25 Nis 2011

Zile Panayırı Üzerine Halk Bilimsel Bir İnceleme

Belge Bilgileri
Bu çalışma, Zile Panayırı’nın gelenekselleşme sürecinde geçirdiği değişim ve dönüşümleri incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Ancak başlangıcı çok eskilere dayanan bu panayırın geçmişi hakkında yeterli bilgi edinilemediği için Cumhuriyet dönemindeki geleneksel unsurlar incelenmiştir. Zile Panayırı’nın tarihte geçirdiği değişim ve dönüşümler kısaca ele alınmış ve Zile’de kurulan medeniyetlerin panayır üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Cumhuriyet döneminde ülkede yaşanan iktisadî ve sosyo-kültürel değişimlerin panayırı etkilediği görülmüştür. Zile Panayırı’nın hazırlık sürecinde, panayır organizasyonunun planlanması, panayır tarihinin, süresinin ve panayır yerinin belirlenmesi, tanıtım ve reklam kampanyasının yürütülmesi, konaklama, yeme-içme gibi ihtiyaçların giderilmesi, güvenliğin sağlanması gibi konular incelenmiştir. Yapılan uygulamalar ve bu uygulamaların sürekliliğinin Zile Panayırı’nın gelenekselleşme sürecine önemli bir katkı sağladığı düşüncesine varılmıştır. Zile Panayırı’nın kültürel açıdan çözümlemesi çerçevesinde panayır eğlenceleri incelenmiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan panayır eğlenceleri, geleneksel eğlenceler ile modern eğlenceler olarak ele alınmış, yerel eğlenceler ise bu bölümler içinde değerlendirilmiştir. Panayır geleneği içerisinde önemli bir yeri olan eğlencelerin, çağın şartlarına göre değişerek devam ettiği görülmüştür. Zile Panayırı, üretimde oluşan birikimin tüketildiği bir alışveriş ortamıdır. Gelenekselleşen bu alışveriş ortamının şehrin modernleşmesine katkısı olduğu düşüncesine ulaşılmıştır. Zile’de panayıra bağlı gelişen el sanatları ve geleneksel meslekler ile yine panayıra bağlı üretilen ve panayırla yaygınlaşıp imgeleşen yiyecekler ve kış hazırlıklarının panayırla bağlantısı incelenmiştir. Sonuçta panayırın Zile’nin kültürel dokusunu etkilediği görülmüştür. Panayır bağlamında oluşan folklor unsurları tek tek ele alındığında, ticarî amaçlı kurulan panayırların bir bütün olarak gelenek oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

This study is presented in order to investigate the alteration and the transformation of Zile Fair during the traditional process. There is no enough information about the history of that fair which is originated in old times, so we confined ourselves with studying the traditional elements in the Republic period of Turkey. In this study, it is treated the alteration and the transformation process of Zile Fair, and the effects of the old civilizations in Zile over it. It seemed that in Republic period, the Zile Fair was influenced from the economical and the social-cultural alterations. We examined the titles such as planning the fair organization, determination of the fair date, place and period of that activity, carrying out the campaign of advertisement, solving problems such as, food, drink and encamping, and also ensuring the security, during the preparation process. It concluded that the practices and their continuousness contributed to traditional process of the Zile Fair. It is also treated the entertainments of fair by analyzing the Zile Fair culturally. In this context, the entertainments are classified as the Republic-, the traditional- and the modern ones, and local entertainments are treated into those groups. It seemed that the entertainments, which have an important position into the fair tradition, carry on by changing itself according to the age conditions. The Zile Fair is a trading atmosphere which the accumulation of production is exhausted. It also concluded that this traditional trading atmosphere contributed the town to modernize itself. In this context, it also examined the traditional occupations, hand crafts, the foods which became widespread and an imaginary thing by that fair, and the relation between the winter preparations and that fair organization. Conclusively, it seems that the fair affected the cultural texture of Zile town. If the folkloric elements, which came into existence in the context of fair, is treated one by one, it concludes that the commercial fairs formed entirely a tradition. Key words: The Zile Fair, tradition, entertainment, shopping, folklore


Nurhan GİRGEÇ,Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
T.C.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TÜRK HALKBİLİMİ ANA BİLİM DALI
ZİLE PANAYIRI ÜZERİNE
HALKBİLİMSEL BİR İNCELEME
YÜKSEK LİSANS TEZİ

Hazırlayan
Nurhan GİRGEÇ
1969 Zile/ Tokat doğumlu. Ankara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Halk Bilimi bölümünde yüksek lisans yaptı. 1994 yılında Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak göreve başladı. 2006 yılında uzman öğretmenlik unvanı aldı. 2006 yılında girmiş olduğu müdür yardımcılığı sınavını kazanarak 20.07.2009 tarihinde okulumuza müdür yardımcısı olarak atandı.Evli ve üç çocuk annesidir.
Tez Danışmanı
Doç. Dr. Naciye YILDIZ

ANKARA-2008

ONAY

Nurhan GİRGEÇ tarafından hazırlanan “Zile Panayırı Üzerine Halk
Bilimsel Bir İnceleme” baslıklı bu çalısma, 01.02.2008 tarihinde yapılan
savunma sınavı sonucunda (oy birligi/oy çoklugu) ile basarılı bulunarak
jürimiz tarafından Türk Halkbilimi Anabilim Dalında Yüksek Lisans Tezi olarak
kabul edilmistir.

Prof. Dr. M. Öcal OGUZ (Baskan)
Doç. Dr. Naciye YILDIZ (Danısman)
Yard. Doç. Dr. Mustafa SEVER
ÖNSÖZ

Panayır, binlerce yıldır hem dogu hem de batı kültüründe var olan,
alısveris amacıyla kurulan, çok sayıda kisinin katılımıyla olusan ticarî bir
faaliyettir; panayır aynı zamanda, sosyo-kültürel yapısıyla somut ve somut
olmayan kültürel mirasın olusması ve yasatılmasını saglayan bir gelenektir.
“Geleneksel folklor” içinde ele alınan panayırların geçirdigi degisimleri
degerlendirdigimizde, yok olan veya yok olmaya yüz tutmus panayır
geleneklerimizi ortaya koymus oluruz. Bu çalısma, Zile Panayırı’nın
geleneksellesme sürecinde geçirdigi degisim ve dönüsümleri incelemek
amacıyla hazırlanmıstır. Ancak baslangıcı çok eskilere dayanan bu panayırın
geçmis dönemi hakkında yeterli bilgi edinilemedigi için Cumhuriyet
dönemindeki geleneksel unsurlar irdelenmis, eldeki kısıtlı bilgilerle, daha
önceki dönemle baglantısı kurulmaya çalısılmıstır.
Tezin hazırlanmasında karsılasılan en önemli güçlük, Zile’de bulunan
resmî kurum (Kaymakamlık-Belediye) arsivlerinin yetersiz olusudur. Arsivlerin
yetersiz olusunda, arsiv bilincinin olusmaması kadar, Zile’nin geçirmis oldugu
büyük yangınların da etkisi olmustur.
Bugüne kadar panayır hakkında yapılan çalısmalar, panayırın ticarî
yönünü ele almaktadır. Panayırı bagımsız olarak ele alan yeterli bir çalısma,
halk bilimi uzmanları tarafından yapılmamıstır. Oysa panayır aynı zamanda
üzerinde esaslı çalısma gerektiren bir halk bilimi alanıdır. Zile Panayırı
üzerine yapılan bu çalısma, panayırın, ilerde yapılabilecek halk bilimi
açısından degerlendirilecegi çalısmalara baslangıç niteligindedir.
Bu tezin olusması sürecinde Zile kültürü ile ilgili internet ortamındaki
arsivinden yararlandıgım ve çalısmam sürecinde kisisel katkılarını
esirgemeyen Arastırmacı Ufuk Mistepe’ye; bilgi, belge, deneyimi ve
hatıralarıyla bana destek veren Hüseyin ve Ömer Fisekçioglu, Bekir Aksoy,
Hüseyin Baspilavcı, Bekir Altındal, Ömer Altunsoy, Mehmet Sezen, Ahmet
Divriklioglu, Hüseyin Hoscan, ibrahim Bozdag, Hulusi Serezli, Nejla Buhan ve
Necmettin Eryılmaz ile ismini sayamadıgım degerli Zilelilere minnettarım.
Esi Muazzam Gürsen hanımefendiyle birlikte, beni evinde misafir eden
ve panayır izlenimlerini benimle paylasan Zileli degerli yazar Mustafa Necati
SEPETÇiOGLU’nu rahmetle anıyorum.
Bilimsel bakıs açısı kazanmamda ve tez konumu belirlememde bana
yardımcı olan degerli hocam Prof. Dr. Öcal OGUZ’a; bilgi ve görüsleriyle
ufkumu açan hocam Doç. Dr. Nebi ÖZDEMİR’e; tezimi okuyarak görüslerini
paylasan degerli arkadasım Aras. Gör. Selcan GÜRÇAYIR’a; desteginden
dolayı Zile Belediye Baskanı Murat AYVALIOGLU’na tesekkür ederim.
Çalısmam sürecinde metinlerimi titizlikle okuyarak yapıcı ve yol
gösterici elestirileriyle tezimin sekillenmesinde büyük emegi olan degerli tez
danısmanım Doç. Dr. Naciye YILDIZ’a tesekkürü bir borç bilirim.

Nurhan GİRGEÇ
Ankara/2007

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ……………………………………………………………………………….i
iÇiNDEKiLER………………………………………………………………………iii
KISALTMALAR CETVELi………………………………………………………...iv

GiRiS

I. Arastırmanın Amacı, Konusu ve Yöntemi……………………………………. 1
II. Arastırma Bölgesi Tokat Zile Hakkında Genel Bilgiler………………………4
III. Panayır Hakkında Genel Bilgiler ……………………………………………..7

I. BÖLÜM

ZiLE PANAYIRI GELENEGiNDEKi DEGiSiMLER

1. Zile Panayırı’nın Tarihsel Süreç içerisindeki Degisim ve Dönüsümleri…. 14
2. Günümüzde Panayır Öncesi Yapılan Hazırlıklar ……………...………….. 27

2. BÖLÜM

ZiLE PANAYIRI’NIN KÜLTÜREL AÇIDAN ÇÖZÜMLEMESi

1. Geçmisten Günümüze Panayır Eglenceleri……………………………… 38
2. Panayırda Olusan Alısveris Kültürü ………………………………….…… 63

3. BÖLÜM

ZiLE’DE PANAYIR ETKiSiYLE OLUSAN KÜLTÜREL DOKU

1. Zile’de Panayıra Baglı Olarak Gelisen El Sanatları ve Geleneksel
Meslekler………………………………………………………………………….. 70
2. Zile’de Panayıra Baglı Olarak Üretilen ve Panayırla Yaygınlasıp imgelesen
Yiyecekler ile Kıs Hazırlıklarının Panayırla Baglantısı………………………..               76
Sonuç……………………………………………………………………………...   81
Kaynaklar…………………………………………………………………………   89
Ekler……………………………………………………………………………….   97
Özet………………………………………………………………………………   172
Abstract………………………………………………………………….……...     174

Kısaltmalar Cetveli

bkz. Bakınız
BOA Basbakanlık Osmanlı Arsivi
Çev. Çeviren
DS Demokrat Safak
DZ Demokrat Zile
GD Genç Demokratlar
H Hicri
MÖ Milattan önce
MS Milattan sonra
vb. ve benzeri
yy. yüzyıl
ZP Zile Postası

GiRiS

1. ARASTIRMANIN AMACI, KAPSAMI VE YÖNTEMi

Bu çalısmanın konusu, ticarî bir faaliyet olan Zile Panayırı’nın halk bilimi
açısından degerlendirilmesidir. Bu tez, Cumhuriyet dönemi Zile Panayırı’ndaki
halk bilimi unsurları ve bu unsurların degisim ve dönüsümlerinin
incelenmesiyle sınırlandırılmıstır. Her ne kadar, tarih veya iktisat gibi alanların
uzmanlık konusu olan panayırların veya Zile Panayırı’nın, tarihçesi veya
iktisadî önemi gibi konuları incelemek tezin kapsamına girmese de, Panayır’ın
degisim ve dönüsümlerini göstermek amacıyla bu alanlarla ilgili
degerlendirmelerde de bulunulmustur. Çünkü “Bireyler ve topluluklar, kavimler
ve devletler gelip geçmis fakat kültürler ve uygarlıklar sürekliliklerini
korumuslardır -tabii degiserek-” (Güvenç 1997: 25).
Panayırın tarihçesinin incelendigi bölümde Zile ve çevresinde kurulan
devletlerin ve uygarlıkların panayırın degisimine etkisi kısıtlı kaynaklar
ısıgında kısaca verilmeye çalısılacaktır; ancak bu tezin asıl amacı,
Cumhuriyet sonrasında gerçeklesen inkılapların akabinde baslayan ve
günümüze kadar devam eden degisimlerin Zile Panayırı üzerindeki etkisini
degerlendirmek, aynı zamanda Zile’deki kültürel degisime panayırın katkısını
tartısmak olacaktır. Çünkü panayır ortamında bölgede var olan geleneksel
kültür ile dısardan gelen farklı kültürün karsılasması, kültürün degiserek
gelismesini saglamaktadır.
Tezin giris bölümü üç ayrı alt baslıktan olusmaktadır. Önce “Arastırmanın
Amacı, Kapsamı ve Yöntemi” ele alınmıstır. Burada tezin amacı, sınırları
belirlenmis, bölümler tanıtılıp kullanılan kaynaklar hakkında genel bilgiler
verilerek arastırmanın yöntemi açıklanmıstır. ikinci alt baslık altında Zile’de
kurulan medeniyetlerin panayır gelenegi üzerinde etkisi oldugu düsüncesiyle,
arastırma bölgesi Zile tarihi hakkında genel bilgiler verilecektir. Üçüncü alt
baslık altında ise, Türkiye’de yayımlanan genel kültür kaynaklarının panayır
maddeleri ile panayır hakkında yapılan çalısmalar degerlendirilecektir.
Tezin inceleme kısmı, üç ana bölümden olusmaktadır. Birinci bölümün
“Zile Panayırı’nın Tarihsel Süreç içerisindeki Degisim ve Dönüsümleri” baslıgı
altında önce Zile Panayırı’nın kaç yıldır yapıldıgıyla ilgili farklı bilgiler ortaya
konulacaktır. Daha sonra, kökeni Pers ve Pontus dönemlerinden itibaren
yapılan dinî törenlere dayandırılan Zile Panayırı’nın daha sonraki dönemlerde
geçirdigi dönüsümler ele alınacaktır. Özellikle gazetelerden yapılan tespitlerle
panayırın Cumhuriyet dönemindeki gelisimi degerlendirilerek bugünkü
panayır gelenegi ortaya konulacaktır. Birinci bölümün “Günümüzde Panayır
Öncesi Yapılan Hazırlıklar” kısmında, panayır tarihinin ve süresinin tespiti,
panayır organizasyonunda kimlerin oldugu ve organizasyonun nasıl
planlandıgı, panayır yerinin belirlenmesi, tanıtım ve reklam kampanyası,
konaklama, yeme-içme gibi ihtiyaçların giderilmesi, güvenligin saglanması
gibi konular degerlendirilerek Zile Panayırı’nın geleneksellesme süreci ele
alınacaktır.
ikinci bölümde, Zile Panayırı’nın kültürel açıdan çözümlenmesi
çerçevesinde panayır eglenceleri incelenecektir. Panayır eglenceleri
içerisinde Cumhuriyet döneminde yapılan, ancak kökü eski Türk kültürüne
dayanan geleneksel eglenceler ile genellikle Batı’dan alınan ve yeni ortaya
çıkan eglenceler ile yerel eglenceler ele alınacaktır. Ayrıca bu bölümde
panayırda olusan alısveris kültürü halk bilimi açısından degerlendirilecektir.
Bu bölümdeki veriler, ilerde panayırlar üzerine yapılabilecek genel bir
çalısmada, panayırların yapısal özelliklerinin tespitinde kullanılabilir.
Üçüncü bölümde, Zile’de panayır etkisiyle olusan kültürel dokuyu
tanıyabilmek için panayıra baglı olarak gelisen el sanatları ve geleneksel
meslekler ile panayıra baglı olarak üretilen ve panayırla yaygınlasıp
imgelesen yiyecekler ve kıs hazırlıklarının panayırla baglantısı incelenecektir.
Zile Panayırı ile ilgili tespitler yapılırken çesitli kaynaklardan
yararlanılmıstır. Bu kaynakların ilkini yazılı yayınlar olusturmaktadır.
Yayınlarda genel olarak panayır, senlik, festival gibi kavramlarla birlikte
Zile’nin tarihi ve Zile Panayırı hakkında yazılanlar incelenmistir. Bekir
Altındal’ın, yayına hazırladıgı kapsamlı Zile çalısması için Osmanlı Arsivi’nden
aldıgı panayırla ilgili üç belge de degerlendirilmistir. Yazılı kaynaklar
içerisinde, 1954 yılından itibaren Zile’de çıkan süreli yayınlar taranmıstır.
Süreli yayınlar taranırken Zile Panayırı gelenegini olusturan ortaklıklar ve
dönüsümleri olusturan farklılıklar tespit edilmeye çalısılmıstır.
Cumhuriyet dönemi Zile Panayırı’nın degisim dinamigi incelenirken esas
alınan bir diger kaynak görsel malzemelerdir. Görsel malzemelerin önemli bir
bölümünü fotograflar olusturmaktadır. Zile Panayırı ile ilgili elde edilebilen az
sayıdaki afis ve davetiyelerden de yararlanılmıstır. Bu malzemeler Zile
Belediyesi arsivi, 1960’lı yıllarda faaliyet gösteren Zile Turizm Dernegi’nin
Baskanı Mehmet Sezen’in kisisel arsivi, Arastırmacı Ufuk Mistepe’nin nternet
ortamında olusturdugu sitesindeki fotograf arsivi ile diger kisisel arsivlerden
elde edilmistir. 1968 yılında Mehmet Sezen, 16mm’lik kamera ile bütün
merasimin filmini çekmistir (ZP 23 Ekim 1968). Elimizde bulunan bu çekim,
Zile Panayırı’nın ilk kamera kaydı olma özelligini tasımaktadır.
Bu çalısmada Zile Panayırı konulu, yayımlanmıs veya yayımlanmamıs
edebî eserlerden de yararlanılmıstır. Edebiyat, estetik kaygıları olan bir sanat
dalı olmakla birlikte, sosyal yasamın aynasını teskil eder. Zile Panayırı için
yazılmıs siirleri ve bir hikâyeyi degerlendirirken, bu edebî eserlerin sanat
yönünü incelemek çalısmamızın amacı olmamıstır. Bu eserlerden yola
çıkarak halkın panayıra bakısı, sosyal bir olgu olarak panayır, panayırın
olusturdugu kültürel yapı ortaya konmak istenmistir. Baslangıçta ayrı bir
bölüm olarak ele alınması düsünülen bu eserlerin, içerikleri diger bölümlerle
aynı oldugu için, ekler kısmında verilmesi uygun görülmüstür.
Bu tezde faydalanılan malzemelerin önemli bir kısmını da kaynak
kisilerden edinilen bilgiler olusturmaktadır. Bu kisilerin panayırı nasıl
algıladıkları ve nasıl hatırladıkları, seçilmis kaynak kisilerle bire bir yapılan
görüsmelerle tespit edilmistir. Bu görüsmelerde çogunlukla yönlendirme
yapmadan, kaynak kisilerin serbest konusmaları saglanmıstır. Panayırın
geçirdigi degisim ve dönüsümleri belirlemek amacıyla, 2006 yılı panayırındaki
katılımcılara, panayır ortamında anketle bazı sorular da yöneltilmistir.
Çalısmamızda panayır içerisinde bulunan alısveris, spor, tiyatro, yemek, el
sanatları ve geleneksel meslekler gibi folklor unsurları ayrı ayrı ele alınırken,
bunlarla iç içe olan müzik, giyim kusam, ödül, sözel edebiyat gibi folklor
unsurları kullanıldıkları baglam içerisinde degerlendirilmistir. Panayır
gelenegini olusturan insanların sosyo-psikolojik davranısları da ele alınan
bölümle iliskilendirilerek verilmistir. Panayırın degisim dinamigi incelenirken
tespit edilen her olgunun nedenleri sorgulanmıs, gelenek içerisindeki yeri ve
islevi ortaya konulmaya çalısılmıstır.

