15 Tem 2010

Hey 15 li Bir Tokat-Zile Türküsüdür

Hey 15 li Bir Tokat-Zile Türküsüdür.
Asıl hali ağıttır zamanla hareket kazanmıştır.İki haliylede beğenilir.
Bilindiği gibi bazı türküler, doğdukları yerlerden uzakta ve doğdukları halinden farklı bir şekilde karşımıza çıkarak derlenmiştir. Bu türkülere taşıma türkü denir. Bazıları da yine doğdukları yerde derlendikleri gibi, doğdukları yerden uzakta ve ufak tefek farklılıklarla karşımıza çıkarak derlenmiştir ki, bunlara da birbirinin varyantı türküler denilmektedir. “Taşıma” ve “varyantlar” türkünün kulaktan kulağa, ağızdan ağza geçerken melodi ve sözlerindeki değişimler ile diğer türkülerle kısmende olsa melodi ve söz benzerliği yaratmasıyla benzer ürünlerin ortaya çıkmasıdır

Bazı türküler ise, doğdukları zamanki melodik ve ritmik yapısını tamamen terk etmiş, gerek tavır, gerekse ritmik yapısında değişikliklere uğramış ve yepyeni bir forma bürünmüş olarak derlenmişlerdir. Ne yazık ki çoğumuz, o türküyü asıl mesajına ulaşmadan terennüm ederiz ve farkına varmadan o türkünün anlamını sıradan hale getiririz.
Ağıt olarak yakılmış bir türkü karşımıza oyun havası olarak çıkabilmektedir. İşte bu yazıda ele alacağımız “Hey Onbeşli” türküsü de ağıt olarak yakılmış ve üzülerek söylemeliyiz ki çoğu zaman ve çoğu yerde oyun havası olarak algılanmış bir türküdür.
Yazımızda söz konusu ağıtın nerede, nasıl doğduğu ve şimdiki haline geldiğini inceleyeceğiz.
Çanakkale savaşı sırasında, İtilaf Devletlerinin Nisan 1915’ten itibaren kara çıkartmasına başlamalarıyla birlikte, cephede takviye kuvvetlere ihtiyaç hâsıl olmuş, Sultan V. Mehmet Reşat 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) bir emir yayınlayarak “Askeri Mükellefiyet” yasasında değişiklik yapmak ve lise öğrencilerini de cepheye çağırmak zorunda kalmıştır.
Bu durumda o günkü lise seviyesinde eğitim gören çocuklarında belli bir kısmı cepheye gitmiştir. Akabinde yayınlanan yeni bir tamimle’de, o dönemde kullanılan hicri takvime göre 1314 (Miladi 1896) doğumlu olan ve henüz askere alınmayan 19 yaşındaki gençlerin yanı sıra Hicri 1315 (Miladi 1897) doğumlu olup da bedenen gelişmiş olanlarında kıtalara teslim olması emredilmiştir. Tüm bu gelişmeler sonunda Anadolu’nun çeşitli illerinde oluşturulan toplanma bölgelerinde toplanan 1314 ve 1315 doğumlular, kıtalara ve cepheye sevk edilmek üzere silâhaltına alınmışlardır.

O dönemdeki nüfus kayıtlarının hangi koşullarda gerçekleştiğine ve ne kadar sağlıklı olduğuna kısaca bir bakalım. Yeni doğan bir bebeğin nüfus kaydına geçirilmesi için, ya nüfus memurlarının bir kaç yılda bir kez köye gelmesi beklenecek, ya da doğan bebeğin aile büyükleri şehre gittiğinde nüfusa kayıt ettirecektir, veya aynı ailede daha önce doğmuş, adına kimlik çıkarılmış ve bu arada ölmüş olan aynı cinsten büyük kardeşinin kimliği ile yaşayacak, kimlikteki adı ile ailesinin kullandığı adı birbirinden farklı olacaktır. Yani yeni doğan bebek en erken birkaç yılda kimlik sahibi oluyor, doğum tarihleri yazılırken de “Zemheride doğdu, karakışta doğdu, harmanda doğdu, ekin ekilirken doğdu.” gibi tarih belirten sağlıksız ve afakî bilgiler verilerek yeni doğan bebeklerin çok büyük bir kısmının, gerçek yaşından büyük yazılmasına neden olunmuştur. Öte yandan şehirlerde doğan bebeklerin doğum tarihleri ise genellikle doğru yazılmıştır.
Bu bilgiler ışığında bakıldığında 18 yaşında olması gereken 1315’lilerin çoğu daha 16’sına bile değmemiş birer çocukturlar, o dönemdeki Anadolu da evlenme yaşının oldukça küçük olması nedeniyle bu çocukların çoğu aileleri tarafından nişanlandırmış veya evlendirilmiştir. Bu durumda da cepheye gidenlerin bir kısmı eşini, çocuğunu veya yavuklusunu memlekette bırakmış ve büyük bir çoğunluğu da geriye dönememiştir. İşte böyle bir duyguyla da arkalarından gözyaşları dökülmüş ve onlarca ağıtlar yakılmıştır. “Hey onbeşli” türküsü de bu dönemde cepheye giden 1314 ve 1315 doğumlu kahraman vatan evlatlarının arkasından yakılmış bir ağıttır.
Türkünün derlenme öyküsü de hayli ilginçtir. Türkü merhum üstat Muzaffer Sarısözen tarafından 28.06.1943 tarihinde Tokat Niksar ilçesinden “Onbeşli” adıyla Mustafa Yolcu’dan derlenmiştir fakat her nedense bu derleme mevcut TRT kayıtlarında bulunmamaktadır.
İkinci kez ise, merhum Üstat Nida Tüfekçi tarafından 70’li yıllarda babası merhum Hamdi Tüfekçi’den derlenmiş ve TRT Müzik dairesi tarafından 1616 sıra no ile 24 05 1977 tarihinde incelenerek repertuara alınmıştır ki, bu konu, özelliklede “babasından” derlemiş olması dikkati çekecek önemli ve manidar bir durumdur. Türkünün üzerinde de metronom süresi belirtilmemiştir, bu da süreyi yani türkünün ritim hızını yorumcuya bırakmak anlamına da gelebilir.
Hızlı bir tempoyla icra edilen bazı türkülerin ritmi yavaşlatılarak ağır bir tempoda söylendiğinde, adeta birdenbire bir ağıt havasına büründüğünü ve mesajını daha güçlü aktardığını görürsünüz. Hey onbeşli türküsü de buna güzel bir örnektir.
Kütahya’dan kına gecelerinden derlenen ve bölgede bir oyun havası şeklinde icra edilen “Teyyare” adlı türküde de bir pilot yüzbaşının uçağının, Yeşildağ’a çarparak şehit düşmesi anlatılmaktadır. Genç kuşak sanatçılardan Nida Ateş bu türküyü orijinal haliyle icra ederek, yeniden aslına, yani bir ağıt şekline dönmesini sağlamıştır, bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Diğer taraftan ağıtları incelendiğimizde de, birçoğunun sözlerindeki üzüntü ifadeleriyle melodilerinin birbiriyle uyuşmadığını görürüz. Söz ve melodisi uyumlu olanlarında büyük kısmının da uzun hava tarzında olduğunu söyleyebiliriz.
Türkünün ne zaman ve nasıl bir ortamda yakıldığı kısaca bu şekildedir. Bu bilgiler ışığı altında, türkünün sözlerinden ve melodik yapısından yola çıkarak bir analiz yapacağız.

Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı
İlk mısranın ilk dizesinden de anlaşılacağı gibi, türkü 1315 doğumlular ve onlarla birlikte savaşa giden emsallerine yakılmıştır, ikinci dizedeki “Tokat yolları taşlı” sözü ise en önemli ayıraç noktasıdır. Bilindiği gibi bir şehri diğer başka bir şehre bağlayan yolların adı genellikle bağladığı şehrin adıyla anılır. Sözgelişi; Turhal’dan Zile istikametine giden yolun adı Zile Caddesi ya da Zile yolu, Amasya istikametine giden yol Amasya yolu, Tokat istikametine giden yolun adı da Tokat yoludur ve bu tanım Anadolu’nun hemen tüm şehirlerinde böyledir. Bu sebepten dolayı türkünün doğuşu esnasında böyle bir yolun kullanılması söz konusudur. Bu durumda, metinde yer alan yol, Tokat’a bağlanan bir yoldur ve türkünün yakıldığı yer de Tokat çevresidir.
Bölgede yaptığımız araştırmalara göre; o dönemdeki en büyük toplanma bölgesi, Zile’deki o zamanki adıyla “Deri Yeri” diye anılan “Mal Pazarı”dır.
Bölgenin meşhur paşası “Deli Kamil Paşa” nezaretinde, sayıları yüzlerle ifade edilen 1315 doğumlu asker adayları, cephelere sevk edilmek üzere buradaki “Tokat Yolu”nda ağıtlar ve methiyeler eşliğinde Tokat’a uğurlanmış buradaki on onbeş günlük acemi eğitiminden sonra cephelere sevk edilmişlerdir. Bu yolun adı hâlâ “Tokat Yolu”dur. Böylelikle türküdeki Tokat yollarıyla neyin vurgulandığı ortaya çıkmış, dolayısıyla birtakım araştırmacıların da türküyü başka bir bölgeye mal etme tezleri çürümüştür. Hatta bu konuda bilgisine başvurduğumuz Yrd. Dç. Dr. Mehmet Yardımcı da babasının 1315 doğumlu olduğunu, bu gurupla birlikte buradan uğurlanarak asker edildiğini, babasının anlattıklarına dayanarak kendisinin de yıllar sonra bunun hikâyesini yazdığını anlatmıştır. Nakarat kısmındaki diğer sözlere gelince;
Aslan yârim kız senin adın hediye
Ben dolandım sende dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi on yediye
Türkünün nakarat sözleri olarak okunan bu dizelerde de o dönemde asker edilen 1315 doğumlu gençlerden birinin yavuklusu olan Hediye isimli kızdan ve o dönemde kullanılmakta olan uzunluk ölçüsünden bahsedilmektedir.
Burada geçen “HEDİYE” ismi de önemli bir vurgudur. Bölgede yakın zamana kadar Hediye adlı bir hanımın yaşadığı, yaşamının son kırk elli yılını Zile’de geçirdiği ve burada öldüğü bilinmektedir.
Zile’deki birçok insan da adı geçen Hediye’nin Hey onbeşli türküsüne konu olan Hediye olduğunu, yavuklusunun 1315 doğumlu cepheye giden askerlerden olduğunu ve yaşamı boyunca da bu konuyla ilgili anıldığını söylemiştir. Sayın Hulusi Serezli’de http://www.zilesitesi.com/makale.asp?islem=goster&id=24 adresinde yayınlamış olduğu “Zile’ye sahip çıkmıyoruz” başlıklı yazısında bu konuyla ilgili aynen şunları belirtmiştir.
“Galiba 1965 veya 66 yılları olmalıydı. Şimdiki Bağkur iş hanı olan yerdeki zahire pazarında rahmetli Mustafa Köknel’in iş yerinde oturuyorduk, içeri 80–85 yaşlarında düşkün bir kadın girdi. Mustafa Bey bu kadını tanıyor musun? Diye sordu. Hayır demem üzerine Hey onbeşli türküsü varya, işte oradaki “HEDİYE” bu kadın dedi. Onu oturttu, çay ikram etti. Hediye hanım bize yaşadığı günlerden hikâyeler anlattı.
Gençliğinde Zileli gençleri kendisine âşık edip adına türküler yaktıran kadın dilencilik yapıyordu. Onun bu haline çok üzülmüştüm. Bugün Hediye hanımı tanıyan ve hayatta olan Zileliler var”. Buradan da anlaşılacağı gibi Hediyeyi tanıyan birçok Zileli hala yaşamaktadır.
Türküdeki diğer sözlere gelince; Anadolu’nun birçok yerinde rastlanabilen mani türü sözlerdir, bu sözlerde araştırma konumuza dair ayrılık ve hasret dışında bir ipucu bulunmamaktadır.
Türkünün melodik ve ritmik yapısına baktığımızda ise karşımıza çok farklı ipuçları ve sorular çıkmaktadır. En önemlisi ağıt olarak yakılmış bir türkünün zamanla nasıl ve neden bir oyun havası haline geldiği sorusudur.
Bu durumu şöyle açıklayabiliriz; Bölgede birbiriyle başta ticaret olmak üzere sıkı ilişkileri olan üç yer Kayseri; Zile ve Tokat’tır: Bu üç şehirdeki demografik yapı, ticaret, kültür ve yaşam tarzı çok sayıda benzer özelliklere sahiptir. Bu özelliklerin en önemlilerinden biride şehir merkezlerindeki yerli halk arasında yaygın olan ve yaz aylarında nerdeyse tüm yaşamın orada sürdüğü bağ evleri ve bağ kültürüdür. Yaz gelince, yerli elit kesim, ailece bağlara taşınır ve sıklıkla bağ evlerinde “oturak âlemleri” yapılırdı. Oturak âlemleri kışın da yapılır.
Bunu, erkekler hafta içi ya da hafta sonu kendi aralarında ve belli bir hiyerarşik düzen içinde gerçekleştirirler. Oturak âlemlerinde hemen her şey, bir adaba ve kurala uygun olarak yapılır. Müzikler, bölgedeki yerel müzisyenler eşliğinde icra edilir ve bu müziğin adına “oturak havaları” denilir. Bölge insanının birbiriyle ilişkileri sonucunda birçok maddi ve maddi olmayan kültür ürünleri, gayri ihtiyari bir şekilde oradan oraya taşınmıştır. Bunlar içinde musiki ürünlerde önemli yer tutar, bölgedeki oturak havalarına baktığımız zaman, birçoğunun makam ve ritim açısından birbirinin devamı gibi olduğunu görülür. Oysa bir türkü Tokat, diğeri ise Kayseri ya da Zile türküsüdür. Örneğin; bir Tokat (Zile) türküsü olan “Hey Onbeşli” ve Kayseri türküsü olan “Gesi Bağlarında Dolanıyorum” türkülerinin melodileri adeta birbirlerinin varyantı şeklindedir. Yine bir Kayseri türküsü olan “Verdiğin yazmayı bürüneyim mi veya Asmalarda kol uzatmış” türkülerinin saz kısmı da bu türkülerin birer varyantıdır. Bu tip örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Buradaki amacımız; türkülerin hangisinin hangisinden etkilendiği değil, sadece sözkonusu varyantın coğrafî bölgesine dikkat çekmektir.
Öte yandan türkünün derlendiği yer olan Akdağmadeni ve Zile birbirine yakın ve ilişkileri çok olan iki ilçedir. Ayrıca Kayseri ve Zile’nin arasında bulunan Akdağmadeni, adı geçen bölgelerin kültürel öğelerini taşımakta hem de bu bölgeler arasında kültürel bir geçiş bölgesi olma özelliğine sahiptir.

Üzerinde çalıştığımız konuyu araştırırken, TRT repertuarındaki tüm Tokat ve Kayseri türkülerinin notaları ve TRT repertuarında olmayan Zile türkülerinin notalarını inceleyerek yaptığımız analizde, çok ilginç sonuçlar ortaya çıkmıştır. Buna göre; oturak havaları diye adlandırabileceğimiz türküler sadece şehir merkezlerinde derlenmiştir. İstisna olarak şehir merkezleri dışında da birkaç örneğe rastlanılmıştır. Kayseri ve Tokat’ın merkez ve ilçeleri dışında derlenmiş türkülerin çok büyük kısmı, deyiş ve âşık tarzı türkülerdir. Kayseri Sarız ilçesinden bol miktarda derlenmiştir. Derlenen diğer türküler ise, kadın oyun türküleri, kına türküleri, çalışma türküleri vb olarak karşımıza çıkmaktadır.
Konumuzla doğrudan ilintili olmasa da Tokat Reşadiye yöresi, türkülerinin melodi yapısı, ses aralığı, karar sesleri ve icra tarzı nedeni ile üzerinde titizlik ve özellikle durulması gerekir.
Böylesine hazin ve ayrılık anlatan sözlerin oyun havası haline gelmesi ise; Kayseri deki oturak havaları motiflerinin Zile üzerindeki etkilerinden dolayı, uzun yıllar yerel müzisyenler tarafından oturak âlemlerinde ve düğünlerde oyun havası şeklinde icra edilmesindendir. Belki ilk başlarda melodi biraz daha farklı olmuş olabilir, ancak sözlerdeki mani özelliğinden dolayı hece veznine uygun her melodiye monte edilebilir bir yapıya sahip olması, zaman içersinde türkünün bu melodide yaşam bulmasıyla da sonuçlanmış olabilir. Ayrıca insan yaşamına oranlarsak, bir insan, yaşamında belki birkaç kez psikolojik bir yıkıma uğratacak felaketlerle karşı karşıya kalabilir, ama bunun aksine yaşamında neşeli gün sayısı çok fazladır ve insan hafzalası üzüntü ve acı veren olayları zamanla hatıra raflarına transfer ederek üzüntü ve acıyı birer hatıra haline getirmektedir,
Dolayısıyla ilk başlarda ağıt olarak yakılan birçok türkü, zamanla konusuna ait olmayan söz ilavesi ve melodisine yapılan müdahalelerle zamana bağlı form değiştirmesi de böyle izah edilebilir.
Hey Onbeşli türküsünün orijinalini, ömrünün önemli bölümünü Sivas ve Turhal’da geçirmiş, Tokat, Turhal ve Zile’de önemli dostlukları olan o dönemin önemli müzik adamlarından merhum Hafız Hakkı Feryadî 1928 yılında, yani türkü kayıt altına alınmadan yaklaşık 45 yıl önce plağa okumuştur . Türkünün orijinal halinde metronom süresi daha düşük, melodisi ve sözleri şu anki icra şeklinden biraz farklıdır.

Sözler;
Damdan attım kendimi
Bulamadım dengimi
Şeklinde başlamaktadır.
Bu durumdan da şöyle bir sonuç çıkmalıdır üstat Nida Tüfekçi tarafından notaya alınarak TRT repertuarına girmiş olan bu türkü Hafız Hakkı Feryadi’nin okuduğu plaktan tekrar notaya alınmalı ve kaynak kişi olarak ta Feryadi adı geçmelidir, çünkü konu delileri ile ortadadır. Fakat Hafız Hakkı Feryadi zaman zaman konser vermek için gittiği vilayetlerde o vilayetin adını türküdeki Tokat ile değiştirmiş bir anlamda o şehrin dinleyicilerini ödüllenmiştir. Sözgelişi; Afyon’da verdiği bir konserde Afyon yolları taşlı diyerek okumuştur.
Sayın Hulusi Serezli’nin yukarıdaki yazısından Hey onbeşli türküsünün 1965 – 1966 yıllarında Yurttan Sesler korosu anonslarından Zile türküsü olarak anons edildiği anlaşılmaktadır.
Bu konuyla ilgili olarak ta türkünün o dönemdeki TRT nota kayıtlarına bakmak gerekir çünkü TRT müzik dairesi repertuardaki mevcut türkü notalarını zaman zaman yeniden gözden geçirerek bir anlamda güncellenmesini sağlamıştır bu arada birçok yazım hataları da meydana gelmiştir.
Tüm bu bilgiler ışığında şu sonuca varabiliriz;
Müzikal ipuçları bu tarz oturak havalarının Tokat’ın ilçelerinde sadece Zile’de olduğunu işaret etmekte ve Tokat çevresinde bu türkünün farklı bir melodiyle varyantının olmaması ve türküde adı geçen Hediye’nin de Zile’de yaşamış olması da Zile’yi işaret etmektedir. Hey Onbeşli türküsü 1315 doğumluların askere giderken arkalarından yakılmış bir ağıttır ve türkünün yakıldığı yer çok büyük ihtimalle Zile’dir.
Yaklaşık yüz yıl önce yakılmış olan ve yıllardır kendine böyle bir yer edinerek oyun havası şeklinde icra edilen türkünün mevcut icrasına saygı duymakla birlikte, bu bilgilerden sonraki icra şeklinde mahiyetine uygun bir şekilde ritminin yavaşlatılarak ağıt şeklinde okunması daha anlamlı ve daha doğru olacaktır.
Tokat Görüntüleriyle Hey 15 li

KAYNAKÇALAR;
1-http://www.tumgazeteler.com/haberleri/askeri-mukellefiyet-kanunu
2-http://www.tumgazeteler.com/haberleri/sultan-v/
3- http://www.zilesitesi.com/makale.asp?islem=goster&id=24
4-TRT Müzik Dairesi Yayınları. Türkü notaları Repertuar no 161
5-TRT Müzik Dairesi Başkanlığı. Türk Halk Müziği Repertuarı, 1996
6-Kayseri ve Yöresi Halk Türküleri. Kayseri İl Kültür Müdürlüğü Yayınları No:6.
7-Selahattin ADIGÜZEL - Salih TURHAN -Tokat Türküleri ve Oyun Havaları Ankara–2008.
8-Fadime YILMAZ, Nebi YILMAZ Derlemeleri Arşivi. Zile Türküleri Notaları.
10 -Ufuk MİSTEPE Zile türküleri. Zile Belediyesi Kültür Yayınları no:4.
11 - Mehmet YARDIMCI, Hey Onbeşli Onbeşli, Yeni Adana.
12- Armağan COŞKUN ELÇİ, Muzaffer SARISÖZEN (Hayatı, Eserleri ve Çalışmaları) T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları: 1962, Ankara 1997.

Hiç yorum yok: