11 Şub 2012

BABAM "Hüseyin Bozdağ"

Sayın --M.A-----                                                                                                                       -Ankara, 1.4.2012
Sevgili kardeşim,

Geçenlerde kitaplığımda yıllar önce basılmış bir kitap buldum.. Tokat’la ilgili bir kitap. Zile Ortaokulu’nu öven bir yazının sonunda iftihara geçen öğrencilerin listesini de veriyor. İftihar listesinde benim iki sevdiğim ağabeyim var. Birisi babamın dayısı ve o yıllarda Altınyurt İlkokulu’nun Başöğretmeni olan Bozkurt Beyin (Mustafa Özdeğer’in) oğlu Gültekin Özdeğer, diğeri de Nurettin Aksoy.. Bu konuda bir yazı yazacağım.. Sana gönderirim.

Geçen ay Pehlivan Hüseyin Bozdağ’ın “Zile Haber” Sitenizde “Babam” yazısını okudum. Zile deyimleri oldukça iyi kullanılmış.. Cümleler kopuk, telaffuz hataları çok fazla olmakla beraber öz güçlü fakat anlatım zayıftı.. Bunları bir tarafa bıraktım, esas itibariyle hoşuma gitti. Elektronik adresine mektup yazdım. “Sen, hiçbir çekinme ve erinme duygusunun baskısı altında kalmamaya özen göstererek yaz. Acele edip hiçbir yerde yayınlama. Kitap bitince bir editörün gözden geçirmesinden sonra baskıya ver.” dedim.


Hüseyin Bozdağ bir iki gün sonra telefon açtı “Hiç kimse bana yardım etmek istemiyor, hocam siz yardımcı olur musunuz?” Dedi.. Böyle samimi bir yaklaşıma ve hemşehrilik hatırına redd’edemezdim, “olur” dedim. Bu yazıyı onun ricası üzerine gözden geçirdim. Daha önce yayınladığınızı kaldırıp bunu yerine koyar, bir daha yayınlarsanız iyi olur. Zileliler Platformuna da göndereceğim.. Onlar da yayınlasınlar.. Son derece içli samimi bir anlatımı var. Editör-düzeltmen  elinden geçerse sevimli bir kitap olur. Bu vesile ile sana başarılar diler, sevgilerimle selamlarım.

                                                                                                                                                      
 –Mehmet Ali Erdin-




                 
BABAM

             Hatırlıyorum bir gün bir asker gelmişti evimize.. Çocukluk işte, çok korkmuştum.. Halbuki o asker beni kucağına alıp at arabasının teknesine oturtmuş, atların gemini elime tutuşturup ‘Sür bakalım Üsüyün!..’ demişti.. İşte bu adam benim babamdı!..
             Bir gün, bir tabut çıkardılar bizim evin içinden.. Bakıyordum etrafıma.. Rüştü dayım salın bir tarafında, babam bir tarafında.. ‘Eben öldü.’ Dediler. Ebeme ebe değil, "İmine ana" derdim.. Beni kucağına alıp sünnet ettiren, fazla yaramazlık yapınca kulağımı çeken, 14 kara sığırdan sütü sağıp yayık yayarken beni yayığın üstüne oturtup yanından hiç ayırmayan, bir hatundu.
            Komşularımız ebeme "İri Reis" derlerdi. Ebemin salından tutmuş, gözleri yaşlı yürüyordu.. İşte o, benim babamdı..
            Daha sonraları evimizde ne mal kaldı ne melal.. Ne atlar kaldı ve ne de rençberlik.. Hiç bir şey kalmadı. Sabahleyin kalkıp "Amele Pazarı"na giden, iş bulamayınca "Demirci Kalfalığı" yapmak için iş arayan, o iş de olmadı mı eve gelen, --"Üsüyün eşeğe semeri vur" deyip kazmayı baltayı semere takıp dağa odun kesmeye giden, ikindiden önce bir yük odun getiren, soframızda ekmeği, çorbayı, bulgur pilavını hiç eksik etmeyen adam!.. İşte o adam benim babamdı..
            Yıllar geçti okul başladı.. Zile’nin Çay Mahallesinde Galata Sokak 30 numaralı iki katlı evin bir tarafı bize, öbür tarafı dedemlere aitti. Babam "bel deper" "tırpan biçer" makina ile "harman savurur"du ama, en büyük rençberlikten ameleliğe geçmişti. Hiç boş oturup uyuduğunu yan gelip yattığını görmedim. Günde iki paket "Üçüncü Sigarası"nı içerdi. Ben, okul tatillerinde demirci çırağı gider, kazandığım parayla her gün iki paket sigara alır eve döner, onun için aldığım sigaraları verirdim. İşte o adam benim babamdı.,
             Hiç boş durmazdı mahallenin çeşmesinin su yolarını da tamir ederdi. Bir yıllık tamirat için 50 ölçek buğday alırdı. Bizler beş kardeştik. Yavaş yavaş büyümeye başladığımızda hem okula gidiyor, hem de tatillerde ev ekonomisine yardımcı olmaya çalışıyorduk. Bizler büyüdükçe yüzü gülüyordu.. İşte o benim babamdı..
1963 yılının bir gününde bana demirci dükkânı açmak istediğini söyledi. Oysa ben okumak istiyordum. -Bak oğlum rençberlikten ameleliğe düştük. Rençber akşama kadar aç kalır. Esnaf öğleye kadar. Demişti ve kısa bir zaman sonra da dükkânı açmıştı. Babamdı, hem babam hem ustam oldu.. Bana her hafta 2,5 lira haftalık veriyordu.. Hem babam hem ustam; Demirci Memük Usta!.. İşte o benim babamdı..
             Bizlere doğru dürüst çalışmayı öğretmişti. Haylazlık yapınca çok kızar, iyi bir sopa çekerdi. Yıllar yılları kovaladı çok iyi esnaf olduk. Fakirliğimiz de kalmamıştı. Ben hariç, kardeşlerim okuyordu. Beş çocuk bir arada büyümüştük.. Kız kardeşim gelin giderken sessizce göz yaşı dökmüştü.. İşte o benim babamdı.
Büyüdük, evlendik, her birimiz ayrı diyarlara memur olduk.. Ev ıssızlaşmış, o koca evde annemle tek başına kalmıştı.. İşte o benim babamdı..
              Bizler gurbette didinirken de elinden gelen yardımları esirgemiyor, zaman zaman para bile gönderiyor; “Ulan, hepiniz gidip ev ocak oldunuz hâlâ benden yardım alıyorsunuz!” diyordu.. İşte o benim babamdı..
Annemin adı “Şükriye” idi. Babadan dedem Duacıoğlu Köydeşin Sadık Efendi’ye anışma olsun hesabı mahallede anneme “Duâcı gelini Sündüs” derlerdi. Babam, annenim vefatından sonra o koca evde tek başına yaşadı.. Bizlere hiç mi hiç muhtaç olmadı Tenezzül de etmedi hiç.. Hangimizin evine gelse, 48 saatten fazla kalmazdı. Bizlerin üzülmesini istemezdi. Biz kal dedikçe ‘Benim her şeyim var. Sizler evinizle ocağınızla iyi geçinin, ben başka bi şey istemem.’ Diyordu.. İşte o benim babamdı.
             Bizim Zile’de kuvvetli olana “hezen” derler. Çok yakın arkadaşları babamı Demirci Memük usta demekten daha çok “Hezen” diye ünlerler, öyle çağırırlardı. Yaşamının son yılı ve aylarında hastalığını bile bile, bizlere yük olmamak için her zaman ben iyiyim derdi.. İstanbul’a getirip tedavisini yaptırmıştık. Biraz iyileşip rahatlayınca: ‘Bak oğlum ben iyiyim beni Zile’ye götür, on günüm kaldı, ben gidiciyim. Beni Zile’ye sağ götür yoksa kış günü çok eziyet çekersin.’ Demişti.
             Dediği gibi yaptık. Zile’ye gittiğimizin yedinci günü yatak ömrü yaşamadan (ayakta iken) vefat etmişti..
Demirciler arastasının Memük Ustası, meslekdaşlarının, yakın arkadaşlarının Hezen’i; mücadelesi örnek, unutulmayan insanȋ izleriyle şerefli bir ömrü geride bırakıp –yaşamını noktalamıştı- İşte o benim babamdı!...

_____________________
[*]Hüseyin Bozdağ’ın yayına hazırlama çalışmaları sürdürdüğü “ÇAYIN İKİ YAKASI” kitabından alınmıştır.

Hiç yorum yok: