7 May 2011

EŞSİZ ZİLE ŞİVESİ



. ASKERLİK HATIRASI
.
Türkçenin Zile ilçesinde kullanılan şivesinin Batı Anadolu ağızları içindeki konumu Prof. Dr. Leyla Karahan'ın Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması (Türk Dil Kurumu yayınları: 630, Ankara 1996) adlı çalışmasına göre şöyledir:
3. Batı Anadolu ağızları

3.1.1. Afyonkarahisar, Eskişehir, Uşak, Nallıhan
3.1.2. Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Bilecik
3.1.3. Aydın, Burdur, Denizli, Isparta, İzmir, Kütahya, Manisa, Muğla
3.1.4. Antalya

3.2. İzmit, Sakarya

3.3.1. Zonguldak, Devrek, Ereğli
3.3.2. Bartın, Çaycuma, Amasra
3.3.3. Bolu, Karabük, Ulus, Kurucaşile
3.3.4. Kastamonu

3.4.1. Göynük, Mudurnu, Kıbrıscık, Seben
3.4.2. Kızılcahamam, Beypazarı, Çamlıdere, Güdül, Ayaş
3.4.3. Çankırı, İskilip, Kargı, Bayat, Osmancık, Tosya, Boyabat

3.5.1. Sinop, Alaçam
3.5.2. Samsun, Kavak, Çarşamba, Terme
3.5.3. Ordu, Giresun, Şalpazarı

3.6.1. Ladik, Havza, Amasya, Tokat, Erbaa, Niksar, Turhal, Reşadiye, Almus
3.6.2. Zile, Artova, Sivas, Yıldızeli, Hafik, Zara, Mesudiye
3.6.3. Şebinkarahisar, Alucra, Suşehri
3.6.4. Kangal, Divriği, Gürün, Malatya, Hekimhan, Arapkir

3.7.1. Akçadağ, Darende, Doğanşehir
3.7.2. Afşin, Elbistan, Göksun, Andırın, Adana, Hatay, Tarsus, Ereğli
3.7.3. Kahramanmaraş, Gaziantep
3.7.4. Adıyaman, Halfeti, Birecik, Kilis

3.8. Ankara, Haymana, Bala, Şereflikoçhisar, Çubuk, Kırıkkale, Keskin, Kalecik, Kızılırmak, Çorum, Yozgat, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Kayseri, Şarkışla, Gemerek

3.9. Konya, Mersin
Zile mutfağından bir anekdot
Kaynana, yemek hazırlığı yapmak için gelinine seslenir:
"Gız gelin, badalın altundaki ilistirde bıldırdan galan çiğit var. O çiğidi bi de terekdeki erüşdeyi al da gel. Haydi çöçelenme, eccük şip ol…"
---------------
Mahalle arasında geçen konuşmalardan birkaç anekdot

"Amedenden hoğmaden, culuh hopladı culfalığa gumbüden."
"Alan razu satan razu, arada gezen çullu tazu. "
"Bıldırın Garadini kirazunu haabeye godundu da bana vermediydin. De baham, godun mu gomadun mı?"
"Hatçee, bura Boduçoğun gavağın dibi mi gız? "
"Ahan da bağele, sen sıh dişini hele..."
"Bıldırın ölmüş bi eşek, gelin bu yıl ağlaşak! "
"Gorhunun ecele faydasu yoh! "
"Hıı, gendünü gurtaramayan evliyayu, sel götürsün."
"Destursuz bağa giren, hesapsız zopa yer."
--------------
EŞSİZ ZİLE ŞİVESİMİZDEN TOPLAYABİLDİKLERİMİZ
  1. aba: anne, abla
  2. afur: ahır
  3. ağa: baba
  4. ağleş: dur, bekle
  5. ağleşmek: alay etmek
  6. ağartı: sütten yapılan ürünlerin tümüne verilen genel isim
  7. aha: işte
  8. alaf: ateş, alev
  9. alayı: hepsi
  10. alışmak: alev almak
  11. alma: elma
  12. aluç: sarı renkli bir çeşit dağ meyvesi
  13. amedenden: aniden, birdenbire
  14. ana: yaşlı kadın, babaanne, nine
  15. angut: anlayışı kıt
  16. anadut: harman yerinde kullanılan üç çatallı bir alet
  17. annaç: karşı
  18. annaşmak: anlaşmak
  19. araz: dilsiz
  20. arşunalık: gölgelik, çardak
  21. arsınmak: utanmak
  22. arsuz: utanmaz
  23. aşurma: kulplu kazan
  24. aşhane (aşane): mutfak
  25. avara: işsiz, güçsüz, boş gezen
  26. avut: ağlama
  27. avut dökmek: ağlamak
  28. aya: avuç içi
  29. ayrık: yabani ot
  30. ayahcah: merdiven
  31. aze: vücut
  32. azıtmak: istenmeyen kedi köpek gibi hayvanları evden uzak bir yere götürüp bırakmak
  33. azık: yiyecek
  34. avuz: inek, manda gibi hayvanların ilk savımından elde edilen oldukça koyu kıvamlı süt

  35. badal: merdiven basamağı
  36. badı: ördek
  37. badem parmak: işaret parmağı
  38. baldırgan (baldırcan): patlıcan
  39. bannakh: parmak
  40. bayahdan: biraz önce
  41. bat: yeşil mercimek, salça ve düğü ile yapılıp,
  42. pişirilmeden yenen bir çeşit yemek
  43. bazlama: sac ekmeği
  44. beleş: bedava
  45. beslek (besleme): ileride evlendirilmek üzere küçük yaşta alıp büyütülen kimsesiz ya da yoksul çocuk
  46. becit: acele
  47. bek: sert, sağlam; pek
  48. belemek: çocuğu kundağına sağıp yatırmak
  49. bıdık: böbrek
  50. bıldır: geçen sene
  51. bıyıl: bu yıl
  52. biçala: kısa bir an
  53. biyo: bir kere
  54. bisokum: bir lokma
  55. boğön: bu gün
  56. bostan: karpuz
  57. boz: bakımsız üzüm bağı, sürülmemiş tarla
  58. böcük: haşere
  59. börk: bere
  60. böyük: büyük
  61. buymuş: donmuş
  62. bürük: çarşaf, örtü

  63. cağ: banyo ihtiyacını gidermek için yapılmış yer
  64. camış: manda
  65. cebelleşmek: tartışmak
  66. cerek: uzun sırık
  67. ceylan: elektrik
  68. cıbır: yoksul
  69. cılga: keçi yolu, patika
  70. cınnak: tırnak
  71. cırcır: fermuar
  72. cırıt: hızlı yürümek
  73. cıv: kamış
  74. cibbik: alkış
  75. cimcik: çok az
  76. culuk: hindi
  77. cula: karga
  78. culfalık: kilim dokuma tezgahı
  79. cücük: civciv

  80. çalkalama: ayran
  81. çalgı: süpürge
  82. çamdı: ters tavan
  83. çaylık: uzun kadın donu
  84. çaluntu: felçli
  85. çapak: göz iltihabı
  86. çedik: çocuk ayakkabısı
  87. çekü: yazma
  88. çemüt: dut kurusu
  89. çemüş: kuru üzüm
  90. çemçük: çirkin
  91. çerez: leblebi
  92. çeten: saman taşıma arabası
  93. çene: köşe başı
  94. çenileme: köpeğin havlaması
  95. çıkı: bohça
  96. cılbır: yöresel bir yiyecek
  97. çıt: tel anahtar
  98. çir: zerdali kurusu
  99. çiğ: kırağı
  100. çiğit: meyve çekirdeği
  101. çipil: çalı çırpı
  102. çise: ince yağmur
  103. çitil: çalı çırpı
  104. çitilemek: dikmek
  105. çimmek: banyo yapmak, yıkanmak
  106. çoh: çok
  107. çorlu: hastalıklı
  108. çoştar: laf götürüp getiren, ortalığı karıştıran
  109. çöğdürmek: ayakta işemek
  110. çökek: çamurlu su birikmiş yer
  111. çöçelenmek: boşa vakit geçirmek
  112. çul: kilim
  113. çüş: eşeklerin durması için söylenen söz


  114. dakanak: takıntı
  115. daklaşma: sataşma
  116. dalak: bal peteği
  117. dalamak: yün giyisilerin vücutta kaşıntı yapması
  118. dallama: yelek
  119. dam: çatı, evin üst kısmı, teras
  120. dangadak: aniden
  121. dastar: ekmek bohçası
  122. daşdar: sofra bezi
  123. davar: koyun
  124. debellenmek: yuvarlanmak
  125. değirmi: yuvarlak
  126. demin: az önce
  127. demra: egzama
  128. dene: buğday tanesi
  129. depmük (dekmük): tekme
  130. depmez deşürmez olmak: çok zengin olmak
  131. deyyus: kötü adam
  132. dıngıldamak: gevezelik etmek, çok konuşmak
  133. dıga: çocuk
  134. dıhmak (dıhınmak): yemek
  135. dilliksiz: yaramaz
  136. dinelmek: ayakta durmak
  137. dikelmek: karşı koymak
  138. dirgen: harman yerinde kullanılan ağaçtan yapılmış iki çatallı alet
  139. dombalak: takla
  140. dolukmak: üzüntüden ağlayacak hale gelmek
  141. döngel: muşmula
  142. döşürmek: dilenmek
  143. döş: göğüs
  144. döşek: yatak
  145. dulda: gölgelik yer
  146. düğülcek: dolu
  147. dürüm: yufka arasına peynir, çökelik konulması
  148. düve: dana

  149. ebe: babaanne, nine
  150. ebe kulağı: salyangoz
  151. ecücük: azıcık
  152. eccük: biraz
  153. eke: tecrübeli
  154. ellik: eldiven
  155. elleşmek: dolu çuvalı iki kişi birlikte kaldırmak
  156. ella, ellam, elleham: herhalde
  157. el gapısı: kızın evlendikten sonra gideceği yer, koca evi
  158. eme: hala, teyze
  159. emmi: amca
  160. enteri: kadın elbisesi
  161. enük: kedi ya da köpek yavrusu
  162. enek: bilye
  163. engür: üzüm tanesi
  164. ersün: hamur keseceği
  165. erişte: ev makarnası
  166. esbap: çamaşır
  167. essah: sahi
  168. essahtan: gerçekten
  169. eşgi (salça): salça
  170. eşelek: elma gibi meyvelerin yedikten sonra kalan kısmı
  171. eşik: kapı girişi
  172. evcüman: evine bağlı erkek
  173. eyüğü: kaburga kemiği

  174. fak: fare kapanı
  175. fenikmek: başı dönmek
  176. fermanı kesilmek: güçsüz düşmek
  177. fırdolayı: çepçevre
  178. fışkı (fışgı): hayvan gübresi

  179. gabalak: iri
  180. gahırdak: koyun kuyruğunun kavrulmuşu
  181. gaddem: parça kadar
  182. galuk (galuh): evde kalmış kız-erkek
  183. ganara: işe yaramayan, çok yemek yiyen
  184. gatık: yağsız ekşi ayran
  185. gamga: yontulmuş ağaç parçası
  186. garanluh: karanlık
  187. gatmer: bir çeşit ekmek
  188. gavah: kavak
  189. gaypak: sözünde durmayan
  190. gebre: at tımarında kullanılan alet
  191. geçi: keçi
  192. gennaba (genaba): gelin abla
  193. gıymık (gıymıh): ağaçtan yontulmuş iğne küçüklüğünde parça
  194. gıbal: dış görünüş
  195. gıdık: keçi yavrusu
  196. gırmaşmak: kımıldamak
  197. gız: kız
  198. gidik: koyun yavrusu
  199. gilavadar: üzüm asması
  200. gilik: parça
  201. gişi: evli erkek
  202. gorhu: korku
  203. goynek: gömlek
  204. goyvermek: serbest bırakmak
  205. gölük: merkep, eşek
  206. gödek: kısa boylu
  207. göğ: mavi
  208. gurk: kuluçkaya yatan tavuk
  209. gubarmak: gururlanmak
  210. guşluk vakti: sabahla öğle arası
  211. gümele: çalı çırpıdan yapılmış bağ ya da tarla evi
  212. gümbüden: birdenbire
  213. gübür: süprüntü

  214. haabe: heybe
  215. habire: sürekli
  216. haçar: anahtar
  217. haçen: ne zaman
  218. harar: çok büyük çuval
  219. hark: küçük su kanalı
  220. haşat: bozulmuş, darmadağın olmuş
  221. hayat: avlu
  222. hazitmek: özlemek
  223. he: evet
  224. hela: tuvalet
  225. helki: kova
  226. helle: un çorbası
  227. hedik: pişirilmiş buğday
  228. hemi: öyle mi
  229. heri: sen de
  230. heğ: küfe
  231. heyiklemek: gözetlemek
  232. heyye: tabi, öyle
  233. hıngel: yöresel bir yemek
  234. hoğlamak: sürmek
  235. hökelek: iriyarı

  236. ırakh: uzak
  237. ırgat: amele
  238. ilağançe (ilağan): leğen
  239. içerlemek: alınıp üzülmek
  240. ikinnedi: ilkindi vakti
  241. ilenger: büyük bakır sahan
  242. ilisdir: kevgir
  243. ilik: düğme
  244. isgembi: sandalye
  245. işgefe (işkefe): yöresel yufka ekmeği
  246. işgillenmek: şüphelenmek
  247. işlik: gömlek
  248. işmar: göz kırpma
  249. işgilli: alıngan

  250. kayış: kemer
  251. kelem: lahana
  252. keşik: sıra
  253. kelik: eski ayakkabı
  254. kekeç: kekeme
  255. kepenek: kelebek
  256. kesan (kesağan): büyük fare
  257. kesmük: harmanda iyi dövülmediğinden iri kalan sap
  258. kezek: tezek
  259. kıtlamak: ısırmak
  260. kirtik: sert, dolgun
  261. kip: sağlam
  262. kocabaş: şeker pancarı
  263. koğucu: dedikoducu
  264. koz: yeşil kabuklu ceviz
  265. kömüş: manda
  266. köme: cevizli sucuk
  267. kurnamak: kedi köpek gibi hayvanların doğum yapması
  268. küt: felçli
  269. küççük: küçük

  270. lalin: takunya
  271. loğ: damlarda kullanılan silindir taşı

  272. madımak: yöresel bir yemek
  273. makat (mahat): tahtadan yapılmış oturak
  274. mahdum: erkek evlat
  275. malamat: berbat, sefil, zavallı
  276. malamat etmek: rezil etmek
  277. mangas: cımbız
  278. mayıs: sığır pisliği
  279. mıhlama (mıhla): yumurta ile yapılan bir çeşit yemek
  280. mısmıl: işe yarar
  281. mıh: çivi
  282. mitil: yüzsüz yorgan
  283. modul: ucu çivili uzun değnek
  284. mozi: bakımsız dana
  285. musandere: bir çeşit raf
  286. muhanet: faydasız kişi
  287. mullamak: kapmak
  288. muzu: zararlı

  289. nacak: bir çeşit kesici alet
  290. nelbeki: büyük bakır sahan

  291. ocaklık: mutfak
  292. oncacık: çok az

  293. öğlennedi: öğle vakti
  294. öğür: yavrulayacak inek
  295. öle: öyle
  296. öllük: bebeklerin kundaklarına ısıtılarak konulan çok ince killi toprak
  297. övendere: ucu çivili uzun değnek
  298. özeleme: yoğurt çalkalama
  299. öz: dere

  300. parsı: baca başı
  301. pelver: salça
  302. peşisire: arkasından
  303. petni: hayvan yemliği
  304. pırtı: kumaş
  305. pırtıcı: manifaturacı
  306. pin: kümes
  307. pinnik: kümes
  308. pisik: kedi
  309. poşuş: kiriş
  310. pöşgür: peçete
  311. pürpürüm: semizotu
  312. pürçekli: havuç
  313. razu: razı

  314. saku (sahu): ceket
  315. savucu: süt sağan
  316. seyip: başıboş
  317. seğirtmek: hızlı koşmak
  318. sıyırgı: tahta kürek
  319. sıvışmak: sessizce kaybolmak
  320. sini: tepsi
  321. sitil: küçük bakır kova
  322. sindik: civa sülfür
  323. sohranmak: bir işi sohranarak yapmak
  324. sorutmak: ayakta durmak
  325. soku: bulgur döğülen içi oyuk taş
  326. sofa: salon
  327. sonak: mısır koçanı
  328. sokum (sohum): lokma
  329. suluh: hamam havlusu
  330. sümsük: pisboğaz
  331. sumsuk (sumsu): yumruk

  332. şaplak: tokat
  333. şargada (şarkada): yaramaz çocuk
  334. şeer: şehir
  335. şibermek: şımarmak
  336. şikirsiz: yakışıksız
  337. şip: çabuk
  338. şipelek: tez canlı
  339. şinavat: üzüm cenderesi
  340. şişmek: fazla gururlanmak
  341. şöfük: salya
  342. şöfüklü: salyalı

  343. tanış: tanıdık
  344. tavar: kiremitten yapılmış, geniş ağızlı su kabı
  345. tavatir: çok iyi
  346. tazu: tazı
  347. tebelleş: bir kimsenin diğerini kızdıracak şekilde ilgilenmesi
  348. telek: kümes hayvanlarının kanat tüyleri
  349. temek: ahır penceresi
  350. temelli: devamlı
  351. tentene: dantel
  352. terek: raf
  353. terpoşlu: kapaklı bakır kap
  354. teyin: sincap
  355. tığ: harman yerindeki saman yığını
  356. tirki: ağaçtan oyulmuş tas
  357. tille: ince ağaçtan sopa
  358. toh: köpek tasması
  359. toha: kemer
  360. tok: çivili köpek tasması
  361. tokuç: çamaşır yıkarken kullanılan tahta
  362. tola: kuyu kovası
  363. tosbağa: kaplumbağa
  364. tostan: hayvan pisliğiyle beslenen bir tür böcek
  365. tosun: erkek inek
  366. toyga: yoğurtlu çorba
  367. töremek: üremek
  368. tumman: don
  369. tummak: suya dalmak

  370. uşak: çocuk
  371. üleş: hayvan leşi
  372. ütme: ateşte pişirilmiş kurumamış buğday başağı
  373. ütmek: oyunda veya idaada kazanmak

  374. yal: köpek maması
  375. yalak: yal verilen kap
  376. yampiri: eğri
  377. yanıgara: şarbon hastalığı
  378. yanyanuç: yengeç
  379. yassu: yatsı vakti
  380. yazu: arazi
  381. yel: rüzgar
  382. yeşillik: bahçe(bağ)
  383. yığın: ot yığını
  384. yoh: hayır, yok
  385. yuğmak: yıkamak
  386. yüğürtmek: koşmak

  387. zavzu: salatalık
  388. zağar: sağır
  389. zemheri: kara kış
  390. zerzebil: perişan
  391. zıkkım: haram
  392. zırana: düşüncesiz
  393. zopa: dayak
  394. zorunan: zorla

Hiç yorum yok: