyunu seyredelim hiç değilse" diyenleri çıkar. Her nişan ve düğünde bu ısrar vardır. Zile'li bunu öyle alışkanlık haline getirmiştir ki; ısrar edilmeden nazlanmadan da kimse kalkmaz oyuna, düğün sahibi hariç.
            Gelin kız hemen çıkmaz davetlilerin karşısına. Tüm davetliler gelir, oğlan evi tamam olur, oyunlar oynanır gelin kız ondan sonra görünür. Gelin kız görününce, oğlan evinden birisi, getirmiş oldukları ''yolluk" adı verilen 3 ve 4 m boyunda ipekli cinsinden kumaşı yere serer. Gelin kızın bunun üzerinden geçmesi gerekir. Daha sonra kumaş toplanır ve kıza bırakılır.
            Gelin kız gelmişse kayınvalidesinin, varsa görümce ve yengelerinin elini öper. Kızın ablası veya yengesi öncülük eder bu el öpmede. Daha sonra gelin kızı tüm davetlilerin görebileceği yere götürürler. Sıra gelir yüzüğün takılmasına. Kıza nişan yüzüğünü oğlan evinden biri takmayabilir de. Daha sonra ziynet eşyalarını kim takacaksa yine, o yapar bu işi.
            Yüzük takıldıktan sonra kayınvalide ziynet eşyalarını teslim eder. Söz kesiminde neler denmişse onların hepsi alınmıştır. Boyna takılan zinciri, bileziği, yüzüğü, küpesi hepsi gelin kızın boynuna, koluna, kulağına, takılır. Daha önce ölçü alındığı için zorluk çekilmez.
            Davetliler ilgiyle izlerler bu sahneyi. Bakalım az mı, çok mu takılanlar?.... Şüphesiz değerlendirme yapılacaktır, o anda, ondan sonra da. Kesimin takıları bittikten sonra oğlan tarafının yakın akraba, hısım ve tanıdıkları da, kıza bilezik, altın gibi ziynet eşyası takarlar.
            İster ziynet eşyası, ister para verilsin bunu davetlilerin hepsi görür ve duyar. Nasıl mı? Ya kız evinden yüzüğü takan, ya okuyucu kadın, ya da çalgıcı kadınlardan biri bu görevi, üzerine alır. Kim ne takıyorsa, kim ne veriyorsa bağırır, tüm nişan ahalisinin duyacağı şekilde. Davetliler sırayla hediyelerini götürürler ve kim olduklarını, ne verdiklerini belirtmeyi ihmal etmezler.
            Önce ziynet eşyası toplanır. Gelin kıza, akrabalık, yakınlık derecesine göre gönülden ne kopuyorsa o takılır. Ya bilezik ya da lira yarısı, lira, lira çeyreği, gazi, onluk altın takılır. Bilezikler elbet kola takılır. Ama, bazen oğlan evinin kesiminden ayrılması için gelin kızın tuvaletine iğneyle de iliştirilebilir. Veya oğlan evinden takılanlar ayrı bir yere takılır.
            Yine ayrıca hediye verilen küçük altınlar için de gelin kızın boyun ve koltuk altından geçirilerek tutturulan kurdele hazırlanır. Zaten herkes hediyesini iğneyle tutturulmuş bir halde getirir. Hediye verildikçe kadın bağırır ve kurdeleye iliştirir. Bazen öyle olur ki, gelin kızın bir de diğer koltuk altından kurdele geçirmek lüzumu hissedilir. Çünkü diğerinde yer kalmamıştır.
            Hediyeleri sergileyen ya lâkap söyleyerek ya da isim belirterek kimin tarafından verildiğini, kız ve oğlan evine, nişan ahalisine duyurmuş olur. Tabi ne takıldığının belirtilmesi de hiç ihmal edilmez, ''Filanlardan bir gazi', "Filanlardan çeyrek altın "... gibi. Ardından "Darısı oğluna, kızına" dileği. Şunu da belirteyim ki kadının hem çok bağırması hem de verilen hediyeyi sağa sola, arkaya öne, elini kaldırarak iyice göstermesi gerekir.
            Oğlan evinin, eşinin dostunun takacağı altın bittikten sonra parası toplanır. Bunu bir sele ya da çalgıcıların tefiyle yapmak mümkündür. Paralar ya zarf içinde, ya da açıktan verilir. Yine kadın, kimin kaç lira verdiğini bağırır ve sonra selenin veya tefin içine atar.
            Oğlan evinin her şeyi toplandıktan sonra kız evine sıra gelir. Önce kız anası ve kız babasının adına, kıza ya bilezik ya altın (Arma) takılır. Bu, kızın daha önce babası tarafından alman bilezik ve altın da olabilir. Kız davetlilerin önüne çıkmadan kolundan alınır ve gösterilir. Zaten kendisinin olan şeyler, yeniden kendisine iade edilir.
            Daha sonra ağabeyi, abla, amca, dayı, hala ve teyzenin takacakları gösterilir ve sıralanır kola ve boyna. Zile'de nişanda kız ve oğlan tarafının yakını hep altın takar, para vermez. Para daha uzak eş - dost tarafından verilir. Bazı nişanlarda, oğlan evi para toplamayabilir de. Ayrıca iki tarafın da para toplamadığı nişanlar, az da olsa olmaktadır. Bu daha önceden biliniyorsa eş dost altın alır, bilinmiyorsa parası yanında kalır, düğüne daha iyi bir hediye veya daha çok para götürülür.
            Bu işlemler bittikten sonra gelin kız oynatılır ama yalnız değil ya yengesi ya da ablasıyla beraber. Fazla oynamaz. Utanır gelin kız ve hemen kayınvalidesinin, görümcesinin, eltisinin elini öper. Eskiden hep ayakta bekletilirmişse de şimdi oturmaktadır genç kız ve öylece seyretmektedir davetlileri.
            Daha sonra oğlan evinin kıza ve yakınlarına aldığı hediyeleri göstermeğe gelir sıra. Gelin kızın nişan elbisesini veya tuvaletini almak, kız tarafınaysa da, şimdi oğlan tarafı da alabiliyor. Yine gelin kıza, gecelik - sabahlık takımı, iç çamaşırı, makyaj takımı, terlik, ayakkabı, çanta, iki tane ağır oyalı yemeni, iki tane oyalı tülbent, nişanda gelenler arasındadır. Ayrıca söz kesiminde alınması için vaad edilen, elbise veya takımlardan biri nişanda konur.
            Nasıl kız evi sürahi gönderirken damatla beraber ailesine de hediyeler alıp, onları ihmal etmediyse, oğlan evi de kızla beraber ailesine hediye alır; işte bu hediyeler de nişan ahalisine sergilenir.
            Kızın annesine, elbiselik kumaş, iç çamaşırı; babasına, gömlek, iç çamaşırı, havlu; erkek kardeşine gömlek ya da iç çamaşırı, kız kardeşine iç çamaşırı ve terlik. Varsa büyükanneye namaz örtüsü, büyükbabaya havlu hediye olarak alınır.
            Nasıl ki kız evi sürahi gönderirken oğlanın amcasına halasına, dayısına, teyzesine hediye bohçası hazırladıysa oğlan evi de nişanda bunlara uygun gördüğü hediyeyi alır. Ayrı ayrı bohçalara hazırlanır. Bu akrabaların eşleri de ihmal edilmez tabi. Bunlardan başka oğlan evi 'töre' adı verilen hediyeler alır. Bu hediyeler arasında mendiller, havlular ve büyüklü küçüklü terlikler vardır. Kız evi bunları uygun gördüğü yakınlarına verir. Terliklerden biri okuyucu kadına aittir.
            Nişanda getirilen hediyeler arasında helva ve çörekler de vardır. Helva bir veya iki tepsi içinde gayet süslü bir şekilde tanzim edilmiştir. Helva tepsiye parça parça şekilli olarak yerleştirilmiştir. Her parçanın üzeri boyalı şekerlerle süslenir. Helvanın göbeğine daha da özen gösterilir: Üzerlik otu (Kurutulduktan sonra, ateşte yakılıp dumanı çıkarıldığında nazardan korunacağına inanılan bir çeşit ot) helvanın ortasına dikilir. Bu göbek oğlan evine gönderilecektir. Bir çocukla komşu ve tanıdıklara da dağıtılır helvadan. Onlar da helvayı getirene bahşiş vermeyi unutmazlar hiç.
            Ayrıca oğlan evi, nişan ahalisine de dağıtılmak için şeker getirir. Nişan merasimi bitip davetliler dağılırken, hiç kimse ihmal edilmeksizin ikram edilir. Bu işi çoğunlukla okuyucu kadın yapar; torbadan aldığı şekerleri tek tek misafirlerin ellerine kıstırıverir.
            Zile'de şimdi bazı nişanlarda resmî nikâhın da yapıldığı görülmektedir. Ancak şehrimizde halâ her ikisinin de ayrı ayrı yapılması geçerliliğini yitirmemiştir. Çoğunlukla düğüne yakın bir tarihte nikâh kıyılır. İşte bu yüzden, resmî nikâh törenini, "Nişan - Düğün Arası İlişkiler" başlığı altında vermeyi uygun gördüm.
NİŞAN - DÜĞÜN ARASI İLİŞKİLER
            A - RESMÎ NİKÂH :
            Aslında çok sade ve sessizce yapılır kız ve oğlanın birbirine resmen bağlanmaları. 'Resmî bir işlem ve resmî bir merasim' . İşte Zile'de kıyılan nikâhın formülü budur. Nikâh resmî, bu yüzden merasim de resmîdir.
            Her iki taraf da birkaç akraba, birkaç dostla katılır bu merasime. Oğlan evi, kız evinde toplanan misafir grubunu almak üzere araba gönderir. Kendi misafirleri daha önce bırakılmıştır nikâh dairesine. Nikâh davetliler hazır olunca usulüne uygun olarak kıyılır. Nikâh memuru, şahitler ve davetlilerin huzurunda, gelin ve damat adayı; hafif bir baş eğişle, hayat arkadaşlığını kabullenmiş olurlar.
            Hemen her nikâhta geçerliliğini koruyan ayağa basma yarışından bahsetmeye bilmem lüzum var mı? Eskiden hem gelin, hem de damat adayının nikâhta siyah elbise giymesi gerekiyormuş. Ama bugün her ikisi de bu kuralı yıkarak değişik renkte elbise giyebilmektedirler.
            Nikâh kıyıldıktan sonra gelin ve damat el öperler. Daha sonra da oğlan evinin getirmiş olduğu şeker ve kolonya, başta nikâh memuru olmak üzere davetlilere tutulur. Böylece nikâh merasimi sona ermiş olur.
            B - KIZA GÖNDERİLEN HEDİYELER :
            Nişan ve düğün arası uzun sürerse, elbette ilişkiler de daha değişik yönde gelişecektir. Nişan ve düğün arasına dinî bayram, dinî günler rastlar bazen. Bu durumda yine gelin kız düşünülür. Yine kız evi hatırlanır. Tabi hediyeyle beraber . Bayram günleri, namaz günleri, ramazan günleri kız evi ziyaret edilir.
            Ramazan günlerinde birkaç defa kız evine "iftarlık" götürülür. İftarlıkta mevsimine göre her türlü sebze ve meyve, özel olarak fırında yaptırılmış çörek gibi yiyecekler bir sepetle kız evine gönderilir. Sepeti bir çocuk götürür.
            Ramazan ayından önce gelen iki mübarek ayın (Recep, Şaban ayları) içinde, bazı önemli günler vardır. Dinî önemi olan bu günlerde de kız evine 'namazlık' adı altında hediye gönderilir. Elbiselik kumaş (veya hazır elbise), eşarp veya yemeni, çorap gönderilir.
            Nişan - düğün arasında kıza gönderilen hediyeler arasındaki kurban, hepsine bedeldir tabi. Hangi genç kız, boyalarla süslenmiş bir koçun çalgılarla kapısına gelmesini istemez. Nişanı takiben, Kurban Bayramı gelmişse, gelin kıza mutlak kurban gider. Sonra kesilip, oğlan evi davet edilir. Kız evi de ziyafet vermiş olur, böylece. Gelin kız hizmet ettikçe, oğlan tarafının ömrü artar kuşkusuz. Ziyafet için neler yapılmaz ki; çorbalar karıştırılır, etler kızartılır, pilavlar pişer, helvalar yapılır. Oğlan evi yiye dursun biz gelelim diğer ilişkilere :
            C - Baş taraflarda "Kız Beğenme Yerleri " adı altındaki bölümde "Kiraz Seyri" diye bir günden söz etmiştim. İşte senede bir defa yapılan bu seyirde nişanlı kız ve ailesi oğlan tarafının bağına davet edilir. Hep beraber; yemekler pişer, bat'lar yapılır, kirazlar yenir, oyunlar oynanır akşama değin.
            Nişanlı kızlara, yeni çıkan sebze ve meyveden bir sepet hazırlayıp göndermek de âdettendir. Turfanda yiyeceklerden gelin kız tatmadan, damat yemek istemezmiş.
DÜĞÜN KARARI
            Oğlan evi düğün için düşündüğü zamanı kız evine bildirir. Kız evi uygun görürse hazırlıklarına hız verir . ''Hazırlıklara başlar." demiyorum. Çünkü kız anası, daha kızı kundaktayken bile sandığına bir şeyler atmaya başlamıştır, Nişanlandıktan sonra artık durmak yoktur gelin kız ve anneye. Eğer anne meraklı ve marifetliyse, hele kızını da yetiştirmişse, ellerinden kaçan kurtulur ancak. Ağırlıklarında hep el emeği göz nuru olsun isterler. Oyalar, danteller, nakışlar, işlemeler, kanaviçeler arasında koşuştururlar hiç durmadan.
            Düğün mevsimi çoğunlukla Yaz'dır Zile'de. Köylerde harman sonu ve pancar parası alınınca düzenlenir. Şehirde de Kış çıkmadan kolay kolay düğün yapılmaz. Ayrıca düğünlerin Ramazan'a girilmeden önce yapılması gerekir. Aksi takdirde düğün Kurban Bayramı sonrasına kalacaktır. Çünkü iki bayram arasında düğün yapılmaz inanışı geçerliliğini hâlâ korumaktadır. Halbuki dinî yönden hiçbir sakıncası yoktur.
OKUYUCU ÇIKARTMA
               Düğün için her iki taraf da karar verince hazırlıklara girişilir. Kızın çeyizlerinden tamamlanmayanlar eşe dosta dağıtılır. Elinden gelen kızın çeyizine katkıda bulunur. Kız evinde bir taraftan çeyizler tamamlana dursun, bir taraftan da kararlaştırılan günler için eş - dost davet edilir.
               Hem kız evi, hem de oğlan evi kendi taraflarını çağırmak için okuyucu çıkarırlar düğün öncesi. Elbetteki kız evi "Kadın Okuyucu", oğlan evi "Erkek Okuyucu" çıkaracaktır. Şimdi kadın okuyucular halâ vazifelerini sürdürmekteyseler de erkek okuyucunun görevini davetiyeler yapmaktadır.
            Kadın okuyucular vardır belli başlı. Bunlardan birisine zahmetinin karşılığı önceden verilerek, tanıdıklara düğün haberi ulaştırılmış olur. Okuyucunun yanına kız evinden bir çocuk verilir. Çocuğun elinde daha önceden hazırlanmış, davet edileceklerin listesi vardır. Aslında okuyucular Zile'de herkesi tanırlar hemen hemen. Ama hiç kimsenin unutulmaması için liste hazırlanır ve okuyucunun da okuma yazması olmadığı için okula giden bir çocukla yola çıkması daha uygun olur.
            Okuyucu her gittiği eve : "........... Hanım'ın selâmı var : Önümüzdeki Perşembe ağırlığa, öbür hafta Salı'ya Gelin Hamamı'na, Çarşamba günü de Kına Gecesi'ne buyurun" der. Zile'mizde "Yeter Abla" vardır okuyuculuğuyla meşhur olmuş. Kendisini tanımayan yoktur. Bizzat evine gidip sordum mesleğinden memnun olup olmadığını.
            - Memnunum. Her ne kadar okuyuculuk yaptığım günün akşamı yorgunluktan kurtulamıyorsam da torbamdaki bulgurları, kesemdeki paraları boşaltıp çocuklarımın rızkını çıkarınca yorgunluğum hemen geçiyor. Hem Zile'yi, Zileli'yi benim gibi tanıdığına kim bahse girebilir, kim ispat edebilir? Zile'de gelin olanlarda emeğim çoktur. Sağolsunlar hepsi de beni sever ve hiç unutmazlar." diyerek sonladı konuşmasını.
            Haklıydı Yeter Abla. Çok sevilirdi. Kolay mı böyle hayırlı işlerde yol yürümek? Yazın sıcağı, kışın soğuğu demeden. Zileli bunu bildiği için,düğün sahibinin verdiği paradan ayrı olarak, her gittiği ev onu memnun etmeye çalışır. Kimi para, kimi kendisinin de belirttiği gibi bulgur verir. Verilmesi en normali zaten.  Sadece davetlileri çağırmakla da kalmaz Yeter Abla; düğünlerde oynaması için davetlileri kaldırır. Kalkmak istemeyeni zorla kaldırır. Nişanda oğlan evinin getirdiği hediyeleri gösterir.

AĞIRLIK ASMA
            KIZ EVİNDE :
            'Ağırlık' denilen çeyiz asma, çeyiz sergileme merasimi çoğunlukla Perşembe günleri olur. Birkaç gün Öncesinden kızın çeyizleri, gençler tarafından evin uygun bir oda veya salonuna hazırlanır. Genç kızın baba evinden götüreceği neyi varsa hepsi eşe dosta gösterilir, kısacası iğneden ipliğe her şey sergilenir.
            Zile'de bir kız çeyizinde neler yoktur ki? Bir ev için ne lâzımsa her şey. Her ana baba kızının ihtiyacı olacak her şeyden kızlarına vermek isterler, keseleri uyarınca. Zile kızları marifetlidir zaten. Çeyizleri kendilerinin göz nurudur. İğne oyasından mekik oyasına, dantelden kanaviçeye kadar her iş, her nakış ellerinden gelir. Yine her kız; dikiş dikmesini, örgü örmesini bilir. Bunlar bilindikten sonra çeyiz yapma, çeyiz hazırlama bir zevk olur çıkar. Her genç kız arkadaşından daha az çeyiz hazırlamış olmamak için, her marifetten bilmek ister. Anne, babada ise, "El kapısı" zihniyeti vardır. Kızları bir kötüye düşerse : ''Ne getirdin sanki baba evinden?..." denmesi karşısında ezilmemesi için, ellerinden ne gelirse verirler. Kızlarının mutluluğu ve rahatlığı için borca bile girip çeyiz düzen anne - baba çok gördüm ve tanıdım.
            Bu düşüncede olan bir kız evinin ağırlığı görülmeye, seyredilmeye değer doğrusu. Zaten ben Zile'de doğup, yaşadım hep; bilirim, tanırım hemşehrilerimi. Kimse kimseden geri kalmak istemez. Herkes ileriye, özlenene koşar daima. Ayşe Hanım kızına beş tane karyola takımı vermiş, Fatma Hanım da verebilmelidir. İmkânları ölçüsünde tabi.
            "Zile'de kız çeyizi seyredilmeye değer" demiştim. Çok gördüm ve seyrettim şimdiye dek. Hele de tezime çalışma konusu olduktan sonra. İşte size bir kız çeyizi; kaba çizgileriyle, izleyebildiğim kadarıyla . Hem el emeği göz nuru olanlar, hem de hazır olanlardan bazıları : (Kızın adı Huriye Has, İlkokul mezunu.)
            Beş karyola takımı saydım. Biri karyolaya serilmiş, süslenmişti. Diğerleri iplere asılmıştı kanaviçe, ara dantel, aplike adları verilen işlerle hazırlanmıştı. Divan örtüsü etaminden ve kanaviçe işi motiflerle işlenmiş. Her biri ayrı motiflerle işlenmiş etamin kırlentler, divana dayanmıştı. Oda takımları sayılmayacak kadar çok. İğne oyası, mekik işi, kanaviçe işi, dantel işi oda takımları göz alıcı. Ya iğne oyası yemenilerle, boncuk oyası tülbentlere ne demeli? Zile'de her genç kızın en az on oyalı yemenisi, on tülbenti olur, Huriye'ninki ondan fazla, mekik oyalı yemenileri ve tığ işi oyalı tülbentleri de var. Yemeni ve tülbentler katlanmış olarak ipe dizilmiş.
            Şehrimizde her anne baba kızına yün yatak ve yün yorgan verir. Bu çeyizde de şüphesiz yatak ve yorgan yünden yapılmış. Ayrıca pamuktan doldurulup, sırınmış yorgan da çeyizde yer almış. Yatak ve yorganlar kızın sandığının üzerine yığılmış. Yorganların üzerinde üç tane yastık, yün, pamuk ve tüyden (Kümes hayvanları tüyü) yapılmış.
            Masa örtüsü, sandık örtüsü hep emek işi. Bunların yedekleri de var tabi. Ama serilmiş olanları en gözde olmalı. Namaz seccadelerinin hepsi sırayla dizilmiş duvara. Sırma seccade etamin üzerine kanaviçe işlenmiş dört seccade, parça parça kumaşın şekillendirilerek dikilmesiyle oluşmuş seccade, hazır seccade olmak üzere yedi tane. Her birinin ayak basacak yerleri beyaz patiskadan yine işlenmiş olarak kaplanmış. Seccadelerin üzerinde namaz örtüleri yer almış. Hepsi ayrı güzellikte, hepsi oyalı. Seccadelere tesbihleri de iliştirilmiş. (Hemen her çeyizde, sayısı en fazla olan seccadedir. Çünkü bir eve gelen misafirlerin hepsi birden namaz kılmaya kalkışınca, bunluk çekilmesin diye düşünülür.)

            Genç kızın elbiseleri duvarın yüzünü kaplamış. Askılarla ipe asılmış olan elbiseler bir hayli fazla. Hepsinin yeni olup olmadığını sordum. Hepsi yeni değilmiş; genç kızın daha önce giydiği elbiseleri de varmış askıdakiler arasında. Askıdakiler arasında kızın pijama ve sabahlıklarının yanında erkek pijaması da vardı. Şüphesiz bu da damat beye ipekli kumaştan hazırlanmış pijama hemen dikkati üzerine çekmekte, çünkü hayli özenilmiş.
            Başka bir ipte, hamam takımı yer almakta. Öyle ki havlusundan ipek peştemalına, lifinden, fildişi tarağa kadar. Lif, bir değil çok. Renk renk ve çeşit çeşit örülmüş. Fildişi tarak peştemala iliştirilmiş ve ortasından küçük altınlarla süslenmiş.
            Masa üzerindeki katlı olan çeyize göz attım. Neler yok ki... Sayısı hayli kabarık çarşaflar, el havluları, fanilalar deste deste yığılmış. Bakır tepsi ve üzerinde yine bakırdan bir çok kap, sahan, tencere dizilmiş.  Bakır büyük bir kazan, bakır leğen kolaylanmamış vaziyette bir köşedeler. Zile'de en çok da eskiden her kıza bakır bir leğen ve bakır bir kazan ve bakır bir tepsi verilmesi şarttır. Huriye'nin çeyizinde de bu âdet hükmünü yitirmemiş.
            Bir köşede rulo haline getirilmiş bir halı, bir kilim ve yolluk yer almış, Yolluk, eski kumaş parçaları ensiz parçalar halinde kesilir. Bu parçalar birbirine eklenerek yumak yapılır. Rengarenk olan bu yumaklar culfalık denen tezgâhlarda istenen boy ve ende dokunarak yolluk veya çaput kilim denen şey hazırlanmış olur. Her kızın çeyizinde çaput kilim veya yolluk bulmak mümkündür.
            Diğer bir köşeye dikiş makinası konulmuş. Kıza ait olup olmadığını sordum. Değilmiş. Aslında dikiş elinden geliyormuş ama annesi terzi olduğu için evde kalacakmış. Annesine, kızına neden makine vermediğini sorduğumda : 'Benim canım yandı terzilikten, bir de kızımın mı başını yakayım? Allah kocasına ne verirse, onu oturup yesinler.' dedi ve güldü. Elbette dikiş makinesiyle gidenler de var. Bunlar muhakkak terzilik yapacak değiller ya!..
            Sedirin üzerinde üst üste yığılmış renkli renkli bohçalar İlgi çekici, hepsinin üzeri etiketli. Evet bunlar da hediye bohçaları. Birini açıp baktım : Etikette; "Kaynanaya" yazılıydı. İçinde, işlemeli bir karyola takımı, yine işlemeli bîr seccade, iğne oyalı bir namaz örtüsü ve iç çamaşırı vardı. Diğer bohçalar; kaynata, kayın, yenge, görümce ve enişteye aitti. Bu bohçaların işi el emeğiydi. Bir kaç tane de hazır bohça vardı. Bunların içindekiler de ev dışındaki amca, dayı, hala ve teyzeye ait olsa gerek.
            'Damalın hediyesi nerde?' dedim. Gösterdiler. Doğrusu, damadın hediyesi olduğu besbelliydi. Bohça değil de şaseye hazırlanmış ve karyolanın üzerinde yerini almıştı. Pijamaları asılı olduğuna göre içinde ne var acaba? diye açıp baktım : Fanila cinsi iç çamaşırından başka, ince ipek kıvraktan yapılmış iç çamaşırı konulmuştu. Zile'de damadın iç çamaşırının ipek kıvraktan dikilmesi eskiden beri âdettir. Halâ da bu âdet devam etmekte. Şimdi ayrıca damada, düğünde de gömlek, kravat, çorap, mendil gönderilmektedir.
            Her yerde olduğu gibi 'yatak odası takımı' kız tarafına ait olduğu için bu konuya değinmeyeceğim. Bu evlilikte de bu kurala uyulmuş. Oğlan tarafı "Misafir odası takımı"nı almış. Böyle olduğu halde sofada (salonda) bu takımlar da gözüme ilişti. Büfenin içi süslenmiş. Üstüne büyük bir tunç semaver konulmuştu. Önce eve ait olabileceğini düşündüm. Ama değildi, tanıdığım aileydi. Kız gelin edecekleri sırada takım alacak durumları yoktu. Sonra anladım ki; eş dost görsün istenilmiş ve takımlar mobilyacıdan oğlan evine değil de kız evine getirilmişti.
            Yatak ve yorganın yığıldığı sandık da kıza aitmiş. Sandık cevizden. Zaten Zile'de, her kıza ceviz sandık verilir, halâ da ceviz sandığa rağbet devam etmektedir.
            Bu arada şunu özellikle vurgulamak isterim. El emeği ve göz nuru yapılan çeyizler, halâ değerinden hiçbir şey kaybetmemesine rağmen, bazı kız anne - babası sandık çeyizini lüzumundan fazla yapmak yerine, günlük hayatta kullanılması artık zorunlu hale gelen çamaşır makinesi, buzdolabı, dört ocaklı fırın, televizyon... gibi eşyalardan imkânları ölçüsünde almayı tercih etmektedirler. Bu da günümüz şartlarına göre daha mantıklıca bir düşünüş olsa gerek.
            Daha önce de belirttiğim gibi Zileli eğlenceye, çalmaya, söylemeye düşkündür. Her âdet yerine getirilirken çalgı ve oyun asla ihmal edilmez. Bir kız çeyizi asılır da, o çeyiz içinde gelin kız ve misafirler oynatılmaz mı hiç? Oynamak için de çalmak, çalgı gerekli. Öyleyse gelsin çengiler, oynasın kızlar. Evet, ağırlık merasiminde de çalınır, oynanır. Bir taraftan çeyize bakılır, bir taraftan oynanır, bir taraftan da oğlan evinden gelecekler beklenir.
OĞLAN EVİNDEN AĞIRLIKTA GELENLER
            Aynı gün oğlan evinde de ağırlık merasimi vardır. Burda da gelin kıza ve ailesine düğün için alınan hediyeler sergilenir. Kız evindeki gibi gösterişli olmasa da hediyelerin daha sonra kız tarafına götürülmesi yönünden ilgi çekicidir.
            Birkaç gün öncesinden kız evinden birkaç temsilci kadınla beraber çarşıya çıkılır. Kadınlar arasında kız anası ve oğlan babasının olması en normalidir. Bîri kızına giyecek beğenecek, diğeri de parasını ödeyecektir. Ayrıca kız ve  oğlanın ablası ve yengesi, varsa hala ve teyzesi ağırlık dizilirken hazır bulunurlar.
            Söz kesiminde neler vaad edilmişse, onlar alınacaktır. Ziynet eşyası daha önce alınmış ve nişanda takılmıştır. Sıra diğerlerindedir. Çoğunlukla, gelin kıza alınan bu giyecekler ve eşyalar için "ağırlık dizme" tâbiri kullanılır. Eskiden gelin kız 'ağırlık dizme' de bulunmuyormuşsa da şimdi zevklerin ayrılığı söz konusu edildiği için onun fikri de alınıyor ve o da katılıyor ağırlık dizenler arasına. Ağırlık dizilirken hazır bulunan kadınlara da oğlan babası bir yemeni de olsa göz kirası almayı unutmaz. Oğlan anası bunları yavaşça kadınların koltuklarına sıkıştırıverir. (İki tarafın yakınlarına da alınır).
            Ağırlık günü, oğlan evi sessiz bir tören yaptıktan sonra kız evinin yolunu tutarlar. Yalnız şunu da unutmayalım ki; sadece gelin kıza değildir hediyeler. Kız tarafı nişanda olduğu gibi donatılır yeniden. Bu sefer daha da farklı olarak. Kızın anası, babaannesi, kız kardeşleri, halaları, teyzeleri ve yengelerine hep elbiselik kumaş gönderilir. Kız anası ve büyükannesine muhakkak ağır bir kumaş konur. Babası ve erkek kardeşine takım elbiselik kumaş gönderilir. Diğer erkek akrabalar için gömlek yeterlidir. Yanlışlık olmasın diye kumaşların üzeri etiketlenir.
            Kız evine hediyeler bavullara, selelere yerleştirilmiş olarak getirilir. Getirenler dört veya beş kadındır. Bunlar kızın çeyizlerine bakar, oynayanları seyreder, hatta oynarlar ve giderler. Bunlara ya para olarak ya da eşya olarak bahşiş verilir.
            Kız tarafı ağırlık asarken, oğlan evinden gelecek hediyeler için köşe bırakırlar. Oğlan evi köşesinde ip hazırdır zaten. Gelenler hemen açılır ve serilir. Genç kızın gelinliğinden, iç çamaşırlarına kadar, çantasından ayakkabısına kadar her şeyi alınmıştır.
            Gelinlik; Zile'de ya hazır alınır ya da kiralanır. Diktirenler çok azdır. Ama elbiseler çoğunlukla dikilir. Şimdi konfeksiyonlara rağbet fazlaysa da, gelinin elbiselerinin diktirilmesi âdettir. Ağırlık dizilirken alınan kumaşlar, oğlan evinin tanıdığı bir kadın terziye verilir. Gelin kız provalarına gider. Modeller gelin kızın ve anasının arzusuna bağlıdır. Ağırlık asılmadan önce dikim işi bitirilmiş olur.
            Söz kesiminde kaç elbise işlenmişse o kadar alınır ve dikilir. Her elbise için ayrı ayrı iç çamaşırı dizilir. Kışlık ve yazlık manto, kışlık ve yazlık ayakkabı çanta da alınmış, oğlan evinde gösterildikten sonra kız evine getirilmiştir.
            Gelenler arasında bir karton üzerine iliştirilmiş ziynet eşyalarından da söz etmek gerekir. Ziynet eşyalarının, nişanda takılan ziynet eşyaları olduğunu söylesem şaşırmayın sakın. Çünkü kıza nişanda takılan ziynet eşyaları ağırlık gününden önce oğlan evine tekrar gönderilir. Maksat, oğlan evinin, eşinin dostunun da görmesidir bunları. Nişan merasimine oğlan evinden çok az davetli katıldığı için, takılan ziynetleri herkes görememiştir. Oğlan evinde ağırlık sergilenirken bunlar da gösterilir. Daha sonra kız evinde, oğlan evinden gelenler arasında yerini alır. Ya karton üzerinde olduğu halde bir elbiseye iliştirilir ya da ayrı ayrı elbiselere iliştirilir. Bilezikler elbisenin göğsüne veya düğmesine, altınlar veya zincir gelinliğin yakasına takılır, boyna takılmış gibi. Üzerinde kime ait olduğu yazılı olan kumaşlar da yine oğlan evi köşesindeki ipe dizilir.
DÜĞÜN HAZIRLIKLARI
            Oğlan evinde düğün yapılmadan önce işkefe (yufka) yapılır. Oğlan evinde, yakın akrabalarından bazıları toplanır. Tandır ocağı yakılır, hamur yoğrulur. Bir taraftan hamur açılır, yazılır bir taraftan tandıra aktarılır pişirilir.
            Pişenler katarlanır. Ayrıca üzerine yağ sürülmüş yumuşaklı adı verilen ekmekten komşulara dağıtılır. Kız evine ıslanmış işkefe gönderilir. Kız evi, getiren çocuğa bahşiş verir. Ayrı bir ev açılmayacaksa, geline verilecek odaya yeniden badana yapılır, temizlenir.
OĞLAN EVİNDE DÜĞÜN
            Eskiden erkek düğünü için erkek okuyucu çıkıyorsa da şimdi bu görevi davetiyeler yapmaktadır. Oğlan babası veya ağabeyi adına yapılan davetler ya Çarşamba gecesi ya da Cumartesi gecesi için yapılır. Kına gecesinin yapıldığı gece oğlan evinde de düğün olur çoğunlukla. Bazı düğünler birkaç gece sürerse de ağırlık son gecededir.
            Kimi düğünlerde sadece mevlit okutturulup, yemek yedirilir. Kimi ise; içkili, eğlenceli,sazlıdır. Köy düğünlerimizde ve kasabamızın bazı kıyı mahallelerinde, Türk düğünlerinin sembolü olan davul - zurna halâ vardır.

            Halâ işitilir davul zurna sesi, halâ çoktur davul - zurna ile gelin olup, güveyi çıkanlar. Bir gün bir gece vurmaz davulcu tokmağını, üç gün üç gece ve yenilir, içilir.
            Davul zurnanın olmadığı düğünlerde cümbüşüyle, darbukasıyla çengiler vardır elbet. Erkek çengiler tutulur. Bütün gece boyunca durmadan çalarlar.
            Herkes içer, eğlenir. Ayağı alan kalkar oynar. Hele damat, hiç oturtulmaz, her oyuna kalkan arkadaşı çeker karşısına. Öyle ya kolay mı damat olmak?
KIZ EVİNDE DÜĞÜN
toplanırlar kız evinde. Bir iki gece eğlenilir. Çalgıcı getirilmese de kızın arkadaşları hem çalarlar, hem söylerler, hem oynarlar. Kına gecesi öncesi yapılan bu gecelerde kayda değer başka bir şey yoktur. "Genç kızların kına gecesi oyunlarına hazırlık olsun diye yaptıkları bir çeşit prova" desem doğru olur her halde?
GELİN HAMAMI
Tekke Hamamı'nın Genel Görünüşü
            Ağırlık asılmadan önce çıkartılan okuyucu bilindiği gibi tanıdıkları, hamama ve kına gecesine de çağırmıştı. Gelin hamamı ya Salı ya Cumartesi günü öğleden sonra olur. Şimdi, "Gelin hamamı yapma" âdeti yavaş yavaş ortadan kalkıyorsa da, yapanlar da vardır.
            Gelin hamamı için ya hamam tümüyle tutulur ya da bazı kurnaları kiralanır. Bu, çağırılan davetli sayısına ve keseye göre değişir. Gelin hamamına öğle ezanı okunduktan sonra davetliler toplanmaya başlar. Her aileden iki üç kişi gelir, yıkanmaya.
              Gelin kız gelinliğiyle gelir hamama. Duvarın halı asılı bir köşesinde ayakta durur. Eskiden gelin kız kendi hamamında soyunur, yıkanırmış; ama şimdi bir gün öncesinden arkadaşlarıyla beraber yıkandığı için bir daha yıkanmaz.
          
              Hamama çengiler de getirilir. Bir saat kadar onlar çalar, davetliler oynar. Hiç kimse hemen soyunup yıkanmaz. Oynayanları ve gelini seyrederler. Gelin tüm ziynetlerini takmış ve süslenmiştir. Hamama oğlan evi de davet edilmiştir tabi. Oğlan evi yakın akraba ve birkaç dostuyla hamama gelmiştir.
            Gelin kızın görümcesi veya oğlan evinden bir başka temsilci - Evli olmak şartıyla - gelin kızı kolundan tutarak soyunma yerinden indirir. Tef çalan çengi kadın da ayağa kalkar elinde tefi, ağzında türküsü gelinin önüne düşer. Hamamın ortasında birkaç kez dolaşırlar. Çengi kadın hem çalar hem söyler şu türküyü :

    Ana hamama vardın mı?
    Yunduğum yerleri gördün mü?
    Gelin oluyorum duydun mu?
    Şen anam evin barkın şen olsun
    Yarın gidiyorum haberin olsun

    Gelinin giydiği atlas
    Atlasa iğneler batmaz,
    Güveyi gelinsiz yatmaz
    Şen anam evin barkın şen olsun
    Yarın gidiyorum haberin olsun
 
              Daha sonra gelin büyüklerin elini öper ve yerine geçer. Davetliler soyunmağa başlarlar. Artık herkes yıkanacaktır, kim elini çabuk tutarsa o kurnada yer bulabilecektir. Tüm davetlilerin elindeki taslarda aynı cins sabunu görmek mümkündür. Çünkü kız evi davetli sayısına göre bir veya iki torba sabun almıştır. Hamama girenlerin ellerine birer sabun tutuşturulur. Sabun dağıtmayı okuyucu kadın yapar çoğu kez. Kişi başına değil de, 'Bir eve bir sabun' vermeye dikkat eder. Zaten bir evden en fazla üç kişi gelir. Şart değilse de normali budur.
            Davetliler yıkanırken, gelin de birkaç kişiyle eve gönderilir. Davetliler İkindi sonuna kadar yıkanabilirler. Eskiden kız tarafı, tarifini 'ÜN ALMIŞ ÖZELLİKLER' başlığı altında verdiğimiz "Bat"ı hamama hazırlayıp getirirlermiş. Oğlan evinden gelenler ve kız tarafının en yakın eşi dostu hamamın göbek taşına oturarak afiyetle yerlermiş. Hatta gelin soyunup yıkandığı zamanlarda; gelin sarar oğlan tarafı yermiş. (Şunu da belirteyim; bat, kaşıklanarak yendiği gibi, asma yaprağına dolma gibi sarılarak da yenir.)
DAMAT HAMAMI (GÜVEYİ ÇIKMA)
              Eskiden gelin alma günü sabahı güveyi hamamdan çıkarılıyorsa da şimdi bir gün öncesinden yapılıyor damat hamamı. Çünkü eskiden damat, 'Gelin alma konvoyu'na katılmaz, gelini evde beklerdi. Gelin de öğle sonu eve ancak inerdi. Bu yüzden vakit darlığı söz konusu değildi. Ama şimdi hayat arkadaşını, baba evinden çoğunlukla damat aldığı için bir gün önceden hamamı yapılıyor ve âdet yerini bulmuş oluyor.
              Düğün davetiyelerine : ''Filân gün filân hamama güveyi çıkarmaya buyurunuz." ilâvesi de yapılır. Davetliler istenen saatte hamamda hazır bulunurlar. Gelin hamamında artık gelin yıkanmıyorsa da damat hamamında, damat halâ yıkanmaktadır. Bu âdet hükmünü sürdürmektedir. Gelin hamamında olduğu gibi davetlilere hamama girerken sabun verilir. Erkek hamamı, kadın hamamından daha tenha olur, çünkü her evden en fazla bir kişi gelir.
            Damadı, arkadaşları yıkarlar. Damat en son yıkanır ve en son çıkar hamamdan. Damat hamamdan çıkmadan önce damatlık elbiseleri bir çocuk tarafından hamama getirilmiştir. Hamama, yeni elbiseleriyle gelmemiştir, çıktıktan sonra giyecektir damat, damatlıklarını. Bazen damadın elbiseleri hamamda hizmet edenler tarafından saklanır. Maksat, bahşiş koparmaktır. Daha sonra arkadaşları tarafından giydirilir.
              Davetliler, damadın hamamdan çıkmasını beklemişlerdir. Yine erkek çalgıcılar hazırdır. Damat hazırlandıktan sonra yola çıkılır. Çengiler önde, damat birkaç arkadaşıyla onların hemen arkasında yerini alır. Davetliler, daha arkada sıra sıra dizilerek, damadı takip ederler.
              Zile'de günlerden Perşembe, Cumartesi veya Pazar'sa ve de çalgı sesi geliyorsa, kafalar pencerelerden uzanır hemen. Zira, ya şeker gidiyordur ya da güveyi çıkıyordur hamamdan .
            Güveyi çıkaran konvoy çoğunlukla kalabalık olur. Davetliler, hamamda yıkansalar da, yıkanmasalar da bu kalabalığa katılırlar. Çünkü zarf bırakacaklardır seleye. Oğlan evine gelindiğinde hoca da orda hazır bulundurulur. Kalabalık evin önünde durur. Önce damat, arkasından arkadaşları hocanın elini öptükten sonra çalgılar susmuştur artık. Hemen hoca dua okumaya başlar. Davetliler de el kaldırıp âmin derler.
            Daha sonra, oğlan evinden birisi tarafından tutulan seleye zarflar atılır. Zarfların içine, herkes gönlünden kopan parasını koymuş, yüzüne de kim olduğunu yazmıştır. Oğlan evine düğün hediyesi olarak hep zarf içinde para verilir. Kız evine hediye olarak hep para götürülmez, ev eşyası da hediye edilebilir. Kız evinin hediyesi en çok ağırlık günü götürülür. Hediye, Kına Gecesi öncesi yapılan düğün gecelerinde de götürülebilir.
KINA GECESİ
              "Geldi düğün kınası - Ağlıyor kız anası" mısralarıyla başlayıp, Anadolu'nun her köşesinde kına gecelerinin sembolü olan bu türkü, Zile'mizde de kına gecelerinin oyun türküsü olup,çıkmıştır.
              Geldik, Zile kızının baba evinde geçireceği son gecesine. Yarınki gün ayrılacaktır baba ocağından. Ayrılacaktır ayrılmasına ya üzülecek zaman değildir henüz. Davetliler karşısına çıkacak, oğlan evinden misafirler gelecektir. O ancak kına yakılırken ağlayabilir, boşalabilir; ağlamayacak olsa bile ağlatılır işte o zaman.
            Eskiden kına geceleri kışın büyük bir ev sofasında, yazın büyük bahçelerde yapılırdı. Ama şimdi hep düğün salonu tutulmaktadır. Kız evinin okuyucu kadını, ağırlık asımından önce tanıdıkları, kına gecesine de davet etmiştir. zaten.
              Kına gecesi ya gelin hamamının olduğu günün gecesi ya da ertesi günün gecesi yapılmaktadır. Yine çengi kadınlar tutulmaktadır gece için. Onlar çalar söyler, davetliler oynar. Hem kız evi tarafı, hem oğlan evi tarafı bu geceye ayrı bir özen gösterirler. Kına gecesine davet edilen herkes bu geceyi dört gözle bekler.
              Çok önceden gelin kızlar kına gecelerinde gelinlik değil de, 'Bindal' adı verilen mahallî kıyafeti giyerlermiş. Şimdi gelinlikleriyle katılıyorlar geceye. Yine eskiden, yuvarlak altınlarla dizili 'Top' denilen gerdanlıkları boyunlarından eksik olmazmış. Eski Zile gelini; boynuna top, beline gümüş kemer takar; başına yemeni, sırtına bindal giyermiş.
            Eskiden Zile'de şimdi sadece köylerinde oğlan evi geceye sonradan gelir. Yakın akraba tanıdık ve komşularını çağırır önde erkek çalgıcılar, arkada fener tutan birkaç erkek ve onları takip eden kadın grubu, oğlan evini temsil eder. Çalgıcılar, kına gecesi olan yere gelene dek çalarlar. Kız evinde bir taraftan oynanırken, bir yandan oğlan evi beklenmektedir.
            Gelin kız, oğlan evi gelmeden çıkmaz davetlilerin karşısına. Kına, önceden bakır bir kap içinde karılarak hazırlanmıştır. Oğlan evi gelip yerleştikten sonra, gelin getirilir ve kına yakılmaya başlanır. Eskiden kınayı kaynana koyarmış kızın eline, ama şimdi biri evli, biri bekâr, daha genç iki kadın bu görevi yerine getirmektedir. Yine bu kadınlar oğlan evini temsil etmektedirler.
              En eskiden gelin kızın hem ellerine hem de ayaklarına kına yakılıyormuşsa da şimdi sadece elinin ortasına konulmakla yetiniliyor. Yine eskiden kına yakılırken gelinin yüzü örtülürmüş. Eline kına yakıldıktan sonra üzerine kapatılan mendilin kırmızı olması gerekliymiş, Kına yakıldıktan sonra yanan mumlardan birinin hiç sönmemesine dikkat edilir. Ayrıca kızın arkadaşları da mum yakıp ellerine alırlar, gelin kız ortalarında "Geliyor Düğün Alayı" türküsünü; çengiler çalar, onlar oynar.
            Kızın eline kına yakıldıktan sonra avucuna altın koyma halâ devam etmektedir. Kına yakıldıktan sonra, gelin kız misafirlerin elini öper ve oynatılır, sonra yine el öper. Oğlan evini temsil eden misafirler de oyuna kaldırılır, kız evinden oynayanlar da olur. Oğlan evi az bir süre kaldıktan sonra kalkar, giderler. Dışarıda çalgıcılar ve erkekler beklemektedir. Çalgıcılar geldikleri gibi yine çala çala giderler. Oğlan evi, bakır kap içinde damadın kınasını götürür. Kına damadın serçe parmağına yakılır. Kına, gelin kıza yakılan kınadan artandır. Eskiden kına geceleri evde yapıldığı için, oğlan evinden gelenler, kız evinden bakır bir kap ve kaşık saklayıp yol boyunca kaşığı kaba vurarak ses çıkarırlarmış. Bunun anlamı; "Artık kızınızı alıp götüreceğiz, haberiniz olsun." demekmiş.
              Oğlan evi gittikten sonra kız evi hemen dağıtmaz. Oynamasına ve eğlenmesine bir süre yine devam eder. Çengiler gece yarısına kadar çalarlar. Elbette ki düğün sahibi para karşılığında tutmuştur onları, İstenilen vakte kadar çalacaklardır. Hem düğün sahibini ne kadar memnun ederse o kadar fazla bahşiş de alabilecektir. Çengilerden biri, daha oğlan evi dağılmadan ayağa kalkar, diğeri çalar; o hem oynar, hem de bahşişini toplar, önce oğlanın yakın akrabalarına yaklaşır ve ister bahşişini. Daha önce iki tarafın yakınları hakkında da bilgi edinmiştir. Kaynana, görümce, elti, hala, teyze, yenge kim? Hepsini tek tek tanımıştır.
              Gönlünden herkes ne koparsa onu uzatır çengiye. O da her para verilişte alnına, yapıştırır, iki döner ve diğer çenginin kucağına veya tefine bırakır parayı. Alnına yapıştırılan para hep kağıttır, önce oğlanın, sonra kızın yakınlarından alacağı bahşişler bittikten sonra, eline tefini alır ve tüm davetlilerden para toplar. Bu kez bozuk paradır topladıkları; öyle olması da gerekir zaten. Kız ve oğlan anası onu gereğince memnun etmişlerdir. Davetliler de gönüllerinden ne koparsa onu atmışlardır tefe. Akraba sayısı ve davetli sayısı çok olan düğünlerden daha da neşeli, daha da mutlu ayrılır çalgıcılar. Haksızlar mı? Onların ekmek kapılan da düğünler değil mi?
GELİN ALMA
              İşte geldik; kızımızın baba ocağından tamamen kopmasına, Zile'de düğün âdetlerinin son bölümüne; dolayısıyla tezimin sonuna. Kına yakımının ertesi günü, kız evinde 'Gelin çıkarma', oğlan evinde 'Gelin alma' hazırlıkları başlar. Başlığını "Gelin Alma" adı altında verdim. Çünkü artık kız evinin yapacağı bir şey kalmamıştır. Kız,ayrılığın verdiği buruklukla baş başadır sadece.
              Sabahın erken saatlerinde oğlan evi öncelikle kızın eşyalarını almak için bir araba gönderir. Bu şartlara göre; ya bir kamyon ya da bir vagonettir. Kızın eşyaları zaten hazırdır. Arabayla gelen bir kaç erkek yüklerler eşyayı. Yalnız kız sandığının çıkması için âdetin yerine gelmesi gerekir. Sıra sandığın alınmasına gelince, küçük bir kız çocuğu oturtulur üstüne. Bahşişini almadan da kalkmaz. Bahşiş, oğlan evinin şanına kalmıştır, gönüllerinden ne koparsa onu verirler ve sandığı alırlar.
              Kızın eşyası ile beraber, arkasından birkaç da yenge gider. Niye mi? Gelinin eşyalarını yerleştireceklerdir de ondan. Oğlan evi tarafından getirilen bir araba ile giderler, "Gelin odası"nı süslerler, gelin geldikten sonra yemeklerini yer ve dönerler.
            Eskiden damatların ''Gelin Alma" konvoyuna katılmadıklarına daha önce de değinmiştim. Şimdi de halâ bu âdet süre gelmekte ve gelini evinde bekleyen damatlara rastlanmaktadır. Yine en eskiden gelinin atla, yaylı arabayla hatta yürüyerek; hayat arkadaşına ulaştırıldığını görmesek de biliyoruz. Şimdi aynı gün içinde memleket aşırı ulaştırılan gelinleri; hem görüyor, hem biliyoruz.
              Gelin alma günü ya Perşembe ya Pazar'dır. Kına gecesinin sabahı, ertesi günüdür. Oğlan evi bütçesine ve davetli sayısına göre araba kiralar. Oğlan evi şoför ailesiyse, Zile'nin tüm arabaları oğlan evinindir artık. Taksiler, minibüsler, en arkada da kocaman bir otobüs ve içi dolu çocuk.
              En önde süslenmiş bir taksi, gelin arabası. Arkasından diğerleri, hepsine de renk renk kumaş bağlanmış. Bunlar oğlan evinin şoförlere verdiği hediyelerdir. Bağlanan kumaşlara "En" denir. Oğlan evi 'En' takmıştır arabalara. Sadece arabalara takılmaz en. Çalgıcıların boyunları da ister. Oğlan evi gelin alma töreni için de şüphesiz çalgıcı tutmuştur ve bahşiş olarak da enini verecektir. Onlar da enleri boyunlarından aşağı sallayarak ortama ayak uydurmuş, renge renk katmışlardır.
            Çalgıcılar için fayton gerekli tabi. Âletlerini rahatlıkla çalmaları, neşelerini, seslerini duyurmaları için faytona binmeleri en uygunudur. Gelin arabasının da en önündedir fayton. Faytoncu; boyunlarında enleri asılı olan atlarını şahlandırır, çalgıcılar, âletlerini seslendirir, şoförler kornalarına basarlar yol boyunca. Arabalar davetlilerle doludur. Kız evine yaklaşıldıkça korna sesleri artmaya başlar.
            Kız evine gelindiğinde, çalgıcılar iner ve kızın kapısında çalmaya başlar. Arabadakilerin kimi arabasında oturur, kimi kızın evine girer. Dışarıda oyunlar oynanırken, içerde arabadan inen oğlan evi tarafına şeker tutulur. Oğlan tarafı şeker tabağına para bırakır.
              Dışarıda çalgıcılar ve damadın arkadaşları oynarlar. Oynayan çalgıcının alnına, oğlan evini temsil edenler tarafından para basılır. İçerde gelin hazırdır ailesiyle vedalaşmaktadır. Nihayet gelinin arabaya binmesine sıra gelmiştir. Kızın babası veya ağabeyi koluna girerek arabaya bindirir. (Şimdi, gelini almaya damadın kendisi gelmektedir.) Gelin arabasında varsa büyük kayın birader, elti veya görümce bulunur Arkada iki kadının ortasında yerini alır. Kadınlardan biri, gelin kızın kendi evli yengelerinden biridir.
            "Gelini Alma Konvoyu" gelini aldıktan, herkes yerine bindikten sonra; çalgıcılar daha da coşar, atlar daha da şahlanır, korna sesleri daha sıklaşır, arabalar daha da hızlanır. En arkadaki arabada bulunan çocukların neşesine hiç diyecek yoktur. Kızın mahallesindeki çocuklar tarafından gelin arabasının önüne ip çekilir. Arabada bulunan erkek tarafından bahşiş almadan yol vermez açıkgözler. Oğlanın evine hemen kestirmeden gidilmez; damat bekleye dursun, arabalar dört yolun caddesini de ayrı ayrı dolaşacaklardır daha.
              Nereyi dolaşırsa dolaşsınlar, nasıl olsa geleceklerdir oğlanın kapısına. İnecektir gelin, açılan kapıdan ve ayaklarının önünde kırılan küp kırıklarını çiğneyerek, yürüyecektir eninde sonunda el kapısına doğru. Kaynanasının tuttuğu "Kur'an-ı Kerim" ve aynanın altından geçtikten sonra girecektir el kapısından.
            Gelini, arabadan kaynatası (kayınpeder) indirir. Damat pencereden gelin arabasının üzerine para serper gelin inmeden. Çocuklar hatta büyükler parayı kapışa dursun, damat da içeri girerek gelini karşılar. Koluna girdirerek aile büyüklerinin ve davetlilerin elini öptükten sonra gelini 'Gelin Odası'na götürür. Hazırlanan şerbetten içerler. Damat geline hediye olarak bilezik veya yüzük takar ve dışarı çıkarlar. Yine büyüklerin elleri öpülür, hayır duaları alınır, damat arkadaşları tarafından götürülür.
              Ev, geline ve odasına bakmağa gelen misafirlerle dolar taşar, mevlit okunur, yemekler yenir, akşama değin. Gelin çoğunlukla ayakta durur. Ertesi gün kız evinden bir grup kadın oğlan evine gelir. Kız evi, oğlan evine zerdeci gider. Bu güne 'Duvak Günü' denir. Kız anası sütlaç gönderir kap içinde. Kap bir tepsiye konur, üzerine kırmızı şifon örtülür. Bunu zerdeci giden kadın grubunun önünde bir çocuk götürür. Gelen misafirlere, oğlan evi kuru yemiş ikram eder. Gelin, gelinliği üzerinde olarak ziyaretçilerin elini öptükten sonra, misafirler dağılır.
              Bir hafta sonra veya daha erken gelinin anne ve babasının elini öpmeye gidilir. "El Öpme" günü gelin, damat ve ailesine ziyafet çeker kız tarafı. Kızlarına ve damatlarına hediye verilir. Ayrıca bir hafta sonra 'Hafta Hamamı' yapan oğlan evi de çıkar bazen. Bir hamamdan birkaç kurna tutan oğlan evi hem kendi yakınları, hem kızın yakınlarından bazılarını davet eder. Hep beraber yıkanılır. Bat yenilir. Hamam çıkışında oğlan evinde demli çaylar içilir ve herkes evine yuvasına döner.
            Artık düğün de bitmiştir, töre de. Allah bütün gençleri mutlu etsin, sonra da Zile gencini.
            ATILAN ADIMLAR MUTLULUĞA DOĞRU OLSUN HEP...

1 yorum:

MRc Co dedi ki...

Teşekkürler paylaşımınız için. Çok güzel bir paylaşım olmuş. konya düğün salonları olarak blogunuzu takipteyiz. :)