II. ARASTIRMA BÖLGESi ZiLE HAKKINDA GENEL BiLGiLER

Zile Panayırı’nın tarihî süreç içerisinde geçirdigi degisim ve dönüsümler
kısmında ayrıca belirtilecegi gibi, dinî törenler çevresinde olusan Zile
Panayırı, zamanla dinî niteliginden uzaklasıp farklı anlamlar kazanarak
geleneksellesmistir. Bu geleneksellesme sürecine binlerce yıldır Zile üzerinde
yasayan medeniyetlerin etkisi ve katkısı olmustur. Bu sebeple çalısmada,
arastırma bölgesi Zile’nin tarihi hakkında kısaca bilgi verme ihtiyacı
hissedilmistir.
Tarih boyunca Zile, Türklerin eline geçene kadar Hitit, Frig, Pers, Pontus,
Roma ve Bizans kültürlerinin tesiri altında kalmıstır (Meral 1991: 17).
Zile hakkında bilgi alınabilecek en önemli kaynaklardan biri ve en eskisi,
Geographıka Strabon’un Antik Anadolu Cografyası adlı eseridir. Eserin
Türkçe’ye çevirisini yapan Adnan Pekman’ın Önsöz’de verdigi bilgiye göre,
MÖ 63-64 yıllarında Amasya kentinde dogan Strabon’un, eserini MÖ 7. yıl ile
MS 18. yıllar arasında yazdıgı tahmin edilmektedir (Strabon 2000:XIII;XVI).
Bu eserde Strabon, Zile’den, “Semiramis Tepesi üzerindeki, içinde
Armenia’lıların da saygı gösterdikleri Anaitis’e ait bir tapınak bulunan tahkim
edilmis olan Zela kenti vardır.” diye bahseder. Strabon, metnin devamında
“eski devirlerde kralların Zela’yı bir kent olarak degil, Pers tanrılarının kutsal
bir alanı” olarak idare ettiklerini belirtir (48). Charles Texier, Küçük Asya isimli
eserinde, Strabon’dan çok zaman önce Zela’dan söz etmis olan Hirtius’un
Zile’nin Semiramis tarafından kuruldugu görüsünde olmadıgını belirtir ve Zile
hakkında tarihî ve cografî bilgiler verir (1. cilt 86; 3. cilt 163, 168-169). Strabon
ve Texier’in Zile Panayırı hakkında verdikleri bilgiler, birinci bölümde “Zile
Panayırı’nın Tarihsel Süreç içerisindeki Degisim ve Dönüsümleri” kısmında
degerlendirilecektir.
Bu iki temel kaynaktan sonraki Zile tarihi hakkındaki bilgiler, Zile 94 Zile lk
Yıllıgı, Yurt Ansiklopedisi’nin “Tokat” maddesi ve Arif Kılıç’ın “Zile Tarihi”nden
özetlenerek verilecektir.
Strabon'a göre Zile, Ninova (Asur Krallıgı'nın baskenti) melikesi Semiramis
tarafından kurulmustur. Semiramis, MÖ 1916 yıllarında kocası Ninus'u
zehirleyerek Asurların yönetimini ele geçirmistir. Bu hesaba göre Zile 4000
yıllık bir tarihî geçmise sahiptir.
Ord. Prof. Sevket Aziz Kansu ve Tahsin Özgüç, Kilisetepe’de bulunan
kalıntılara dayanarak, Zile ve civarının Bakırçagı ile, Eti ve Frikler devrinde
mühim bir kültür merkezi oldugunu belirtmislerdir (1941: 219).
MÖ 548 tarihinde Anadolu, dolayısıyla Zile, Pers hakimiyeti altına girmistir.
Persler, tarihi Kral Yolu'nu buradan geçirmislerdir. I. Darius zamanında
Anadolu'nun en büyük eyaleti olan Kapadokya ikiye bölünmüs ve Zile,
kuzeydeki Pontus Kapadokyası içinde yer almıstır. Persler, Zile'de kendi
tanrıları olan Anaitis "Anahita" Anos ve Anadates'e ait bir ates tapınagı insa
etmislerdir. Bu mabet çevresinde her yıl sonbaharda geleneksel "sakaia"
senlikleri düzenlenmeye baslamıstır.
Zile daha sonra, MÖ 334 tarihinde Büyük iskender'in, MÖ 323'de ise
General Ornets’in eline geçmistir.
Bir süre sonra, Pontusların eline geçen Zile, Roma ve Pontuslar arasında
birkaç kez el degistirmistir. MÖ 47 yılında, Sezar ile II. Pharnake orduları
arasında tarihin en büyük meydan muharebelerinden biri, Sezar’ın zaferiyle
sonuçlanmıstır. Sezar bu zaferini Roma’ya tarihe geçen "Veni - Vidi - Vici"
"Geldim - Gördüm - Yendim" sözleriyle bildirir. Bu sözü Zile kalesinde
bulunan silindirik mermer bir tasa da yazdırır.
Sezar'ın ölümüyle kısa bir süre tekrar Pontusların eline geçen Zile, daha
sonra yeniden Romalılar'ın eline geçmis ve uzun yıllar Roma'nın eyalet
merkezi olmustur.
Zile, MS 241 yılında Sasanilerin eline geçmis, Bizans ile iran "Sasaniler"
arasında zaman zaman kısa süreli el degistirmis, ancak 1073 yılına kadar
uzun süre Bizanslılar'ın elinde kalmıstır.
istanbul'u almak maksadıyla yola çıkan islam orduları Anadolu'dan
geçerken, genelde Zile, Amasya ve Çorum yolunu izlemisler, geçici de olsa
birçok yeri ele geçirmislerdir. Bu arada birkaç defa Müslümanların
hâkimiyetine geçen Zile, bu orduların çekilmesi ile yeniden Bizansların eline
geçmistir.
1073 yılında Melik Ahmet Danisment tarafından fethedilen Zile, 1166
yılında tekrar Bizanslıların eline geçmis, daha sonra, 1174 yılında Selçuklu, H
704 yılında ilhanlılar, H 727’de Ernata Ogulları, H 783 (M1381) yılında Kadı
Burhaneddin’in idaresinde kalmıs ve en son 1397 yılında Yıldırım Beyazıt
tarafından Osmanlı Ogulları topraklarına katılmıstır. Bir dönem Zile kazası,
haslara bölünerek, voyvodalıkla idare edilmistir (Besirli 2004:17).
Evliya Çelebi, Zile’yi 1655-56 yıllarında arasında gezmis, kale, yirmi bir
adet mahalle, üç bin adet toprakla örtülü ev, yetmis adet mukaddes mabed,
yirmi üç adet hamam, hanları ve çarsısı oldugundan bahsetmistir (Evliya
Çelebi t.y.:187).
1872 yılında kaza merkezi olan Zile, 1855 ve 1922 yıllarında iki büyük
yangın geçirmistir.
Osmanlı imparatorlugu'nun eyalet yönetiminde "Eyaleti Sugra"ya baglı
olan Zile, Sivas vilayetinin Tokat Sancagı'na baglı bir kaza merkezidir. 1923
yılında Tokat’ın il olması ile Zile de Tokat’a baglı ilçe merkezi olmustur.

III. PANAYIR HAKKINDA GENEL BiLGiLER

Bu bölümde, Türkiye’de yayınlanan genel kültür kaynaklarının panayır
maddeleri ile panayır hakkında yapılan çalısmalar hakkında kısaca bilgi
verilecektir. Bu bilgilere geçmeden önce, tezin konusunu olusturan Zile
Panayırı için halk arasında kullanılan “deri” kelimesiyle ilgili görüslere
deginilecektir.
Arif Kılıç, Zile Kültür Derneginin yayın organı Çagıltı dergisinde tefrika
ettigi “Zile Tarihi” adlı çalısmasında, panayıra “deri” denilmesinin sebebini,
Enaitis Mezhebi’nin dinî toplantılarını mâbedleri civarında yaptıkları için kilise
manasına gelen deyr kelimesinin zamanla deri sekline çevrilmesi olarak
açıklamaktadır (Kılıç 1961a: 18). Ancak kilise, manastır anlamına gelen “deyr”
kelimesinin Arapça olusu, bu kelimenin dinî törenler için Persler ve Pontuslar
döneminde kullanımı konusunda tereddüt olusturmaktadır.
Mustafa Necati Sepetçioglu, “Hashastan Ekmege” baslıklı yazısında, Zile
Panayırı için kullanılan “deri”nin “toplanma, toplanılan yer anlamında, dermek
fiilinden” türetildigini (1999: 173) belirtir. Türkiye’de yapılan panayırlara
baktıgımızda ispir’de de panayır karsılıgı olarak “derlemek” fiilinden türetilen
“deri” kelimesinin kullanıldıgını görüyoruz (Kösoglu 2007:100-109). ispir
Panayırı, dinî bir temele dayandırılmaz. Hocam Naciye Yıldız’ın Erzurum
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ögretim üyesi Yard. Doç. Dr. Hüseyin
Baydemir’den ögrendigi bilgiye göre ispir’de “deri” kelimesi, toplanma
anlamında da kullanılır. Yunanca panayır (panegyris) kelimesi de “bütün
halkın toplanması” (Meydan Larousse 1972: 846) anlamındadır. Panayır
karsılıgı “deri” kelimesi ayrıca Sapolyo’nun “Ankara’ da Cirit Oyunu”
makalesinde cirit çesitlerini verirken, panayırlarda oynanan ciride “deri ciridi”
adı verildigini belirttigi bölümde geçer (1938: 166). Bu durum, Osmanlının eski
büyük panayırlarından olan Yapraklı Panayırı’nın yapıldıgı Ankara civarında
da eskiden panayır karsılıgında “deri” kelimesinin kullanıldıgını gösterir.
Dogu Türkistanlı Sekür Turan, bugün Çin sınırları içerisinde olan Dogu
Türkistan’da, deri ve deriden yapılan esyaların satıldıgı pazarlara “teri” adı
verildigini belirtmistir. O hâlde, Türklerin çok eskiden beri bu gibi pazarlar için
deri/teri adını kullanmıs olması ve bu kelimeyi Orta Asya’dan Anadolu’ya
getirmis olması mümkündür.
Sonuç olarak, panayır karsılıgında halk arasında kullanılan “deri”
kelimesinin kökeni konusunda, “kilise anlamındaki deyr kelimesinin degismis
sekli; dermek kökünden toplanma, toplanılan yer ve deri ve deriden yapılan
ürünlerin satıldıgı pazar olmak üzere üç ayrı görüs vardır. Görülüyor ki,
kelimenin etimolojik kökeni ve anlamı hakkındaki görüsler çesitlilik
göstermekte, henüz üzerinde uzlasılmıs bir görüs bulunmamaktadır.
Genel kültür kaynaklarının “panayır” maddelerinde verilen bilgiler söyledir:
Meydan Larousse’ta panayırların yapısı hakkında kısaca söyle bilgi
verilmistir.
Bir yerde belirli zamanlarda kurulan büyük pazar.
Türkiye’de panayırlar eski çaglardan beri iktisadî ihtiyaçları
karsılamada önemli bir yer tutar. Belli zamanlarda
Anadolu’nun ve özellikle Trakya’nın birçok yerlesme
merkezinde panayır kurulur. Bunlar ya esya veya havyan
panayırlarıdır. Esya panayırlarında çesitli esya alısverisi
yapılır. Hayvan panayırlarında ise sıgır, dana, at gibi tarım
ve çekim hayvanları satılır. Panayır günlerinde bölgenin
iktisadî hayatına bir canlılık gelir. Panayır yerlerinde ayrıca
halkın eglenmesi için pehlivan ve deve güresleri yapılır,
gezginci çadır tiyatroları oyunlar oynar (1972: 846).
Büyük Larousse’ ta, panayırlar hakkında bilgi verirken islevlerini de dikkate
alan açıklamalar yapılmıstır.
…Eskiden ekonominin kapalı bir yapıda olması,
ürünlerin pazarlanmasında panayırlara önemli islevler
yüklüyordu. Bir yerlesim yerinde ve yılın belirli
zamanlarında kurulan panayırların en yaygın olanları esya
ve hayvan panayırlarıydı. Panayırlar, eski etkinliklerini bir
ölçüde yitirmekle birlikte, günümüzde de kurulmakta,
alısveris islevinin yanı sıra güres, çadır tiyatrosu, ip
cambazlıgı gibi çesitli gösterilerin yer aldıgı eglence yeri
islevlerini de sürdürmektedirler. Günümüzde panayırlar
belediyeler tarafından düzenlenmektedir (1986: 9135).
Yeni Rehber Ansiklopedisi’nde tarihteki önemli panayırlardan
bahsedilirken panayırların bugünkü konumları hakkında degerlendirme
yapılmıstır.
…Eski kavimler birbirleriyle alısveris yapabilmek
için belli yerlerde toplanırlar, getirdikleri malları degistirmek
sûretiyle ihtiyaçlarını karsılarlardı. Kavimler, kabileler,
panayır zamanında savas hâlinde olsalar bile barıs yapıp,
alısveriste bulunurlardı.
Peygamberimizden çok önceki yıllarda Mekke’ye
dînî sebeplerle gelenler burada bulunan panayırlara
katılırdı. Büyük kervanlarla gelen mallar, burada toplanan
insanlara tanıtılır ve satılırdı. Eski Mısır’da da bilhassa
mezarlara yakın panayırların kuruldugu bilinmektedir.
Romalılar ve Yunanlılarda da panayırlar kurulur,
halkın yaptıgı esyalar buralarda satılırdı. Olimpiyatlar böyle
panayırların oldugu zamana rastlatılırdı.
Panayırlar, 19. yüzyıla kadar gerek Avrupa’da,
gerekse bizde ekonomik bir müessese olarak sürüp geldi.
Bu asrın sonlarında ise panayırlar is adamlarının mallarının
incelenip sipârisler yapılır duruma getirildi. Bunlardan 1894
yılında Leipzig’de milletler arası bir hüviyette açılan panayır
en önemlisiydi. Yirminci asrın baslarında pek çok Avrupa
devleti örnek panayırlar kurdular. Bunlar millî karakter
tasıdıgından devlet tarafından tesvik edilirlerdi. Zamanla bu
panayırlar fuar ismini aldı. Bugün milletler arası olanlara ve
büyük panayırlara fuar adı verilmektedir (1994: 169)…
Türk Ansiklopedisi’nde, modern panayırların, Avrupa’da Orta Çag’da belirli
tarihlerde yapılan ve bu bölge ve çagın mühim bir ekonomik müessesesi olan
toplantılardan türedigi belirtilerek, bu dönemden 1970’li yıllara kadar olan
panayırların gelisimi incelenmistir (1977 XXVI: 364).
Faruk Sümer’in Anadolu’da bilinen en eski panayır olan Yabanlu Pazarı
üzerine yaptıgı incelemede, Selçuklu Devrinde Anadolu’nun milletler arası
ticarete açılması için yapılan çalısmalar ele alınmıs, bu kültürün eski Türk
kültürüyle baglantısı kurulmus ve panayırda ihraç ve ithal edilen malların
kaydı yapılmıstır (1985).
Panayırlar hakkında en kapsamlı çalısma, Ömer Sen’in Osmanlı
Panayırları (18.-19. Yüzyıl) adlı kitabıdır. Sen, inceledigi Osmanlı belgelerinde
panayırların “yılda bir defa ikame olunan panayır tabir olunur pazar” olarak
tanımlandıgını ve “merkezî otorite tarafından organizasyonu saglanan
pazarlar” olarak degerlendirildigini belirtmektedir (1996: 11).
Tuncer Baykara, Türkiye’nin Sosyal ve iktisâdî Tarihi (XI-XIV. Yüzyıllar)
adlı çalısmasında, panayır karsılıgı olarak kullandıgı yıl pazarlarını, “Tasrada,
yılda bir defa kurulan, günlerce devam eden panayır türündeki pazarlardır.”
(2000:124) diye tanımlarken, Anadolu’da binlerce yıldır devam eden ve dinî
bir kökene baglanan pazarlarlar için Yunanca panayır kelimesini
kullanmaktadır:
Yıllık Pazar gelenegi, Anadolu sahasına
Türkistan’dan gelmistir. Çünkü genellikle senede bir defa
uygun mevsimde Türk boyları arasına giden kervanlar,
adeta birer yürüyen Pazar gibi idiler. Çevredeki insanlar,
ihtiyaçlarını, senede bir defa gelen bu yürüyen pazardan
temin ederlerdi. Ancak belirtmek gerekir ki, Anadolu
sahasının yerli halkının, senenin belirli zamanlarında bir
Hristiyan azizine adanmıs panayırları da vardır (2000:125).
Muhlis Etem, Sergi ve Panayır adlı kitabında sergi ve panayırcılıgın
iktisadî önemi ile sergi ve panayır bürolarının idare ve isletmesi hakkında bilgi
vermistir. Bu eserinde Etem, Alman iktisat sözlügünden hareketle, genis
anlamıyla “alıcı ve satıcıların birlestigi merkezî hareket noktası” olarak
tanımladıgı pazarın, periyodik olmasını piyasa mefhumunun en önemli sartı
olarak görmüs, daha sonra bu pazarların tasnifini yapmıstır. Bu tasnife göre,
“esya ve numune panayırı” gibi isimlerle anlattıkları bugünkü fuarları
karsılarken, “sene pazarı” adını verdigi organizasyonların bizde panayır
olarak adlandırıldıgını belirtmistir (1931: 9).
Senevî pazarlar, kilise merasimi hitamında yapılan
bulusmalar ile baslamıs ve nihayet hasat sonları gibi bir
mevsimin baslangıcı gibi fevkalâde zamanlarda, bir köy
ahalisinin veya iki komsu köy ahalisinin muayyen bir yerde,
ekseriyetle iki köye hudut olan bir mevkide yaptıkları
senliklere ve bu tezahüratın icabı olarak kurulan pazarlar
ve satıs fırsatlarıdır.
Bu pazarlar, panayırlar köy alisine bizzat imal
edemedikleri fakat ihtiyaçları tatmine muktazi esyadan
(kumas ve sair sanayi mamulâtı) tedarik etme fırsatı
bahseder (1931: 10).
Etem’in “sene pazarı” tabiriyle çizdigi sınırların, eskiden beri yapıldıgı
bilinen Zile Panayırı gibi panayırlar için biraz yetersiz oldugu görülmektedir.
Ünlü tarihçi René Sedillot, Degistokustan Süpermarkete isimli kitabında
1000-1450 yılları arasındaki döneme “Büyük Panayırlar Çagı” adını vermistir
(2005:131-175). Bu durumu Coskun Çakır, Avrupa fuarlarının on birinci
yüzyıldan itibaren kurulup yaygınlasmasını sehirlerin gelismesine paralel
olarak seyreden bir süreç olarak degerlendirmistir (http:// www.os-ar.com).
13. yüzyıl öncesinde Avrupa’da, uluslararası ticaretin en önemli
merkezlerinin panayırlar oldugunu (1999:ll) vurgulayan Akif Erdogru da,
“Ondokuzuncu Yüzyılda Osmanlı mparatorlugunda Hafta Pazarları ve
Panayırlar” adlı çalısmasında, 13. yüzyıl öncesinde Avrupa’da faaliyet,
gösteren panayır ve pazarların, özellikle on üçüncü yüzyılda, sehirlerin ve
ticaretin gelismesinde oynadıgı isleve benzer bir etkinin, on dokuzuncu
yüzyılda Osmanlı imparatorlugu’nda görüldügünü, merkezî hükümetlerin
destegiyle ticaretten yararlanılarak imparatorlukta sehirlesmenin artırıldıgını
belirtmistir (1999:19).
Avrupa’da 1851 yılında açılan Osmanlının da katıldıgı “Londra Sergisi”
modern ve uluslararası fuarcılıgın baslangıcı olmustur. Osmanlıda da 1863
yılında böyle büyük bir fuar açılmıstır (http:// www.os-ar.com). Bütün dünyada
oldugu gibi Türkiye’de de tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiste
panayırların ticarî önemini ulusal veya uluslararası fuarlara bırakmaya
baslaması konusunda, Bahar Akpınar’ın Millî Folklor dergisinde yayınlanan
“Tarım Toplumundan Sanayi Toplumuna Geçiste Panayır-Sergi-Fuar-
Festivalin Durumu ve Türkiye Örnegi” adlı makalesinde bilgi veilmektedir.
Türkiye’de panayırların açılması ve izinleri hakkında, Akar Öçal’ın “Fuar,
Sergi ve Panayır Hukuku Üzerine Bir nceleme” ve Ahmet Sezai Aydın’ın
“Fuar-Sergi-Panayır” baslıklı makaleleri dagınık mevzuat hükümlerini bir
araya getirmesi açısından önemlidir.
M. Nevzat Toplamacıoglu’nun “Reklamcılık ve Panayırlar” ve Z.
Atamgüç’ün “Sergi ve Panayırlar” adlı makaleleri, panayırları iktisadî yönden
incelemektedir.
Kâmil Su, “Balıkesir Panayır ve Pazarı” adlı makalesinde, mahkeme-i
seriye sicillerindeki kayıtları vermistir. Özer Küpeli “Osmanlı Devleti’nde
Panayır Organizasyonları ve Gönen Hacı isa Panayırının Tarihine Dair”
baslıklı makalesinde çesitli kaynaklardaki Osmanlı dönemi panayırları
hakkında verilen bilgileri ve Gönen Hacı isa Panayırı hakkındaki belgeleri
degerlendirmistir.
Bekir Basoglu’nun “Boyabat Panayırı”, Mustafa Mutlu’nun “Yapraklı
Panayırı”, Halis Turgut Özden’in “Niksar Ayvas Panayırı”, Ali Çamlıca’nın
“Panayır Tiyatrosu”, panayırların folklorik yönlerini de inceleyen makalelerdir.
Nebi Özdemir, Türk Eglence Kültürü isimli çalısmasında panayırı, Türk
halk eglenceleri içerisinde, Atila Hazar ise Rekreasyon ve Animasyon adlı
kitabında turistik hareketler içerisinde ele almıstır Özdemir, 2005: 43-49;
Hazar, 2003: 98).
Görülüyor ki, panayır hakkında yapılan çalısmalar içerisinde, panayırı halk
bilimsel açıdan inceleyen çalısmalar, sayıca oldukça azdır.

1.BÖLÜM

ZiLE PANAYIRI GELENEGiNDEKi DEGiSiMLER

1. ZiLE PANAYIRI’NIN TARiHSEL SÜREÇ iÇERiSiNDEKi DEGiSiM VE
DÖNÜSÜMLERi

Zile Panayırı’nın baslangıcıyla ilgili net bir tarih yoktur. Cumhuriyet
dönemi afis ve gazetelerinde panayırın ne kadar eski oldugunu vurgulamak
için ”asırlık” kelimesi kullanılırken, ilk kez 1987 yılındaki afis ve gazetelerde
“914. Zile Panayırı” oldugu belirtilmistir (ZP 10 Eylül 1987). Bu tarihin kaynagı
hakkındaki bilgileri, dönemin Belediye Baskanı Nurettin Türkyılmaz tarafından
01.08.1989 tarihli Basbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlügü Güres
Federasyonu Baskanlıgına gönderilen yazıdan ögreniyoruz.1 Bu yazıda,
Zile’deki güreslerin baslangıcı, 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Alparslan’ın
uç beyi olan Melik Ahmet Danisment Gazi’nin Zile’yi 1073 yılında Bizanslıların
elinden aldıgı zaman, zaferi kutlamak üzere tertipledigi gürese
dayandırılmıstır. Aynı yazıda, güresin o tarihten günümüze kadar Zile
Panayırı içerisinde yapılan senlikler arasında yer aldıgı, Cumhuriyet öncesi ve
sonrasında birçok baspehlivanın Zile Panayırı’nda güres tuttugu belirtilerek,
916.sı yapılacak olan panayır güreslerinin geleneksel güresler içerisinde yer
alması talep edilmistir. Talep olumlu sonuçlanmıs, Zile Panayır Güresleri
geleneksel güresler içerisinde yer almıstır. Böylece Zile Panayır Güresleri’nin
baslangıcı için 1073 tarihi esas alınmıstır. Zile Postası’nda bir sonraki yıl da
“915.” oldugu belirtilmesine (ZP 1 Eylül 1988) ragmen daha sonraki yıllarda
bu tarih konusunda karısıklıklar olmus, 2000 yılında Gündem gazetesinde
927. (Gündem 28 Eylül 2000), Özhaber gazetesinde 931. (Özhaber 4-25
Ekim 2000), 2003 yılında, Gündem gazetesinde 934. (Gündem 25 Eylül 2003)
panayırın yapıldıgı yazılmıstır. Belediye tarafından 2006 yılında da 937.
panayırın yapılacagı duyurulmustur. Bu durumda ilk panayır güreslerinin 1069
1 Bu yazının bir kopyası Zile Belediyesi Güres ihtisas Kulübü Antrenörü ibrahim Bozdag’dan temin
edilmistir.
yılında yapılmıs olması gerekir ki, bu tarihte henüz Zile, Türklerin eline
geçmemistir. Zile Panayırı güreslerinin Kırkpınar güreslerinden daha eski
oldugunu vurgulamak için ortaya atılmıs olan bu tarihin, vesikalara
dayanmaması, yine bu tarihin bölge halkı için deger tasımaması karmasanın
altında yatan sebeplerdir. Panayır güresleri için tespit edilen bu tarihin
panayırın tarihi olarak da kullanılması, Zile Panayırı’nın binlerce yıllık geçmisi
oldugunu belirten kaynaklara da ters düsmektedir. Her yıl aynı tarihlerde
tekrarlanması, panayırın geleneksellesmesini saglayan en önemli unsurdur;
ancak panayırın “asırlık” oldugunun veya kaç yıldır yapıldıgının
vurgulanmasının amacı, geleneksel olusunu katılımcılara ispat ederek ilgi
çekmektir.
Zile Panayırı’nın geleneksellesme sürecinde, tarihî seyir içerisinde
geçirdigi degisim ve dönüsümleri belirlemek için kaynaklarda Zile Panayırı
hakkında bilgi ve degerlendirmelere yer vermek gerekir.
Zile Panayırı hakkında ilk ve en önemli bilgiyi Strabon’ un, Giris
Bölümü’nde bahsi geçen Antik Anadolu Cografyası adlı kitabında buluyoruz.
Emine Sökmen, “Komana Pontika ve Zela: Pontos Bölgesi’ndeki Tapınak
Devletleri”ni inceledigi yüksek lisans tezinden2 hareketle hazırlayıp Karadeniz
Arastırmaları Sempozyumu’nda, sundugu bildirisinde, Strabon’un eserinin
Türkçeye çevrilmeyen XI. cildindeki bilgileri söyle özetler:
Strabo, Zela’da gerçeklestirilen ayinlerin daha kutsal
oldugunu ve senenin sadece bir günü geleneksel senlikler
yapıldıgını aktarmaktadır. Yine Strabo’dan ögrendigimiz
kadarıyla Zela’daki tapınak Kyros’un iskitleri yenmesini
kutlamak amacıyla insa edilmistir. Ayrıca düzenlenen
festival yine iskit yenilgisini kutlar nitelikteydi. Bu festival
için Strabo, erkeklerin iskit kıyafetleri giyip gün boyu içerek
çılgınca eglendikleri bir tür Bakhik festival oldugunu ve
2 SÖKMEN Emine. Temple States’ Of Pontus: Comana Pontica and Zela, Orta Dogu Teknik
Üniversitesi Yerlesim Arkeolojisi Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Nisan 2005.
Sakaea olarak adlandırıldıgını söylemektedir. Aynı
zamanda bu festival her nerede Anaitis’e adanmıs tapınak
varsa orada kutlanıyordu. Strabo’nun anlattıklarına dayalı
olarak bu festivalin Pers kökenli oldugunu ve Zela’daki
Anaitis tapınagının Pers yönetimi altındayken kuruldugunu
söylemek yanlıs olmayacaktır (Sökmen, 2006)3.
Strabon, eserinin Türkçe’ye çevrilen bölümünde Zela’da yapılan törenler
için “…Simdi burada yapılan kutsal ayinler daha da kutsal bir karakter tasır.
Bütün Pontos halkı en önemli sorunlarına iliskin yeminlerini burada yapar
(2000:48).” diyor. Bu durum Anaitis tapınagı etrafında olusan törenlerin
Pontus döneminde de devam ettigini gösterir.
Mahmut Risvanoglu, Dogu Asiretleri ve Emperyalizm kitabının “Milli
Destan ve Geleneklerde Kürt’lerin Türklügü” bölümünde4, Strabon’u söyle
yorumlamıstır:
Zela’daki Persler, yazın Anahit tapınagında büyük
bir dinî tören ve senliklerle kutladıkları istiklâl/ Kurtulus
bayramlarına “Saka Bayramı” diyorlar. Bu durum
iranlılar’ın, hile ile iskit Hükümdarı Afrasyab/ Alp-er-
Tonga’yı öldürmelerini bir millî bayram olarak kutladıklarını
ve “Sakalar’dan Kurtulus” günü ilân ettiklerini
göstermektedir (1992: 173-174).
Texier, Küçük Asya eserinde Zile’yi anlatırken, Zile’de yapılan ve
panayırın ortaya çıkmasını saglayan Pontus ayinlerinin daha önceye dayanan
tapınmaların bir devamı niteliginde oldugunu söyle belirtir:
Orta Asya'nın iskitler (Sacées) kavmi, iran'a akın
ederek iranlılar tarafından püskürtülünce, bu zaferin anısı
olmak üzere iranlılar bir kayanın etrafına toprak yıgarak bir
tepe hâline getirdikten sonra, onu bir duvarla da
çevirmislerdi. Burada iki tapınak yaparak birini Tanrıça
Anaïtis'e ve digerini iran Tanrıları olan Omanus ve
Anandate'e armagan etmislerdir.
3 Bildiri metni yazarın kendisinden temin edildigi için yayındaki sayfa numarası belirtilmemistir.
4 Bilgi Ahmet Divriklioglu’ndan temin edilmistir.
Zileliler Strabon'un zamanında, Anaïtis'in bütün
kutsal yerlerinde ayin yapıyorlardı. Zile Kasabası ise, o
zaman hemen hemen bütün halkı tapınagın hizmetçileri ve
köleleri olan bir küçük sehirdi.
Bu tarihî geleneklerden anlasıldıgına göre Anaïtis
Dini, Keyhüsrev (Cyrus)'den önce millî bir tarzdaydı ve bu
hükümdar buna yeni tören eklemekten baska bir sey
yapmadı.
Bizanslı Étienne, buna iliskin Zéla kelimesi
konusunda söyle diyor "Burası Anaïtis'in onuruna iskitler
(Sacées)'in tapınak kabul ettikleri yerdir. Pont krallıgında
ikinci bir Zile daha vardır." Bu sehir, hiç süphesiz aynı
kasabadır. Diger yazarlar, yalnız ikinciyi zikrediyorlar
(2002: 163-164).
Texier, aynı eserinde, “Yılda bir defa, çok büyük bir panayırı vardır.
Ainsworth'un rivayetine göre, buraya her yıl kırk - elli bin kisi gelirmis. Bu
panayır, Anaitis Tapınakları'nın çevresinde yapılan dinî panayırları hatırlatır
(2002: 168).” demektedir.
Cumhuriyet döneminde Zile ile ilgili yazılan bazı kitap ve makalelerde
benzer bilgilerin verilmis olması, bu bilgilerin kaynaklarının da Strabon ve
Texier’e dayanmasındandır.
Rahmi Dönmez, Zile kitabında panayır hakkında su bilgileri verir:
Manası (lekesiz) olan Anaitis ilâhesi eski iranlıların
bir tanrıçasıdır. Önce bir nehir daha sonra su, bolluk ilâhesi
olan bu tanrıça MÖ. 404 yıllarında Anadoluda birçok
tanrılarla karısarak ve çesitli özellikler, sekiller kazanarak
en sonunda sevgi ve ilkah tanrıçası olmustur. Pontuslular
zamanında Zilede (o zamanlar adı Zelâ idi) bu ilâhenin en
büyük tapınagı bulunuyor ve bu tapınagın bas papazı
sonbahar mevsiminde büyük bir dinî törenle taç giyiyordu.
Bu muazzam törenlere büyük bir kalabalık istirak ediyor
dolayısile sehre parlak bir ticarî hayat yasıyordu. Halk bu
törenlere (Deir) demekte ve bugün hâlâ Zile’de yapılan
büyük panayır bu dinî törenlerden gelmektedir (1951: 23-
24).
Tokat il Yıllıgı’nda da panayır hakkında benzer bilgiler vardır.
Zile tarihinde Omanos mabedi de mühim bir yer
tutmaktadır. Baslangıçta dinî bir ayin seklinde olan
toplantılar sonradan civarlardan gelen halkın da istirakile
40-50.000 kisi olarak bu günkü Zile Panayırı’nın nüvesini
ve belki de daha büyük ve genis ticarî faaliyetlerin yapıldıgı
bölgesel bir toplantı merkezi halinde oldugudur (1967:
221).
ilber Ortaylı’nın “Karnaval, festival Batılı’nın hayatında belirli dinî günlere
dayanır. Hristiyanlıktan çok öncesine uzanan tören ve eglencelerdir, sölenler
ve geçitler dizisidir (2004: 115).” görüsünü destekler mahiyette, tapınak
devleti Zela’daki dinî törenler etrafında olusan panayırlar, ilâhi dinlere geçisle
birlikte dönüsüme ugramaya baslamıstır. “Zamanla dinî vasfı kalkıp, ticarî
faaliyet olarak her yıl tekrarlanan ‘Deir’, daha sonra Türkler zamanında cirit, at
yarısları ve pehlivan güresleriyle zenginlesmistir. iste, bu gün hâlen halkın
biraz degistirerek ‘deri’ dedigi panayırın 2500 seneden fazla mazisi oldugu bir
gerçektir (Özçaglar 1983:77).”
Çagıltı dergisinde Zile Tarihi’ni tefrika eden Arif Kılıç, Zile Panayırı
hakkında sunları yazar:
Bir zamanlar kasabamız, Enaitis Mezhebi diye garip
ve esası fuhsa dayanan bir mezhebin merkezi olmus
insanın tenasül uzvuna tapan bu mezhep salikleri
çogalmıstır. Senenin kasım ayının ilk gününden baslıyarak
bir ay müddetle her taraftan kasabanın mabedini ziyarete
gelirlerdi. Bu ziyaretler kasabamızda ticarî inkisafa sebep
olmus ve seneler, hatta asırlarca Zile Panayırı seklinde
devam etmistir (1961a: 8).
Arif Kılıç’ın bu açıklamasını dayandırdıgı kaynak, aynı makalede adını ve
yazarını vermeden bahsettigi, 14. yüzyıla ait eser olabilir.5
5 Arif Kılıç, Zile Kültür Dernegi yayın organı Çagıltı dergisinde tefrika hâlinde yayımladıgı
Zile Tarihi adlı çalısmasında, “kütüphane memurlugu yaptıgı dönemde kütüphaneye kaydettigi 600
sene önce yazılan bir eseri tekrar görmek istediginde fareler tarafından yendigini ve bu eserin baska
hiçbir kütüphanede bulunmadıgını, ancak kendisinin daha önce tercüme ettigi eserin Zile tarihi ile
ilgili bir eser oldugunu ve yazdıgı Zile Tarihi’nde bu eserden de faydalandıgını belirtmistir. Ancak eser
ve müellifi hakkında baska bilgi vermemistir (Kılıç, 1961a: 16).
Zile’de yapılan ve kökeni dinî törenlere dayandırılan panayırın Türklerin
Anadolu’ya gelislerine kadar olan dönemi hakkında elimizde yeterli ve saglıklı
bilgiler olmadıgından bu konu üzerinde daha derinlikli degerlendirmelerde
bulunulamamaktadır.
Selçuklu döneminde milletler arası ticaret yolları Anadolu üzerinde
toplanmıs, sehirler insa edilmis, böylece kültür, sanat ve iktisadî yönden güçlü
bir devlet kurulmustur. Pek çok kaynakta, Bizans döneminde iktisadî
bakımdan geri kalmıs olan Anadolu’nun, Selçuklu döneminde bir ticaret
merkezi hâline getirildigi görülmektedir (Turan 1998: 49-74; Sümer 1993,9-
14). Bu dönemde dogu-batı ve kuzey-güney arasında ticareti kolaylastırmak
için yollar yapılmıs, bu yollara kervanların rahatça konaklayabilecekleri
kervansaraylar, yollar üzerinde bulunan ve ticarî açıdan önemli olan sehirlere
de hanlar insa edilmistir.
Selçuklular döneminde sehir olmanın en büyük göstergesi ulu camilerdir.
Zile, Ulu Camii ile Selçuklu’nun önemli sehirlerinden biridir (Altındal, 2007).
Zile'de H 625 (1227/28) tarihinde, Alâeddin Keykubat zamanına ait bir Han
Kitâbesi vardır - bu kitâbe kısmen kırılmıs ve yalnız 625 tarihi ile hanı yaptıran
Muhlisuddin ismi okunmaktadır- Selçuklu Devri eseri olan hanın nerde oldugu
belli degildir (Kılıç, 1962: 14). Selçuklu döneminde Zile’ye han yapılması,
panayırın o yıllarda yapıldıgının ispatı olmasa da Zile’de iktisadî hayatın
canlılıgının belirtisidir. Ancak Baykara, XVIII. Yüzyılın en namlı panayırları
olarak bilinen Zile ve Yapraklı yıl-pazarlarının6 kökenlerinin Selçuklu devrine
kadar gidebilecegini belirtmistir (2000: 125).
Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giris adlı çalısmasında “Orta
Asya’da çarsı ve pazar yerlerinin, genellikle mabet ve kervansarayların
içlerinde bulundugu”nu ve “o dönem ‘kermen’ adı verilen bu alısveris ve
6 Çesitli kaynaklarda yılda bir kez yapılan pazarlara yıl pazarı veya senevî pazar adı verilir.
konaklama yerlerine Anadolu’da ilhanlılar zamanında ‘kermen-saray’
dendigi”ni belirtmistir (1985: 307). Aynı eserde Ögel, “Ön Asya’yı bastan basa
geçerek Avrupa’ya kadar uzanan pekyolları üzerindeki konaklar ile
Anadolu’daki ticaret merkezleri arasında bazı benzerliklerin dogması
sebebiyle, Türklerin Anadolu’ya gelmeleri ile Orta Asya’dan edinilen
geleneklerin de onlarla birlikte geldigi” görüsündedir (1985: 319). Ancak
Selçuklu, geldiginde yereldeki unsurları bozmayıp gelistirmistir (Kuban:1968).
Bu sebeple panayırın binlerce yıldır kesintisiz devam ettigi görüsünden
hareket edilirse, Zile’de yerel halkın yaptıgı panayırın, Selçuklu ile birlikte Orta
Asya’daki yıllık pazar geleneginin etkisiyle dönüserek gelistigi çıkarımında
bulunulabilir.
H 1304-1306 tarihli Sivas Sâlnâme’sine kadar, Osmanlı döneminde
panayırın yapıldıgına dair elimizde resmi bir kayıt yoktur. 1455 ve 1485
yıllarına ait tahrir defterlerine göre Zile’de bir pehlivanın yasıyor olmasından
(Simsirgil 1990: 238) o yıllarda Zile’de güreslerin yapıldıgı fikrine ulasılabilir,
ancak “eskiden pehlivan deyimi, her türlü hüner göstericisi için kullanılır,
güresçiye ise ‘küstigir’ denirdi (And 1970: 6)” bu sebeple kayıtlardaki pehlivan,
bugünkü anlamıyla güresçi olmayabilir. Bu tarihlerde Zile’de bir pehlivanın
yasıyor olması, aynı tarihlerde panayır yapıldıgına dair kesin bir kanıt degildir.
Evliya Çelebi’nin gittigi yerlerdeki hafta pazarlarını dahi not almasına
ragmen Zile Panayırı’ndan söz etmemesi, 17. yüzyılda panayırın
yapılmadıgını düsündürmesine ragmen, arsivlerdeki belgeler yeterince
incelenmeden böyle bir sonuca ulasmak dogru olmaz. Çünkü Çelebi’nin 17.
yüzyılda Zile’de üç büyük han, sekiz yüz dükkân bulunan bir çarsı ve dört
kapılı gelismis bir bedesten oldugunu belirtmesi (III-IV,187), bu yüzyılda da
Zile’de canlı bir ticaret hayatının oldugunu gösterir. Panayırdan söz etmeyisi
Zile’ye geldigi mevsimle ilgili de olabilir. Ayrıca, daha sonraki dönemde tespit
edilen hanların sayısı da Zile’de canlı bir alısveris ortamının delilidir. 1304-
1306 tarihli Sivas Salnamesi’nde dokuz, 1308/1890 tarihli Sivas Salnamesi
(Kahraman, 2001:107)’nde on tane hanın kaydı vardır. Bekir Altındal, 1960’lı
yılların Zile’sini anlatırken pek çok han oldugunu belirtmis, üç tanesinin adını
vermistir (2000: 154).
Hicrî 1304-1306 tarihli Sivas Sâlnâmesi’nde, “Beher sene tesrin-i sânînin
onunda panayır kurulup bir ay kadar devam ederek 50 kurusluk ahz-ü itâ
edilir.”7, Hicrî 1308 (1890) tarihli Sivas Sâlnâme’sinin “Zile Kazası” bölümünde
de, “Beher sene tesrin-i sânînin onunda panayır kurulup bir ay kadar devam
ederek bes yüz kurusluk ahz-ü itâ edilir (Kahraman 2001:107).” seklinde
panayırın ne zaman, ne kadar süre ile yapıldıgına ve gelirine dair kayıtlar
vardır.
Sen, 18. Yüzyıl Osmanlı Panayırları’nı inceledigi eserinde Zile
Panayırı’nın, Ankara-Yapraklı, Amasya, zmir-Buca, Balıkesir, Çan ve Gönen
panayırlarıyla birlikte Osmanlı döneminde Anadolu’da kurulan ve merkezî
otorite tarafından organize edilen, büyük ölçekli yedi ulusal panayırdan biri
oldugunu belirtir (1996: 11).
Osmanlı Arsivinde bulunan 1264.5.25 /1 Subat 1848, 1269.R.26/ 6 Subat
1853, 1279.S.7/ 28 Ocak 1863 tarihli belgeler8 (bkz.1. Ek ), Zile Panayırı’nın
padisahın himayesinde açıldıgını göstermektedir.
1264.5.25 /1 Subat 1848 tarihli belgede özetle Zile Panayırı’na ait vergiler
hususunda padisah emrinden söz edilmektedir (BOA. A. MKT. MHM. 4/91).
1269.R.26/ 6 Subat 1853 tarihli belge özetle, padisahın yeniden
açılmasına izin verdigi panayırın belirtildigi günde hiçbir olay olmadan sona
erdigini belirten resmî bir tutanaktır ( BOA. A. MKT.MHM. 5315).
7 Belge, Prof. Dr. Münir Atalar’dan temin edilmistir.
8 Belgeler, Bekir Altındal’dan temin edilmistir.
“Osmanlı belgelerinde geçen ‘küsad-ı panayır’ kelimesi, yeni ya da
yeniden açılmasına izin verildigini gösteren resmî belge demektir (Erdogru
1999:3).”
1279.S.7/ 28 Ocak 1863 tarihli belgede özetle padisah himayesinde açılan
Zile Panayırı’nın kazançlı, güvenli ve basarıyla sona ermesi sebebiyle
tarafların padisah tarafından tesekkürle ödüllendirildigi ve bu durumun
Takvim-i Vekayir nüshasında kayıtlara geçtigi bildirilmektedir (BOA. A.
MKT.MHM. 254/15).
Erdogru’nun, Zile hafta pazarının “hassı hümayun” oldugunu belirtmesine
ragmen, Zile Panayırı’nın “hassı hümayun” olarak belirtmemesi arsiv
belgelerinin yeterince incelenememis olmasından olabilir (1999: 11). Daha
önce Zile tarihinde belirttigimiz gibi, Zile bir dönem haslara ayrılarak
voyvodalıkla yönetilmisti.
Arif Kılıç, “Zile Tarihi”nde “bugünün fuarları kadar önemli” oldugunu
belirttigi panayırın, “Hicri 1272, Milâdî 1854 (55) yılında Zile’de çıkan büyük
yangında birçok ticaret esyasının yanması ve pek çok kimselerin iflas etmesi
sebebiyle eski kuvvetini kaybettigini” belirtmektedir (1961a: 18). Zileli Âsık
Ârifi de yangını anlatan destanında, çarsı pazarın hep yandıgı ve tüccarın
iflas ettigini belirtmistir (bkz. Öztelli, 1944:73).
Yurt Ansiklopedisi’nde, Tokat’ın XIX. yy. sonlarına degin Anadolu’yu
Karadeniz’e baglayan önemli yollar üzerinde bulundugundan, Anadolu’nun
büyük gümrük merkezlerinden biri oldugu, ancak 1896’da gümrük merkezlerin
kaldırılmasıyla Tokat ekonomisinin gerilemeye basladıgı, daha sonra çıkan
savaslar nedeniyle de ekonominin iyice durdugu belirtilir. Bu durum dogal
olarak Zile ekonomisini de etkilemistir.
Siyasî, sosyal ve ekonomik olaylar, diger panayırlar gibi Zile Panayırı’nın
da bazı yıllar eski gücünü kaybetmesine veya kesintiye ugramasına sebep
olmustur. Ülkede yasanan siyasî gelismeler panayırları olumsuz yönde
etkilemistir. Ancak Zile Panayırı çok eski olması, dolayısıyla yerel halkta güçlü
bir panayır kültürünün bulunması sebebiyle bu gelismelerden birinci derecede
etkilenen panayırlardan olmamıstır. Ahmet Apakkan, Zile Postası’ndaki
“Panayır” baslıklı yazısında, “1960 ihtilâlinin panayırı çok fazla etkilemedigini,
ülkedeki iktisadî durgunluga ragmen tahminlerin hilafına gerek hayvan ve
gerekse emtia alısverisinin bir hayli canlı oldugunu” belirtmistir (ZP 3 Kasım
1961). 1980 ihtilâlinin ardından gelen birkaç yıl panayırın çok canlı geçmedigi,
panayır yapılsa bile güreslerin yapılmadıgı görülür. 1985’ten itibaren güresler
tekrar yapılmaya baslanmıstır (ZP 3 Ekim 1985).
Bölgedeki sehir ve kasabalar, bazı yıllar panayırlarını nüfus sayımı tarihine
rastlatmak suretiyle, nüfuslarını oldugundan daha fazla göstermek
istemislerdir. Bu sebeple bazen yakın çevredeki panayırların -Turhal Panayırı
gibi- aynı tarihlerde düzenlendigi görülür (ZP 4 Kasım 1965).
Turhal Seker Fabrikasının açılması, Zile’ye en yakın ilçe olan Turhal’ı
ekonomik yönden kalkındırmıs, bu sehrin nüfusunun artmasını saglamıstır.
Bu sebeple 1964 yılından itibaren Turhal’da da panayır düzenlenmeye
baslanmıstır. Turhal Belediyesinin ısık parası almayıp, yer konusunda
avantajlar saglayarak panayır esnafını Turhal’a çekmeye çalısması, bir
rekabet ortamı yaratmıs, bu durum Zile Panayırı’na olan ilgiyi o yıllarda bir
parça azaltmıstır (ZP 17 Eylül 1966). Ancak rekabet ortamında düzenlenmeye
baslayan bazı yeni panayırların (Turhal, Tokat Panayırı gibi), halkta
geçmisten gelen bir panayır kültürünün olmayısı sebebiyle gelismedigi
görülür. Halbuki Sen, Osmanlı panayırlarının organizasyonunu anlatırken
yakın sehirlerde aynı tarihlerde panayır açılmamasına - esnafın ulasımı,
panayırın devamlılıgı ve verginin azalmaması açısından - dikkat edildigini
belirtmistir (1996: 12). Bu konuda Erdogru da benzer bilgiler vermistir.
Panayırların açılıs ve kapanıs tarihlerini, mahalli
meclislerin kararıyla istanbul’daki merkezî hükümet
belirtmekteydi. iki panayırın aynı tarihlerde kurulmasına,
digerine zarar verecegi düsüncesiyle, kesinlikle izin
verilmiyordu. Bu uygulamanın nedeni, panayırlar
arasındaki ticarî ve sosyal bagı artırmak içindi. Böylelikle,
en azından tacirler, bir panayırdan diger bir panayıra
gidebilmekteydiler. Osmanlı yönetimi de onları kolaylıkla
denetleyebilmekteydi (1999: 10).
Amasya ve Tokat, -tren yolu Zile’den geçtigi için- iktisadî bakımdan Zile’ye
baglı olmustur. Zile Panayırı’nın kırklı-ellili yıllardan itibaren eski gücünü
yitirmis olmasında dogu-batı karayolu baglantısının Turhal-Tokat üzerinden
devam etmesi de etki etmistir. Yapımı devam eden, Zile’den de geçerek
dogu-batı baglantısını kısaltacak olan Çorum-Alaca yolunun bitirilmemesi
sebebiyle Zile iktisadî yönden gerilemeye devam etmekte ve Zile Panayırı da
bu gerilemeden etkilenmektedir.
1960’lı yıllarda panayırı canlandırma gayretleri baslamıstır. Zile
Postası’nda, 1962 yılındaki panayırın beynelmilel bir fuar hâlini aldıgı (ZP 2
Kasım 1962) belirtilmis, ancak burada kullanılan “beynelmilel fuar” tabiri
yalnızca çok canlı geçtigini belirtmek için kullanılmıstır. Panayırın uluslararası
olması için baska ülkelerden de katılımın olması gerekir. O döneme ait gazete
haberlerinde yurt dısından katılım olduguna dair herhangi bir bilgi yoktur.
Uluslararası bir katılımın gerçeklesmesi hâlinde, bunun gazetelere haber
olma ihtimali oldukça yüksektir.
Cumhuriyet döneminde Zile Panayırı’nın bölge fuarına dönüsmesi
hedeflenmistir. Panayır açılıslarında yapılan protokol konusmalarında bu
husus özellikle vurgulanmıstır (ZP 20 Ekim 1964). Zile Turizm Dernegi
tarafından 1965 yılında çıkarılan Panayır Gazetesi’nde Kaymakam Mustafa
Bezirgan sunları yazmıstır:
Zile’nin ekonomik ve ticarî faaliyetlerinin bir merkezi
olması panayırı meydana getirmis, panayır da Zile’nin
sembolü olmustur. Ancak bu durumun muhafazası,
idamesi, inkisaf ve terakkisi ve panayırın tarihî önemine ve
ekonomik ve sosyal karakterine layık olması için her yıl
daha baska yeniliklerle ortaya çıkmak ve panayırı cazip
hâle getirmek sarttır. Çünkü mevcut sartlar ve durumlar her
gün degismekte ve gelismektedir. Bizler de bunlara uymak
ve uyanık hareket etmek zorundayız. (Panayır Gazetesi 19
Ekim 1965)
1964 yılından itibaren birkaç yıl, yeni panayır sahası olarak düzenlenen
genis alanda olusturulan çesitli çadırlar, prefabrik stant ve pavyonlarda, daha
önceki yıllardan farklı olarak o dönemin çok önemli kuruluslarının genel
müdürlükleri veya bölge temsilcilikleri satıs magazaları ve teshir reyonları
açmıstır. 1964 yılında Turhal Seker Fabrikası, Turhal ve Civarı Pancar
Ekiciler Kooperatifi ile Zile Ziraî Donatım Temsilciligi, Bultu Kömür Madeni
isletmesi, Aslan Lastik Fabrikası, Massey Ferguson Sirketi (traktör sirketi),
Kuzine Soba imalatçıları birer pavyon açmıslardır (ZP 3 Kasım 1964). Hulusi
Serezli, resmî, yarı resmi kurumlarla birlikte Arçelik, Mobilgaz, Good Year gibi
özel sektör kuruluslarının da panayır içinde birer satıs magazası açtıgını
belirtmektedir (http://zileplatformu.com/page2.aspx#eskipanayır). Zile Turizm
Dernegi, 1963 yılında, Zile’ye has ürünlerin satıldıgı bir pavyon açmıstır. Bu
teshir ve satıs magazaları ile panayırın bölgesel fuar hâlini alması
amaçlanmıstır.
Basarı gazetesinde, daha sonraki yıllarda da vilâyet emri ile kumar
mahiyetinde oynanan eglencelere izin verilmemesi sebebiyle, mahallî sanayi
teshir ve satıs pavyonlarına agırlık verilmek istendigi fakat bu durumun
panayırın önemli ve devamlı bir fuara dönüsmesini saglayamadıgı seklinde bir
yorum yapılmıstır (Basarı 10 Eylül 1965). Oysaki 1975 yılında kurulan panayır
hakkında Zile Postası’ndaki haberler, istanbul, izmir, Bursa, Antep, Kilis,
Ankara gibi sehirlerden büyük firmaların katılmasıyla panayırın büyük bir
pazar hâline geldigi yönündedir (ZP 17 Ekim 1975).
1970’li yıllardan itibaren Türkiye’de yiyecek festivalleri yaygınlasmaya
baslamıstır. 1980’li yıllar, yöresel yiyecek kökenli festivallerin, senliklerin hızla
arttıgı yıllardır. Devlet, bu organizasyonlara, halk arasında birlik ve beraberlik
duygusunu artırdıgı düsüncesiyle destek vermistir. Çünkü “festival; toplumsal
uyumu gelistirmede, bireyleri topluluk ya da grupla bütünlestirmede ve
paylasılan, tekrarlayan ve olumlu olarak tesvik eden bir performansın üyeleri
olarak kalmalarını saglamada baslıca araçtır. Ayrıca, ortak his ve baglılıkların
en somut ifadesidir (Smit 2006: 9).”
Zile’de haziran ayında Kiraz Festivali yapılmasına ragmen, panayırı da
canlandıracagı düsüncesiyle yörenin imge yiyecegi pekmez öne çıkarılarak,
ilk kez 1983 yılında (ZP 4 Ekim 1983) panayırla birlikte Pekmez Senligi
yapılmıs, ancak 1990 yılına kadar bir daha yapılmamıstır. Hüseyin Hoscan,
Zile Postası’nda, 1990’da yapılan Pekmez Festivali’nin Belediye tarafından
yeterince önemsenmedigini ve iyi organize edilmedigini belirten bir elestiri
yazmıstır (16 Kasım 1990). Birkaç yıl daha panayırla birlikte pekmez festivali
yapılmıs ancak devamlı olmamıstır. Pekmez Festivali, binlerce yıllık bir
geçmisi olan panayırla birlikte yapıldıgı ve gelenekte olmadıgı için ragbet
görmemistir.
Zile Panayırı’nı canlandırma çalısma ve gayretlerine ragmen gazetelerde
panayırın sönük geçtigi veya panayırın canlandırılması gerektigi gibi konular
üzerinde durulması panayırın son elli altmıs yıl içerisinde yavas yavas
gerilediginin göstergesidir. Bu gerileyis “sosyal ve iktisadî” gelismelere paralel
olarak ortaya çıkmıstır.

2. GÜNÜMÜZDE PANAYIR ÖNCESi YAPILAN HAZIRLIKLAR

Panayırın bu tür diger organizasyonlar gibi bir hazırlık asaması vardır.
Panayır hazırlıkları içerisinde, tarihinin ve süresinin tespiti, panayır
organizasyonunda kimlerin oldugu ve organizasyonun nasıl planlandıgı,
panayır yerinin belirlenmesi, tanıtım ve reklam kampanyası, konaklama,
yeme-içme gibi ihtiyaçların giderilmesi, güvenligin saglanması gibi konuları
ele almak, panayırın kurumsallasma süreci hakkında bize önemli ip uçları
verecektir.
Panayırın tarihçesi konusunda bilgi verirken belirtildigi gibi Osmanlı’da
“16.-18. yüzyıllarda panayır organizasyonları merkezî idarece”
yapılmaktayken (Sen, 1996: 11), 27 Ramazan 1294/1877 ve 23 Eylül 1293
tarihli Vilâyet Belediye Kanunu’na göre panayır organizasyon islerine
belediyelerin nezaret ettigi (Ergin, 1995: 1659) görülmektedir. Cumhuriyet
döneminde bir süre Ticaret Bakanlıgından müsaade alınarak açılmıstır (ZP 1
Ekim 1977; Öçal 1970; Aydın 1976). Tamamen yerel yönetimin
organizasyonuyla kurulan panayır için artık herhangi bir üst merciden izin
alınmamaktadır. Zile’de panayırın kurulmasına izin verme, panayır ücret ve
aidatlarını belirleme ve tahsil etme ile diger her türlü organizasyonu yapma isi
Belediyeye aittir.
Belediye Encümeni, aldıgı kararla panayır tarihini ve süresini belirler.
Panayırın yapılacagı tarihin tespitinde gelenegin önemini vurgulamak gerekir.
Bölgenin geçimi uzun yıllar boyunca ziraata ve hayvancılıga dayalı oldugu için
panayır tarihi halk takvimine göre belirlenir. Türkiye’de festival ve panayırlar
halk takvimine göre genellikle meyve-sebzelerin üretildigi ilkbahar veya hasat
mevsimi olan sonbaharda yapılır.
Zile Panayırı için uygun görülen zaman sonbahardır. Panayır, Zileli için
mahalli bir takvimin baslangıcıdır. Halk, her isini hasat sonrasına rastladıgı
için panayıra göre ayarlar. Daha önceden veresiye yapılmıs olan
alısverislerde olusan borçlar, yıllık verilen kiralar panayır döneminde ödenir.
Dügün alısverisleri, kıslık hazırlıklar panayır döneminde yapılır. Kaynak
kisilerden Ömer Fisekçioglu, panayırın halk için “malî bir yılbası, bir milat”
oldugunu ve halk arasında, panayır döneminde is yogunlugunun ve maddî
yükün arttıgını anlatmak için “Deri (panayır) geldi, her dertlerin yeri geldi.”
denildigini aktarmıstır. Sözlü kültürde yerini bulan bu ifade, Ömer Altunsoy’un
“Eski Panayırlar” siirinde de kullanılmıstır (bkz. 2. Ek).
klim sartları panayır tarihinde ufak tefek degisikliklere sebep olmustur.
Her yıl ekim ayının son haftaları ile kasım ayının ilk haftaları arasında yapılan
ve on-on bes gün süren panayır, bu dönemin soguk ve daha yagıslı olması
sebebiyle zamanla ekim ayının ilk haftalarına alınmıstır. Bazı seneler hava
sartları dısında baska sebeplerle de panayırın tarihi degistirilmistir. Örnegin
1960 yılında at vebası hastalıgı sebebiyle panayır kasım ayına alınmıstır (DS
4 Kasım 1960).
Cumhuriyet döneminde bazı yıllar, panayırın baslangıç tarihi, özellikle 29
Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı da içerisine alacak sekilde planlanmıs, böylece
bayram eglenceleri ile panayır eglenceleri bir arada yapılarak daha büyük bir
cosku saglanmıstır.
Belediye Encümeni panayır zamanını ve süresini tespit ettikten sonra,
panayır komitesini olusturur. Panayır komitesinde genellikle Kaymakam,
Belediye Baskanı, Basın ve Halkla iliskiler Müdürü, Yazı isleri Müdürü, Hesap
isleri Müdürü, Zile Belediyesi Güres Spor Kulübü Baskanı, Belediye
Encümeninden birkaç kisi, Zabıta Müdürü bulunur. Daha önceki yıllarda
bazen siyasî parti liderleri, dernek temsilcileri, sehrin ileri gelen esnafı da
komiteye dahil edilmistir. Ancak son yıllarda komite, sadece Belediye
personelinden olusmaktadır. Panayır sonunda Belediyenin gelir miktarına
göre bu komiteye “huzur hakkı” ödenir.
Panayırın iyi geçmesi komitenin iyi çalısmasına baglıdır. Geçmiste bazı
yıllar panayırın yeterli ilgiyi görememesi yerel basın tarafından elestirilmis,
komiteye Belediye ve Kaymakamlık dısından üye alınması basarısızlılıgın
sebebi olarak gösterilmistir (DZ 1 Kasım 1954). Bir sivil toplum örgütü olan
Zile Turizm Derneginin, 1963 yılından itibaren birkaç yıl aktif bir sekilde
organizasyon komitesinde yer alması ise panayırın daha canlı geçmesini
saglamıstır.
Belediye Encümeninin komiteyi olusturmasından sonraki çalısmaları, bu
komite yürütür. Bu komitenin çalısma sistemi hakkında Zile Belediyesi Basın
ve Halkla iliskiler Müdürü Necmettin Eryılmaz’dan aldıgımız bilgilere göre
komite ilk olarak, panayırın kurulacagı yeri tespit eder. Tarihî sürecinde “deri
yeri” diye bilinen yer, “bugünkü Zile Devlet Hastanesinin ve Muharrem Efendi
kabristanının bulundugu yerdir (Kılıç, 1961b: 34).” Hastanenin yapımından
sonra hemen yanında bulunan bugünkü Bahçelievler’in bulundugu mevkîe
kurulan panayır, bu alanda yerlesimin yaygınlasması üzerine, 1955 yılında
eski Altınyurt ilkokulunun önündeki sahaya kurulmustur (DZ 25 Ekim 1955).
Eglence yerleri için, 1963 yılına kadar yerine Adliye Sarayı’nın yapıldıgı,
Belediye Garajı kullanılmıstır. Erol Eroglu, Zile Postası’ndaki “Panayır
Gelirken” baslıklı yazısında asırlar süren panayırın Zile’nin iktisadî
hayatındaki rolünden bahsettikten sonra yetkililerin panayıra gereken önemi
vermemesini ve “panayırın her sene göçebe gibi tarladan tarlaya tasınmasını”
elestirmistir. Eroglu, yazısında, “1963 senesinde belediye bütçesinden
panayır yeri için yüz bin lira ayrılarak bu parayla Çekerek yolunun sagındaki
arazinin istimlak edildigini”; böylece “sergi yerleri, lunapark ve hipodromun
yan yana bulunmasının ve hipodromun sair günlerde hayvan pazarı olarak
kullanılmasının hedeflendigini”; ayrıca “köprüden panayır yerine kadar dört
metre eninde bir kaldırım yapılmasının planlandıgını” belirtmistir (ZP 4 Ekim
1963). Bir sonraki yıl istimlak edilen panayır mahalline yol ve elektrik
saglanmıstır (ZP 3 Kasım 1964). Panayır, ilerleyen yıllarda, bu bölgenin de
yerlesim alanı içinde kalması sonucu, sürekli baska yerlerde yapılmak
zorunda kalmıstır. 1995 yılında panayır, Karga Pınarı mevkiinde bulunan mal
pazarında (Gündem 5 Ekim 1995), 1997 yılında sehir stadyumu ile Kırkbes
Evler arasında bulunan evlerin ortasındaki arsalar üzerinde kurulmustur
(Gündem 2 Ekim 1997). Son yıllarda Çekerek Caddesi paralelindeki Eser
Evler ve Zümrüt Evler gibi yerlesim alanlarının oldugu mevkîde kurulmaktadır.
Görüldügü gibi eski ve büyük bir panayır olmasına ragmen Zile
Panayırı’nın sabit bir panayır yeri yoktur. Bu durum, yerlesim alanının
panayırın kuruldugu yöne dogru genislemesinden kaynaklanmaktadır.
Panayır yerini tespit eden komite, daha sonra panayırın içinde emtia ve
hayvan pazarları ile eglence bölümlerinin yerini ve büyüklügünü belirler. Emtia
pazarı için komite, kendi içinde görev bölümü yapar; sergi yerleri ölçülür,
çizimi yapılır, metre hesabıyla kiraya verilir. Özellikle sehir dısından gelen
esnaf, aylar öncesinden Belediyeyi arayarak yerini ayırtır.
Eglencelerin yapılacagı bölüm, lunapark isletmecisi (Eskiden panayır
agası denilirdi.) tarafından topluca kiralanır. Eglence yerlerinin tek tek kiraya
verilmesini lunapark isletmecisi yapar. Bu bölümün güvenlik gibi her türlü
islerinden lunapark isletmecisi sorumludur.
Komite, lunapark eglenceleri dısında kalan eglenceleri ve bu eglencelerin
organizasyonunu kimin yapacagını da belirler. At yarısı, cirit ve güres gibi
spor etkinliklerini daha önceki yıllarda Zabıta Müdürlügü organize etmistir.
Güres organizasyonlarını 1986 yılında kurulan Belediye Güres ve Spor
Kulübü devralmıstır. Belediye son yıllarda özel tiyatroların gösterileri, konser
gibi sosyal etkinliklere panayır döneminde de ayrıca yer vermistir. Komite,
gelen sanatçı, esnaf ve diger ziyaretçilerin konaklama yerlerinin belirlenmesi,
yemek ihtiyaçlarının nerelerden karsılanacagının önceden ayarlanması, artan
ekmek ihtiyacının karsılanması için fırınların kapasitelerinin artırılması veya
çevre ilçelerden destek alınması gibi organizasyonlarla da ilgilenir.
Komitenin görevleri arasında, gerekli tedbirlerin alınması için Devlet
Hastanesi ve Emniyet Müdürlügüne bilgi yazısı göndermek de vardır.
Güvenligin saglanması, panayır hazırlıklarının en önemli
konularındandır. Çünkü panayır döneminde sehrin nüfusunun artması bazı
güvenlik sorunlarını da beraber getirir. Panayırın güvenliginden Zabıta
sorumludur. Panayır zamanında özellikle yankesicilik, dolandırıcılık, hırsızlık,
sarhosluk gibi zabıta olaylarında artıs oldugu görülür. 1969 yılında farklı
sehirlerden dört minibüs dolusu yankesicinin Zile’ye gelmesi, panayır
ortamının yankesicilerin ilgisini nasıl çektigini gösterir (ZP 26 Ekim 1969).
Güvenligin saglanması çok ciddî sıkıntı olusturur. Geçmis yıllarda güvenlik ve
saglık kontrolleri için Tokat’tan ve çevre ilçelerden destek alınmıstır. Tellallar
Zile sokaklarında dolasıp “Deridir deri, gelmez geri, yılan gibi akar, akrep
gibi sokar.” diyerek halkı yankesicilere karsı uyarır. Ayrıca yerel gazetelerde
de çesitli ilanlarla halk bu yankesicilere karsı uyarılmıstır (Basarı 20 Ekim
1965). Çevrede panayırlar çogaldıkça ve nakil vasıtaları arttıkça panayırın
zamanla eski degerini yitirdigi, hatta sadece yankesicilere yaradıgı düsüncesi
tartısılmaya baslanmıs, Zile Postası “Panayır Hayırlı mıdır, Degil midir?” diye
bir kampanya açarak halkı gazetede yazarak tartısmaya davet etmistir (ZP 8
Kasım 1968).
Hazırlık çalısmalarını yürüten komite, panayırın tanıtım ve reklam islerini
de yürütür. Tanıtım ve reklam için kullanılan yöntemlerde, sözlü kültürden
yazılı ve elektronik kültüre geçis sürecinin etkileri görülür. Sözlü kültür
döneminde, mahalle aralarında gezen tellalların duyuruları yapması söz
konusu iken yazılı kültür döneminde, el ilanları ve afisler ile 1950’li yıllardan
itibaren yaygınlasan yerel gazetelerdeki ilanlar görülmektedir. Elektronik
kültür dönemindeki tanıtımlar, gezici araçlardan yapılan hoparlörlü ilanlar ile
hâlâ kullanılmaya devam eden Belediyenin hoparlörlü ilan servisi ile
yapılmaya baslamıstır. Radyo ve televizyon yayınlarıyla yürütülen reklam isi
artık internet ortamında da yapılmaktadır.
Komite tarafından hazırlattırılarak çevre il ve ilçelere gönderilen davetiye
ve afislerde, panayırın ne kadar eski ve köklü oldugu mutlaka vurgulanır,
geleneksel oldugu, kaç yıldır düzenlendigi belirtilir. Belediyenin yerel gazeteye
verdigi bir ilanda, sehrin tarihî önemi hatırlatılmıs ve panayırın ne kadar eski
olduguna dikkat çekilmistir:
Büyük Sezar’ın (veni-vidi-vici) geldim- gördümyendim
diye Roma’ya yazdıgı meshur tarihî mektubun
diyarı olan Zile’de beklediginiz (iki bin senelik mazisi olan)
panayır her sene oldugu gibi bu sene de 20 Ekim’de
baslıyor. Bu tarihte Zile’ de bulunup, Zile Panayırında
bulusalım (ZP 8 Ekim 1970).
Bir baska gazete ilanında “Kasabalar içinde Zile kasabası, pekmezler
içinde Zile Pekmezi, panayırlar içinde Zile Panayırı görülmeye deger”
(GD 15 Ekim 1955) seklinde sloganlarla, ön plana çıkarılan pekmez ve
panayırın sehrin imgeleri oldugu vurgulanmıstır.
Bu ilanlarla birlikte, gazetelerde, sehir dısından gelecekleri rahatlatacak
açıklamalar yapılmıstır:
Panayıra her sene muazzam bir kalabalık istirak
ettiginden büyük bir izdiham olmakta idi. Bu sene simdiden
izdihamı önlemek için ilgililerce tertibat alınmıs,
vazifelenmis olan komiteler çalısmaya baslamıstır. Gelecek
olan misafirlerin her türlü istirahatları temin edilecektir.
Misafirlerin eglencelerini temin için birçok eglence grupları
simdiden telgrafla yer ayırtmaktadırlar. Panayır dolayısıyla
yapılacak at yarısları ve güreslerde bu sene fevkalade
ikramiye dagıtılacaktır. Panayıra istirakiniz menfaatiniz
icabıdır (GD 15 Ekim 1954).
Belediye, 1962 yılında “Belediyenin hemsehrilerinden dilegi” baslıklı bir
bildiri dagıtmıstır. 23 Ekim 1962 tarihli Zile Postası gazetesinden aldıgımız bu
bildirinin metni söyledir:
Sayın Hemsehrilerimiz
Her seneki mutat panayırımız yine baslamak
üzeredir.
Panayır dolayısıyla memleketimizi ziyarete gelen
misafirlerimizi büyük sevgi ve güler yüzle karsılamak ve
kendilerini yattıkları otellerde, yedikleri lokantalarda,
alısveris yaptıkları dükkânlarımızda daha uzun seneler
tekrar edilecek panayırımıza her seferinde itimatla
gelebilmelerini temin için çok iyi muamele etmemiz,
otellerde yataklarınızı temiz, lokantalarda yiyecekleriniz
sıhhi alısveris yapılan dükkanlarda daha müsaid hareket
etmektedir.
Belediyemiz 1962 yılı panayırının hepinize hayırlı
isler getirmesini temenni eder.
Memleketimizi iyi tanıtalım,
Memleketimizi iyi tanısınlar.
25 Eylül 1964 tarihli Zile Postası’nda yayınlanan “Panayır Münasebetiyle
Kaymakamlıgın Halkımıza Beyanatı” baslıklı yazı ise söyledir:
Aziz Zile’ liler;
Tarihî ve an’anevi Zile panayırının açılmasına yirmi
bes gün kalmıstır.
Panayır için Belediye ve Turizm Dernegi gerekli
hazırlıkları yapmakta ve bu yıl panayırın daha intizamlı ve
cazip olması için gerekli faaliyeti göstermektedir.
Asayis konusunda da gerekli tedbirler alınmaktadır.
Ancak bu Panayırın daha güzel ve cazip geçmesinde
sizlerin de yardımlarına ve alakalarına ihtiyaç vardır.
Bir ev sahibi sıfatiyle panayır münasebetiyle gelecek
olanlarla alâkadar olmanız ve yardımda bulunmanız ve
panayırla ilgili her hususun ifasını yalınız bu iste görevli
olanlara bırakmamanız sarttır.
Her Zile’li elinden gelen yardımı yapar ve ilgilenirse
panayıra gelenler daha çok memnun olacak ve panayırdan
daha kolay faydalanmak imkânını bulacaktır.
Bu temin edildikçe gelecek yıllar panayırlarına daha
büyük istirakler yapılmasına ve daha çok insan gelmesine
yol açacaktır.
Bu da Zile ve Zile’liler için bir kazanç ve seref
vesilesi olacagı gibi Zile’yi daha genis nispette etrafa
tanıtmaya da yarayacaktır.
Buna göre simdiden icap edeni yapınız. Panayır
çalısmalarını destekleyiniz ve 19/Ekim/1964 Zile
Panayırına bu ruh haleti içinde hazırlanınız.
Zile Panayırı top yekûn Zile’linin eseri olacaktır.
Bu bildiriler, halkın panayıra gereken önemi vermesi ve panayır kültürünün
olusarak gelecek kusaklara aktarılması hususunda yönlendirici olmustur.
Belediyenin, bazı yıllar, panayır için üzerinde Zile veya Zile Panayırı gibi
amblemleri olan özel ambalajlı sigara, kristal seker gibi ürünler hazırlattırıp,
bunları panayır hatırası olarak satısa sunması, reklam unsurunun giderek
daha iyi kullanıldıgını göstermektedir.
Tanıtım ve reklam yazılarında gelen ziyaretçilerin konaklama ve yemeiçme
ihtiyaçlarının en iyi sekilde karsılanacagı vurgulanmıstır.
Hanlarda, otellerde genellikle dısardan gelen esnaf ve sanatçılar kalırlar.
Buralarda yer bulamayanların, özellikle garibanların konaklaması için
hamamların giyinme bölümleri de açılır. Ancak çevre il, ilçe ve köylerden
gezmeye gelenler daha çok evlerde misafir edilir. Eger uzaktan panayıra
gelenler çok kalabalık olursa yakın köylerde de misafir agırlanır (bkz. 2. Ek).
Panayır, halkı geleneksel etkinliklerde bulusturur, böylece bu ortak
noktalar üzerinde birligin olusması saglanır. Grup bilinciyle hareket eden halk
sorumlulugu da paylasır. Her türlü görev ve sorumlulugun bütün Zileliler
tarafından karsılanması, panayıra katılımın artmasını ve devamlı olmasını
saglayan unsurlardan biridir. Yerel gazetelerde, panayıra gelecek olan
misafirlerin her türlü ihtiyaçlarının temin edilecegi duyurulur (GD 15 Ekim
1954).
Zile’de konukseverlik, gelenegin önemli unsurlarındandır. Panayır öncesi
her evde misafirler için hazırlık yapılır. Misafirlerin yatacakları odalar,
hayvanlarının barınacagı ahırlar önceden temizlenir, hazırlanır. Yörenin
geleneksel mimarîsine bakıldıgında bazı eski evlerin (Kaynak kisi Selâhattin
Zorlu’nun evi gibi.) panayır dönemi misafir agırlama gelenegine göre insa
edildigi görülür. Alt katta evin kendi hayvanlarının ahırından ayrıca yapılmıs,
misafirlerin hayvanlarının (1950’li yıllara kadar ulasım genellikle deve, at ve
eseklerle yapıldıgı için) barınacagı ahır ile aileye yabancı misafirlerin
konaklayacagı misafir odaları bulunur. Böylece gelen yabancı misafir, hane
halkının üst katta devam eden mahrem hayatından uzak tutulur. Ancak
akraba, hısım gibi aile yakınları üst katlarda misafir edilir. Her ev, kendi gücü
nispetinde misafir alır, agırlar. Gelen misafirler tanıdık-tanımadık diye ayırt
edilmeksizin yedirilir, içirilir, asla para talep edilmez. En iyi yemekler, en güzel
yataklar misafirler için önceden hazırlanır (bkz. 2. Ek).
Kaynak kisi Osman Demirtola, “yabancıların genellikle daha önceki
yıllarda geldikleri eve geldiklerini, her sene geldiklerinde aynı evde kaldıkları
için ahbaplıkların ilerledigini, arada gelmedikleri yıl olursa ev sahibinden
sitemli sözler duyduklarını, bu sebeple çevre il, ilçe ve köylerde Zile halkının
konukseverliginin hâlâ konusulmakta oldugunu” anlatmıstır. Misafirlerin
yedirilip içirilip en iyi sekilde agırlanarak gönderilmesiyle halk, maddî gücünü
ispatlamıs olur, saygınlıgı artar. Misafiri memnun göndermenin “ev sahibinin
sanı” olacagı düsünülür.
insanların bir araya gelerek eglenmelerinde en
önemli problem masrafların nasıl karsılanacagıdır. Avrupa
bu problemi herkesin kendi masrafını ödemesi seklinde
belirlemistir. Dogu halkı ise gerek “ikram”, gerek “büyüklük”
anlayısı altında bu sekilde ödemelerden uzak durmustur
(Meriç, 2000:383).
Tanzimatla birlikte batılı gibi davranmanın modernlesme olarak
algılanmasıyla birlikte batı modeliyle degisime ugrayan birçok kültürel özellik
gibi agırlama-ikramlama da degisime ugramıstır. Yeni nesillerin is, tahsil gibi
sebeplerle baska sehirlere göçü sonucu kültürün nesilden nesile
aktarılamayısı ve modern kentlesme anlayısıyla geleneksel mimariyle
yapılmıs evlerden tasınılıp tek tip apartman dairelerinde yasanmaya
baslanması, küresellesme sonucu kaybedilen birçok kültürel özellik gibi
konukseverligi de erozyona ugratmıstır. Artık Zile’de de panayır zamanında
tanımadıgı insanı evinde yedirme yatırma gibi bir gelenek kalmamıstır, ancak
es, dost ve akrabaya gösterilen misafirperverlik henüz dönüsüme
ugramamıstır. 2006 panayırında gözlem ve inceleme yapmak için Zile’ye
gittigimizde, es, dost ve akrabaların özellikle Hüseyin Fisekçioglu, Hasan
Özerol ve Hüseyin Baspilavcı’nın evinde misafir edilip, agırlanısımız bu
gelenegin hâlâ yasatıldıgını göstermektedir.
Karayollarının ve ulasım araçlarının çogalması ve gelismesi panayıra
gelen bazı ziyaretçilerin konaklamadan dönmelerine yol açmıstır.
Panayırın açılısı da geleneksellesme sürecinde bazı folklorik degerler
tasır. Panayır, komitenin organize ettigi bir merasimle açılır. Açılısta bando
veya mehter takımı, bazen her ikisi de bulunur. 1968-69 yıllarında panayır
alanının girisine tak kurulmus ve açılıs bu taka baglanan kurdelenin
kesilmesiyle yapılmıstır (ZP 21 Ekim1969).
Panayır açılısları çogunlukla yörenin mülkî amiri ve belediye baskanı
tarafından yapılmaktadır. Bazı yıllar açılısa milletvekilleri de katılmıslardır.
Valinin açılısa katılması veya panayırı ziyaret etmesi her yıl çok önemsenmis,
yerel gazetelerde, valinin panayıra geldigi haberi çogunlukla sür manset
verilmis (ZP 22 Ekim 1963), valinin panayıra katılamamasının yarattıgı üzüntü
de özellikle vurgulanmıstır (ZP 23 Ekim 1968). Bu ziyaretle merkezî yönetimin
dikkatinin Zile üzerine çekilerek, Zile’nin tanıtımına, gelismesine bir katkı
saglaması düsünülmüs, panayır açılısı Zile’nin sorunlarını valiye iletmek ve
çesitli sözler almak için bir fırsat olarak degerlendirilmistir. Zile’nin çevre il ve
ilçelerle baglantı yollarının yapılması, su vb. temel ihtiyaçlarının giderilmesi
gibi konular, panayır vasıtasıyla sehre gelen valilere iletilmistir (ZP 18 Ekim
1966-10 Ekim 1967). Zile Turizm Dernegi temsilcileri, özellikle sehir dısından
gelen protokole sehrin önemli yerlerini gezdirmistir (ZP 22 Ekim 1963).
Böylece panayır vesilesiyle binlerce yıllık geçmisi olan sehrin tarihî ve kültürel
dokusuna da ilgi çekilmeye çalısılmıstır.
Hakan Karakete, Padisahım Çok Yasa! Osmanlı Devletinin Son Yüz
Yılında Merasimler kitabında “Osmanlı Devleti’nde merasimlerin iktidarın
kendini tanıtması ve halka ulasması için kullanıldıgını” anlatır (2004: 209-
210). Panayır, festival gibi törenler, bugün de yerel yönetimlerin kendini
tanıtması ve gücünü ortaya koyması için birer fırsat olarak görülmektedir.
Çünkü panayır, yerel yönetimlerin halkla bütünlesmesi, halkın da
yöneticilerine yakınlasması için ortam yaratmaktadır. Halk unutamadıgı bazı
panayır ve festivalleri düzenlendigi yılla degil, dönemin mahalli idare temsilcisi
kaymakam ve yerel yönetim temsilcisi belediye baskanları ile hatırlamaktadır.
Özellikle seçimle is basına gelen belediye baskanları için bu tür sosyo-kültürel
organizasyonlar önemli bir propaganda malzemesidir. Bu sebeple -ülke
bütününe hitap etmese de- yerel yönetimler için, festival, panayır gibi
organizasyonların siyasî islevi göz ardı edilmemelidir.

2. BÖLÜM

ZiLE PANAYIRI’NIN KÜLTÜREL YAPISININ ÇÖZÜMLEMESi

Panayırın geleneksel yapısını ortaya koyabilmek için, panayır bütünü
içerisinde yer alan folklor unsurlarını incelemek gerekir. Panayır eglenceleri
ve panayırda olusan alısveris kültürü incelenerek, panayırlar kültürel açıdan
çözümlenebilir.

1. GEÇMiSTEN GÜNÜMÜZE PANAYIR EGLENCELERi

Bu bölümde, panayır eglencelerini gruplandırıp çözümlemeye geçmeden
önce, panayır eglencelerinin islevlerini degerlendirmek uygun olacaktır.
Eglence, neseli ve hosça vakit geçirme sürecidir. Bos zamanları
degerlendirme etkinliklerine rekreasyon, turizme yönelik rekreasyon
etkinliklerine de animasyon denir (Hazar 2003: 8). Panayır eglenceleri,
belediyelerin organize ettigi kültürel rekreasyon etkinlikleridir.
Panayır ticarî organizasyondur, eglence de panayırın önemli ticarî
bölümlerinden biridir. Peter Burke, “halk kültürünün özellikle eglencelerin
ticarete dönüstürülmesininitalya’da 16. yy. dan,ingiltere’de 18. yy. dan
itibaren basladıgını” belirtir (1996: 279-280).
Panayır organizasyonlarında eglencelere yer vermenin asıl amacı ticareti
canlandırmaktır. Yapılan animasyonlar sayesinde panayıra sehir içinden ve
sehir dısından gelen ziyaretçi sayısında ve bu ziyaretçilerin konaklama
süresinde artıs olur. Böylece panayır, ticarî bir faaliyet olmakla birlikte, turizmi
hareketlendiren önemli bir kültür kaynagı hâline gelir.

Zile’de yasayanların ilkbaharla birlikte açık hava eglence hayatı baslar.
Ulukavak seyri, haziran basında Kısla seyri (bugünkü kiraz festivali),
temmuza dogru Gezir seyri, çarsamba günleri hanımların Agbaba gezileri bu
eglenceler arasında önemli yer tutar. Panayır, kıs mevsimine girmeden önceki
son ve en büyük eglencedir. Halkın sosyo-kültürel yapısı, yasam tarzı
eglencelerin seklini belirler. Halk, panayır eglencelerine dinî, ahlakî
degerlerinden dolayı daha çok pasif izleyici olarak katılırken, baharın
gelmesiyle yapılan seyirlerde ve kutlamalardaki bazı eglencelerin bizzat
içinde olur.
Panayır zamanı, hasat yorgunlugundaki çiftçilerin, hayvan yetistiricilerinin
kendilerini alısverise ve eglenceye adadıgı, üreticilikten tüketicilige geçtigi,
harcayarak mutlu oldugu bir zaman dilimidir.
Bu özelligiyle panayırlar, pek çok folklor unsurunu içinde barındıran
alısveris ve eglence ortamlarıdır. Hem Zile’de yasayanlar hem de çevre il, ilçe
ve köylerde yasayanlar için panayır, arzuyla beklenen bir dönemdir. Halkın
tekdüze yasantısına bir canlılık getirir. Ev ziyaretleri ve kahvehaneler dısında
ailece gidebilecegi baska eglencesi olmayan halk için, aksam panayıra gitmek
ayrı bir heyecan yaratmaktadır. Kaynak kisilerimizden Hüseyin Baspilavcı,
elektrigin olmadıgı veya kısıtlı verildigi kırk bes-ellili yıllarda fanuslarla
panayıra gidildigini belirtmistir. Daha sonraki yıllarda panayır alanına saat
22.00-23.00’e kadar elektrik verilmis, böylece panayırın aksam vakitlerinde
daha aktif faaliyet göstermesi saglanmıstır. Son yıllarda da basta televizyon
gibi eglence araçları olmasına ragmen aksamları panayırın daha canlı olması,
geçmisten gelen bir alıskanlık oldugunu düsündürmektedir.
Panayır eglencelerinin en önemli islevi rahatlamayı saglamasıdır. Metin
And, senlikleri, “kültür düzeninin ve baskılarının kaldırılması, geçici bir süre
için dizginlerinden bosalmıs bir enerji ve büyük bir savurganlıgın,
basıboslugun hüküm sürdügü bir toplu yasantı” olarak degerlendirir; bunu,
“buhar kazanındaki güvenlik süpabına benzeterek, sagaltıcı islevi” oldugunu

belirtir (1982: 1). Zile Panayırı’ndaki eglenceler de halk için bu islevi yerine
getiren önemli etkinliklerdendir.
Nebi Özdemir, “Eglence Kavramı ve Hıdırellez Kutlamaları” adlı
makalesinde Prof. Erik Barnauw’un eglencenin ticarî bir terim olusu ve
iletisimin islevlerinden biri hâline gelisiyle ilgili sözlerine yer vermektedir.
Colombia Üniversitesi, Dramatik Sanatlar Profesörü Erik Barnauw’un bu
sözleri söyledir:
Eglenceye karsı modern anlayıs ancak, sözlü
kültürden yazılı kültüre geçisle birlikte ortaya çıkmıstır.
Matbaanın ve kitle iletisim araçlarının (fotograf, ses kayıt,
sinema, radyo ve televizyon) ortaya çıkmasıyla birlikte
farklı dinleyici ve izleyici kitlelerine ulasılabildi. Bu durum
da aynı eglence yasantılarının genis ve farklı insan grupları
tarafından paylasılmasına olanak sagladı. Ulusal ve
uluslararası bir dinleyici ve izleyici kitlesinin yaratılması,
eglenceyi dünya ekonomisinin en önemli sektörlerinden biri
haline getirdi. Eglence, pazarlanabilir bir ticarî mal olarak
kabul edilmeye baslandı. Eglence, yayın, film ve televizyon
programı yapımı gibi diger pek çok gösterim türünü,
popüler müzik ve sporları içine alan bagımsız ve farklı bir
endüstri dalı hâline geldi. Artık günümüzde eglence,
yönetilebilir bagımsız branslarıyla pazarlanan ticarî bir
terimdir. Ayrıca eglence, iletisimin (bilgilendirici-haberler
gibi-, egitici, ikna edici-reklam gibi- ve propagandadan
sonraki) islevlerinden biri olarak kabul edilmeye baslandı
(Özdemir, 1999:37-38).
Özdemir, Barnauw’un bu tespitlerine ek olarak “bütün bu gelismelerin,
ekonomik yetersizlikler ve kentlesmenin de etkisiyle, ülkemiz gibi degisime
açık toplumlarda geleneksel eglence formları hızla bozulmaya veya yok
olmaya basladıgı” degerlendirmesini yapar (1999:38).
Geçmisten getirdigi kültürü günümüzde belli bir ölçüde hâlâ yasatan Zile
halkı, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçirdigi hızlı kültür degisiminden de
etkilenmistir. Zile Panayırı’nı sosyal ve kültürel açıdan inceledigimizde
kültürdeki degisimin panayıra dogrudan yansıdıgını görüyoruz.

Türk kültüründe bazı eglence unsurları geleneksellesmistir (bkz. izgi 1978;
And 1959). Cumhuriyet dönemi panayır ortamının çalgı ve sarkılarıyla müzik,
dans, spor, havai fisek gösterileri gibi eglence ögelerine baktıgımızda
geleneksel olanla modern olan yan yana kullanılmıstır. Mesela altmıslı yılların
panayır açılıslarında hem mehter müzigi hem de bando yer almaktadır. Son
elli yılda yapılan panayırlarda bir taraftan at yarısı, güres, cambaz, orta oyunu
gibi gelenege baglı halk sporları ve eglenceler devam ederken bir taraftan da
modern animasyonlar organize edilmektedir.
Panayır, halkın geçmisiyle bag kurabilmesi islevini de yerine getirir.
Panayır eglencelerinde de gördügümüz bu hızlı degisim sonucu, 2006
yılındaki panayırda at yarısı, güres, çadır tiyatroları gibi geleneksel
eglencelerin olmayısı, insanlarda geçmisiyle bag kuramadıgı için hayal
kırıklıgı yaratmakta, bu durum ise panayır geleneginin artık öldügü
düsüncesinin olusmasına ve geçmis panayırların özlemle anılmasına sebep
olmaktadır. Ancak gelenegi sadece geçmiste var olan unsurlarla
degerlendirmek ve panayır geleneginin bittigini düsünmek yanlıs olur.
Geçmisten günümüze aktarılan lunapark eglenceleri hem yaslılar hem de
gençler için deger tasıyan ortak panayır unsurlarıdır. Gelecegin
panayırlarında çaga uygun yeni animasyon tasarımlarının gerçeklesmesi,
yeni bir panayır gelenegi olusturacaktır. Böylece gelenek her zamanki
dinamizmiyle devam edecektir. Bugünün gelenegini geçmisten ve gelecekten
kopuk olarak degerlendirmek dogru olmasa gerektir.
Panayır eglencelerini degerlendirirken, hızlı gelisen eglence anlayısındaki
degisimi ortaya koymak mümkün olacaktır. “Tek tip kültür”e dogru giden
dünyada eglencelerin de giderek tek tiplesmeye baslaması, zamanla
geleneksel eglencelerdeki çesitliligi yok etmistir.
Zile Panayırı’nda binlerce yıldır Türk kültüründe var olan pazar ve eglence
anlayısının etkileri görülür. Bu bölümde öncelikle, halk sporları (at yarısları,

güres, cirit, deve güresi), geleneksel Türk tiyatrosu ve çadır tiyatrosu, âsıklık
gelenegi gibi panayırdaki geleneksel eglenceler ele alınacaktır.
Panayır eglencelerin önemli bir kısmını seyirlik spor karsılasmaları
olusturur. Halk sporları, Türk eglence kültürü içerisinde önemli bir yere
sahiptir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Osmanlılar zamanındaki senliklerde
güres, at yarısı, cirit ve deve güreslerinin yapıldıgı çesitli kaynaklarda
belirtilmektedir (izgi 1978: 29-31, And 1970: 5-7).
Halk sporları, Türk dünyasında da görülür. Manas Destanı’nda at yarısı,
güres, mızrak yarısı gibi yarısmalar, diger oyun ve eglenceler ile bu yarısların
sonunda verilen ödüllerden bahsedilir (Yıldız 1995: 420-435).
ister gelenekten gelsin, ister sonradan yapılmıs olsun kutlama ve
eglencelerde mutlaka yarısma ve ödül vardır. Panayırda yapılan geleneksel
yarısmalarda -haziran ayında yapılan Kiraz Festivali’ndeki yarısmaların
aksine- halk bizzat yarısmanın içinde olmaz seyirci konumundadır. Sonunda
ödül olan at yarısları ve güresler, Zile Panayırı’nın gelenekten getirdigi ve
Cumhuriyet döneminde de uzun yıllar devam ettirdigi önemli yarısmalarıdır.
At yarısı ve güreslere takdir edilen ikramiye ne
kadar fazla olursa, bu yarıslara katılım o kadar artmaktadır.
Böylece bu yarısmalar cazip hâle getirilerek misafirlerin
ilgisi artırılmaktadır. Ödül az oldugunda önemli bas
pehlivanlar ve at sahipleri katılmadıgı için yarısmalar sönük
geçmekte, bu da panayıra olan ilgiyi azaltmaktadır (DZ 11
Ekim 1954).
Güres ve at yarıslarından elde edilen hasılat, 1965 yılında Zile Köylerini
Kalkındırma Dernegine (ZP 5 Ekim 1965), 1967 yılında Zile Gençlik ve Spor
Kulübüne (ZP 13 Ekim 1967), 1969 yılında imam Hatip Okulu ve Toplum
Kalkındırma Dernegine (ZP 28 Ekim 1969) verilmistir.

Panayırlarda yapılan geleneksel eglencelerden bazılarının artık devam
etmedigini görüyoruz. Zile Panayırı’nda deve güresinin yapıldıgını
görüstügümüz Asım Turgut Yesiltan hatırlamaktadır. Ancak develerle seyahat
edildigini, deve kervanlarının geldigini pek çok kisi hatırlamasına ragmen
deve güreslerinin diger kaynak kisiler tarafından çok iyi hatırlanmaması
Cumhuriyet dönemi Zile Panayırı’nda deve güresinin geleneksellesmedigini
düsündürmektedir.
Özkan izgi, 981 tarihinde Sungimparatoru T’ai-tsung tarafından Uygurlara
yollanan elçi Wang Yen-te’nin seyahatnamesinde, “Uygurların festival ve
eglencelerinde atlara binerek ok attıklarını” yazdıgını belirtir (1978: 33). Cahit
Öztelli, Geleneksel Türk Sporları seminerinde, eski bir Türk oyunu oldugunu
belirttigi cirit oyununun, savas talimlerinden ortaya çıktıgını söyler (1976: 51).
Cirit, Cumhuriyet döneminde uzun yıllar devam etmesine ragmen, Zile
Panayırı’nda bugün artık yapılmayan bir ata sporudur9. Görüsülen kaynak
kisiler panayırda cirit oynatıldıgını çok iyi hatırlamaktadırlar. 1969 yılına kadar
panayırda cirit oynatıldıgına dair yerel gazetelerde bilgi vardır (ZP, 12 Ekim
1969). Enver Behnan Sapolyo, Ankara’da oynanan cirit oyununun dügün
ciridi, deri ciridi, ilkbahar ciridi diye üç çesidi oldugunu belirtir. Deri ciridi
hakkında yazdıkları söyledir:
Deri ciridi: Pazar yerinde ve panayırlarda oynanır.
Köylüler pazara mallarını getirirler. Bu malları sattıktan
sonra pazar yerinin meydanında delikanlılar ata binerek,
meydana çıkarlar. O köyün delikanlıları ile cirit oynarlar.
Cirit ile beraber pehlivan gürestirmek de âdettir. Buna “deri
ciridi” derler (1938:166).
Görülüyor ki, panayırlarda cirit oynatmak ve pehlivan güresleri yapmak,
sadece Zile’de degil, baska bölgelerde de görülen bir gelenektir.
9 Cirit oyununun geleneksellesme süreci ve bugünkü durumu hakkında Ertugrul Güleç’in “Geleneksel
Atlı Ciritçilik” kitabına bakılabilir (1998).

“Yigitlik oyunu olarak nitelenen güres, eglencelerin, dügünlerin ve
bayramların devamlı törenlerinden biri olmustur (Güven 1988: 52).” Türklerin
en eski ata sporu olan güresin Oguzlar, Göktürkler, Selçuklular ve Osmanlılar
zamanında yapıldıgı birçok çalısmada ortaya konulmustur (Arslan 1984: 1-5;
Basaran 1989: 3-7; Güven, 1992: 4-11; Öngel, 2001: 320-343). Osmanlı
döneminde de padisahlar güresi desteklemis, hatta birçok yerde pehlivan
tekkeleri kurdurmuslardır (Tan, 1976: 56).
Atıf Kahraman, on dokuzuncu yüzyılın son yarısının ortalarında güres
yarısması yapılan panayırların listesinde Zile Panayırı’nın adını da vermistir
(1995: 162).
Cumhuriyet döneminde de birçok il, ilçe ve köyde çesitli vesilelerle
güresler düzenlenmektedir. Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu
verilerine göre Türkiye’nin genelinde 1997 yılında 201, 1998 yılında 203 yaglı
güres müsabakası düzenlenmistir. (Türkiye Geleneksel Spor Dalları
Federasyonu 1997-1998 Faaliyet Raporu: 41-57) Zile Panayır Güresleri de bu
liste içerisinde mevcuttur.
Zile Panayırı’nda yapılan güreslerin, tam olarak hangi tarihte basladıgına
dair elimizde belge yoktur. Panayır güreslerinin baslangıcı, Zile Panayırı’nın
Tarihsel Süreç içerisindeki Degisim ve Dönüsümleri’nin incelendigi birinci
bölümde belirttildigi gibi, Türklerin Zile’yi fethiyle birlikte askerlerin zafer
kutlamaları amacıyla yaptıgı güreslere dayandırılmaktadır.
Zile Panayırı’nın en önemli eglenceleri arasında görülen güreslerin
geleneksel birçok özelligi vardır. Güreslerin geleneksel özelliklerinden birisi
güres agası seçilmesidir. Güresler, güres agaları tarafından finanse edilir.
Güresleri idare eden cazgır, önce güres agasını seçer. Agalık için toplanan
gönüllüler arasından iki sekilde seçim yapılır. Cazgıra ismini söyleyen aga
adayı ne kadar para verdigini belirtir, açık artırma usulü adayların geri
çekilmesiyle en fazla parayı veren aga olur. Aga seçiminde bir diger yöntem

söyledir: Saat kurulur, aga adayları ne kadar verdiklerini söylerler, saat
çaldıgında en yüksek son fiyatı kim verdiyse agalık onda kalır. Aga orada bir
koç kestirir ve herhangi bir kuruma (hastane, hapishane, as evi vb.) bagıslar.
Güres agası güresin bütün masraflarını karsılar. Maddî bir kazancı yoktur.
Agalık, gittigi her yerde, bulundugu her ortamda kisiye itibar kazandıran bir
durumdur. Üç yıl güres agalıgı yapmıs olan Dursun Erçetin, panayıra gelen
pehlivanları, esnafları aga olarak kendi otelinde (Murat Oteli) ücretsiz
agırladıgını, bu isi Belediyeye faydası oldugu ve kazandırdıgı itibar için zevkle
yaptıgını belirtmistir. Sponsor olan kisi, agalık sayesinde, kendi isminin ve
varsa is yerinin reklamını yapmıs olur.
Türkiye’de ilk kez bir hanımın, güres hanım agası olarak seçilmesi Zile
Panayırı’nda gerçeklesmistir. 1996 yılında Kırkpınar güres agası Hüseyin
Aksöz’ün esi Gülkız Aksöz, 600 milyon lira vererek güres hanım agası
seçilmistir (Gündem 17 Ekim 1996). Bölge halkı çogunlukla kapalı, erkek
egemen bir toplum olmasına ragmen bir hanımın güres agası olmasına
olumlu tepkiler vermistir. Gülkız Aksöz’ün hanım aga olması Zile panayır
güreslerine ilgiyi artırmıs, daha sonra baska bölgelerdeki güreslerde de
hanımların aga olmasının yolunu açmıstır.

Panayır eglencelerin bir çogu gibi güresler de yarı sözlü folklor ürünleridir.
Güresler baslayacagı zaman cazgır önce dua eder. Bu duada pehlivanların
piri kabul edilen Hz. Hamza ile birlikte eski tanınmıs pehlivanların adı söylenir.
Bu dua söyledir:

Allah Allah illallah!
Muhammet Resulullah!
Cümle enbiyaya salâvat!
Pîrimiz Hazreti Hazma!
iki pehlivan çıkmıs meydane
Tavırları birbirinden merdane
Bakmıyorlar ne saga ne sola
Allah’ın aslanı onlara yardımcı ola!
Pehlivan, pehlivan!
Alta düstüm diye yerinme!
Üste çıktım diye sevinme!
Altta isen hasmın sana künde atar.
Üstte isen kılçık var.
Kırım’dan gelir Tatar.
Tozu dumana katar.
Kündeye düseyim deme pehlivan
Hasmın manda olsan kaldırır, atar.
Pehlivan, pehlivan!
Engürü’de er yatır.
Osmancık’ta Sarı satır.
Er oglu er olan pehlivan
Pîr askına kısbet tasır. (Sertoglu 1986: 113)
Cazgır, güresecek pehlivanları manzum bir sekilde överek tanıtır ve güres
meydanına çagırır. Asagıdaki sözlerle güresleri baslatır:
Pehlivan, pehlivan!
Yaratmıs sizi Yaradan.
Her biriniz ayrı anadan, ayrı babadan.
Kiminiz Rumeli, kiminiz Anadolu’dan!
Ak koyun, kara koyun,
Kimi ak, kimi kara.
Ben çekiliyorum aranızdan,
Hazreti Hazma sizleri kayıra. (Sertoglu 1986: 91)

Bas, basaltı, orta ve deste gruplarında veya deste, büyük ayak, büyük
orta, bas, küçük ayak, küçük orta ve basaltı olmak üzere yedi kategoride
güresler yapılır. Her gruptan birincilere, ikincilere bazı yıllar da üçüncülere
para ödülü verilir.
Zile Panayırı güreslerine, isimleri ibrahim Bozdag’dan ögrenilen pek çok
baspehlivan katılmıstır. Sivaslı Sicimoglu, Kızılcıklı Mahmut Pehlivan,
Hasbekli Mahmut Pehlivan, Cumhuriyet’ten önceki panayır güreslerine katılan
baspehlivanlardandır. 1930 yılından itibaren katılan baspehlivanların adları
ise söyledir: Bandırmalı Kara Ali Acar, Ordulu Mustafa, Düzceli Çolak ismail,
izmitli Sezai Kanmaz, Samsunlu ibrahim Karabacak, Muglalı ibrahim Güçlü,
Balıkesirli ibrahim Gümüs, Balıkesirli Saffet Kayalı, Hataylı Recep Kılıç,
Bandırmalı Sabri Acar, Karamürselli Ahmet Tasçı, Dünya Avrupa Olimpiyat
Sampiyonu Mahmut Demir, Olimpiyat Sampiyonu Mustafa Dagıstanlı, Avrupa

Sampiyonu Hasan Sevinç, Olimpiyat ikincisi Vehbi Akdag, Dünya ikincisi
Mehmet Uzun, Dünya ikincisi Mehmet Türkkaya, Avrupa Sampiyonu Resit
Karabacak, Olimpiyat Üçüncüsü Ayhan Taskın, Dünya ikincisi ismail Temiz,
Avrupa ikincisi Hayri Polat, Akdeniz Oyunları Sampiyonu Halil Aras, Yünlülü
Hamdi Pehlivan, Üçköylü Sefer Koç Pehlivan, Karabalçıklı Haydar Pehlivan,
Kırkpınar ikincisi Abdullah Ersoy, Kırkpınar ikincisi Kadir Birlik, Kırkpınar
ikincisi Mehmet Yılmaz Cino, Millî Güresçi Vedat Ergin.
1997 yılında Zile Panayır Güreslerine tanınmıs güresçiler (Savas Yıldırım,
Hamza Yerlikaya, Ayhan Taskın)le birlikte Kırkpınar bas cazgırı Sükrü
Kayabas da katılmıstır (ZP 26 Eylül 1997).

Güresçiler, Zile Panayırı karakucak ve yaglı güreslerinde, bütün
geleneksel güreslerde oldugu gibi kispet giyerler. “Bugün yaglı
güresçilerimizin giydikleri kispeti, iskit Türklerine ait bir kemikten avadanlık
üzerine islenen güresçi figüründe görmek mümkündür.” (Basaran 1989: 3)
Müzik, eglencelerin vazgeçilmez unsurudur. Gürese de davul zurna eslik
eder. Davul zurna Türk kültüründe savası da hatırlatan sembollerdir. Güven,
“cenk ve daglı havaları çalan davul zurnanın eski kahramanlık günlerini
hatırlatarak hem pehlivana hem de seyirciye heyecan ve cosku verdigi”ni ve
“bu güres havalarının yörelere göre farklı makamlarda oldugu”nu belirtir
(Güven 1992: 15-16).
Güresler önceden Zile kalesinde, daha sonra sehir stadyumunda
yapılmıstır. Güreslerin ve at yarıslarının yapılacagı mekânlar bayraklarla
süslenmistir.
1980 ihtilâlinin ardından gelen birkaç yıl, panayır düzenli yapılmamıs,
yapılan panayırlarda da güreslere yer verilmemistir. 1985’ten itibaren güresler
tekrar yapılmaya baslanmıstır (ZP 3 Ekim 1985). Zile Belediyesi Güresihtisas
Kulübü, Antrenör ibrahim Bozdag’ın çalısmalarıyla pek çok güresçi yetistirmis,

yetistirmeye de devam etmektedir. Bu sayede Zile’de güres, ilgi gören bir spor
olmaya devam etmektedir. Bu ilgi, Zile Panayır Güresleri’nin devamlılıgını
saglamaktadır.
Eskiden güresçiler nam almak için güresirlerdi. Bunun karsılıgında bedelini
alırlardı. Ancak nam almak günümüzde artık yeterince para etmemekte,
güreslerin ekonomik kazancı giderek azalmaktadır. Bu durum sonucunda Zile
Panayırı’nda güresçilerin, kendi aralarında gayrî resmî anlasmalı güresler
yapmaya baslaması yerel yönetimi rahatsız etmistir. Yerel yönetim, sporun
gerektigi gibi algılanmamasının geleneksel güreslere zarar verecegi
endisesini duymus ve 2006 yılında yapılan panayırda güreslere yer
vermemistir. Panayır alanında yapılan bire bir görüsmelerde ve ankette,
halkın güreslerin yapılmayısından duydugu üzüntü ve hissettigi hayal kırıklıgı
gözlenmistir. Belli bir yasın üzerindekiler, eski panayırlardaki at yarısı ve
güresleri hasretle aramakta, yeni nesil, at yarıslarını hatırlamadıgı için
güreslerin mutlaka düzenlenmesini istemektedir. Zileliler için güresle panayır
adeta özdeslesmistir. Yerel yönetimin bu konudaki hassasiyeti anlasılır
olmasına ragmen, panayır güreslerinin halkın geçmisi ve kültürüyle bag
kurma islevi de göz ardı edilmemelidir. Gerek yönetim gerekse halk için
rahatsızlık veren bu durum, panayır güreslerinin bölgede yetisen güresçilerle
devam ettirilmesiyle asılabilir.
Zile Panayırı’nda gelenekselleserek uzun yıllar devam etmis olan bir diger
ata sporu da at yarıslarıdır.
Nevin Meriç, “Osmanlıda Gündelik Hayatın Degisimi”ni inceledigi
eserinde, “at yarıslarının ilk olarak Birinci Dünya Savası’ndan önce
istanbul’da kurulan sipahi ocagı tarafından düzenlendigini” (2000:388)
belirtmektedir. Meriç’in, istanbul’da baslayan batılı tarzda hayata ayak
uydurma gayretinde olan “modern” halkın izledigi, bugünkü hipodromlarda
yapılan bahisli at yarıslarının ilkini kastetmis olması kuvvetle muhtemeldir.
Çünkü Türkiye’nin birçok büyük ilinde bile at yarısları yapılmazken, küçük bir

ilçe olan Zile’de 1980’li yıllara kadar yapılan at yarıslarının panayır gelenekleri
içerisinde çok daha önceye dayanmıs olması mümkündür.
Türkler at yetistirmeye ve binicilige önem vermislerdir (Sümer 1967:396-
397). Ali Abbas Çınar, Divan-ı Lügati’t-Türk’te at kültürünü inceledigi
çalısmasında, Türkler tarafından 11. yüzyılda yabanî hayvanların
evcillestirildigini, atlı oyun ve yarısların yapıldıgını bu yarısların ödüllü
oldugunu ve yigitlik gösterisi olarak yapıldıgını belirtmistir (1996: 209-210).
Panayırda yapılan at yarısları ve yarıslarda verilen ödüller hakkında eski
yarıs atı sahiplerinden Mustafa Üstünçelik (Ganioglu) kosuların, tay kosusu,
belediye kosusu, panayır kosusu, mukavemet kosusu olmak üzere dört
kategoride tertiplendigini; Ahmet Kacamer (Külaflar) de 1000, 1500, 3000 ve
5000 gibi mesafelerde kosular düzenlendigini belirtmislerdir. Para ödülleri
dısında her kosunun birincisine gümüsten yapılmıs, “Panayır Hatırası
Madalyası” verilmistir (ZP 17 Ekim 1975).
Altmıslı yıllarda at yarısları, simdiki sehir stadının kuzeyinde, panayırın
yanında yapılmıs, protokol çadırları tepeye kurulmustur (Altındal 2000: 59).
Çevre köylerden at ve esek arabası daha sonraki dönemlerde traktörlerle
gelenler ile sehirden at yarısı izlemeye gidenler, açık havada yapılan diger
mesire eglenceleri gibi günlük yiyecegini, içecegini yanına alıp piknik
yapmıslar, ortam “bayram yeri” havasına dönmüstür (bkz.2. Ek).
Müzik, güreste oldugu gibi at yarıslarında da vazgeçilmez unsurdur.
Sepetçioglu, görüsmemizde güresteki müzik unsurunu, “yarıslara bir iki
zurnacı ile üç dört tane davulcu eslik ederek yarıs havaları çalarlardı, atların
süratine göre zurna ve davul esligindeki müzik de hızlanıp yavaslardı.” diye
anlatmıstır.
Yarıs atlarına süslü örtüler örtülerek yarıs alanına götürülmekte, kazanan
at yine süslenerek sehrin içinde gezdirilmekte, at sahibi Zile’den ise yarıs

alanından neseli bir kalabalık ve davul zurna veya bando esliginde evine
getirilmektedir (bkz. 2. Ek).
Bölgede Çopur’un atı o kadar meshurdur ki bugün bile hâlâ kullanılan bazı
atasözü ve deyimlerin dogmasına sebep olmustur. Çopurun atının yarıs
kazanamadıgı dönemlerde “Çopur’un atı gibi nal toplamak” deyimi ortaya
çıkmıstır. Çok çabalamak anlamında “Çopur’un atı gibi kosmak” da
deyimlesmistir.
Unutulmayan meshur atlardan biri de Alceylan’dır. Sepetçioglu Alceylan’ı,
“Çevre yerlesim alanlarının en ünlü atları yarıs için gelirdi. Alceylan adındaki
alnı yıldız akıtmalı, dört ayagı sekili al at bütün yarısları kazanırdı, birincilerin
birincisi olurdu. Bizim düslerimizin en alımlı süsüydü (1999:173)” diye
anlatmıstır. Kendisiyle görüstügümüzde de Alceylan’ın öldügü için yarıslara
gelmedigi sene herkesin üzüldügünü ilâve etmisti.
Antep’ten izmir’e kadar en meshur yarıs atları Zile Panayırı’nda yarısmak
için gelmislerdir. Bunun yanında Zile’de de yarıs atı besleyenler vardır. Ahmet
Divriklioglu, Bekir Altındal ve Hüseyin Fisekçioglu’nun hatırladıgı Zile’de yarıs
atı besleyenlerin isimleri sunlardır: Ganioglu Mustafa (Üstünçelik) Külafların
Ahmet, Derebasızade Çopur Mahmut Efendi, Karabacagın Mustafa, Bakırcı
Ali, Lastikçi Osman Balaban, Papaklı Rüstü Arık, Mustafa Toprak, Kepezli
Sükrü Tasdemir, Tahsildar Kani Döker, Bıdıcıoglu’nun Ali Rıza, Hamit
Tokuçcuoglu. Bu kisilerin bazıları sadece at beslerken bazıları seyis ve
jokeyligini de kendisi yapmıstır.
At kosuları, çevrede kosu atının bulunmaması sebebiyle, 1981 yılı panayır
programına alınmamıstır (ZP 6 Ekim 1977). Büyük sehirlerde hipodromların
açılmasıyla at yarıslarının bir ata sporu olarak görülmesinden ziyade büyük
paraların döndügü bahisli oyunlar grubuna girmesi, böylece degerli atların
panayıra getirilmemesi ve Zile’de de at yetistiren kimsenin kalmaması
sebebiyle artık panayırda at yarısları düzenlenmemektedir.

Halk sporları kadar panayırın en ilgi çeken diger geleneksel eglenceleri ise
geleneksel Türk tiyatrosu ve çadır tiyatrosudur.
Geleneksel tiyatro, Türk eglence kültürü içerisinde önemli yer tutan,
kökeni çok eskiye dayanan kültür degerlerimizdendir. Özkan izgi, “Hunlar,
Göktükler ve Uygurlar’da Geleneksel Festival ve Eglenceler”i incelerken,
Wang Yen-te seyahatnamesini kaynak göstererek merasimlerde aktörler
tarafından gece oynanan bir oyundan bahseder (1978: 36). Refik Ahmet
Sevengil de Eski Türklerde Dram San’atını inceledigi eserinde, geleneksel
tiyatronun kökenlerini eski dinî ayinlere kadar götürür (1969. 4). Ancak gerek
Sevengil’in çalısmasında gerekse diger çalısmalarda daha çok saray
eglenceleri ele alınmıs, halk arasında dügün, panayır gibi ortamlardaki
eglencelerin geçmis dönemleri çok fazla incelenmemistir.
Sepetçioglu görüsmemizde, çocukluk yıllarının (otuzlu yıllar olmalı)
panayırlarında, o dönemin dügünlerinde de oynanan Degirmenci Oyunu gibi
köy seyirlik oyunlarını seyrettigini aktarmıstır.
Görüsülen kaynak kisilerden yalnızca biri panayıra Karagöz’ün de
geldigini belirtmistir. Fisekçioglu da Panayır Destanı’nda “Karagöz’ün geldigini
söylerler ama biz o vakitlere yetisemedik” der, ancak kahvelerde meddah
seyrettiklerini belirtir. Çok fazla Karagöz hatırlayan olmaması ya Karagöz’ün
sadece birkaç kez geldigini ya da orta oyunu kahramanlarının Karagöz
kahramanlarıyla karıstırıldıgını düsündürmektedir. Çünkü Karagöz büyük
sehirlerin saray ve konak eglencelerindendir. Gerçi, Hayrettin Altıok, “tiyatro
kumpanyalarıyla tasraya çıktıgı vakitler, bir kahveye kurdugu perdede iki üç
aksam Karagöz oynattıgını” (1943: 11) anlatmıstır. Görülüyor ki, Osmanlı
Devleti’nde kent tiyatrosu olarak bilinen orta oyunu, karagöz ve meddahın
panayır sayesinde Zile’ye de gelmis olması mümkündür.

Geleneksel Türk Tiyatrosu, Osmanlı dönemi panayırlarından Cumhuriyet
dönemi panayırlarına aktarılan geleneklerdendir. Cumhuriyet döneminde bilim
ve teknolojinin hızla gelismesi geleneksel Türk tiyatrosuna, özellikle köy
seyirlik oyunlarına olan ilgiyi azaltmıstır. Nebi Özdemir, geleneksel Türk
tiyatrosunun 20. yüzyılda bilim ve teknoloji karsısında yok olusu veya
günümüzdeki baglama göre yeniden yorumlanmasını inceledigi makalesinde
bu oyunlara ilginin azalmasını söyle degerlendirir:
Bilimsel ve teknolojik gelismeler baglamında kırsal
bölge insanının yasam tarzı ve üretim biçimi degismistir.
Bu durumda islevselligini yitiren ve dolayısıyla talep
edilmeyen, basta ritüeller olmak üzere geleneksel kültürün
çesitli unsurları ya biçim-amaç degistirmis ya da yok
olmustur.islevini yitiren bu tür ritüeller ve ritüelistik oyunlar,
eglence ortamlarının birer aracı olarak bir süre daha
yasadıktan sonra, eglence araçları/ortamlarındaki
gelismenin ve çesitlenmenin dogal sonucu olarak toplumda
meydana gelen talep degisikliginin de etkisiyle yok
olmuslardır (2001:126).
Tanzimat’ın etkisiyle, geleneksel tiyatro yerini büyük sehirlerde Batı tarzı
tiyatrolara, tasrada ise gezici çadır tiyatrolarına bırakmıstır. Hisseli istanbul,
Büyük Tiyatro, Babus ve Semiramis Zile Panayırı’na geldigi hatırlanan gezici
tiyatrolardır (bkz. 2c Ek). Zile Panayırı’ndaki gece eglenceleri arasında önemli
yer tutan çadır tiyatrolarının fazlaca ragbet görmesi geleneksel Türk
tiyatrosuna olan ilgiyi azaltmıstır, ancak bu kumpanyalarda orta oyunu ve
meddah unsurları tamamen yok olmamıstır.

Panayır yerine kurulan tiyatro çadırının kapısında çıgırtkanların, seyirci
çagırmak için seslenisleri gibi sözel veya davranısa dayalı birçok folklor
unsurunu bu çadırlarda görebiliriz (bkz. 5. Ek).

Kooooooos vatandas kos,
Durma yanas
Durma yanas…
Ayakta durma, ayaktan olursun;
Gözle bakma, gözden olursun.
Bir bilet al,
içeri dal…
Kooooooos vatandas, kos..
Ön arka iki lira!
Basıbozuk,asker,
Talebe, genç,
Kız, kadın, çoluk, çocuk, ihtiyar…
Ön arka, iki lira…(Onur, 1966:12)

Çadır tiyatrosunda, bir erkek ve bir kadın sanatçı karsılıklı düet yaparlar;
kantocular sarkı söyler ve dans ederler; ana karakterin “komik” oldugu iki
perdelik orta oyunu benzeri oyunlar oynanır. Gezici tiyatrocuların oynadıgı
oyunlar, modern tiyatro metinleri degildir, kendi kurguladıkları farslardır,
bunlar ramazandaki direkler arası eglenceleri andıran eglencelerdir. Ancak
zamanla bu eglencelerde erotizm ön plana çıkmıstır.
Türkiye’de Çadır Tiyatrosu, daha açık saçık dans gösterilerine ve kaba
güldürülere dayanan bir çesit gezici varyete için kullanılır (Çalısırlar
1995:137). Özdemir, çadır tiyatrolarındaki ‘aç aç’lı gösterilerin Türk halk
eglencelerinin özellikle eril nitelik tasıyanlarının erotik boyutunu ortaya
koydugunu, bu nedenle, erotik gösteri ya da ögelerin Türk halk eglencelerinin
yapısal unsurlarından biri olarak kabul edilip incelenmesi gerektigini
belirtmektedir (2005:302).
Çadır tiyatrolarının ortamı, çalısanların ve seyircilerin davranısları ve
psikolojileri hakkında, Ali Çamlıca’nın Panayır Tiyatrosu yazısı ve Necmi
Onur’un 1966 yılında yayınlanan Çadır Tiyatrosu röportajı bize bilgi
vermektedir (Çamlıca,1943; Onur,1966). Onur, çadır tiyatrosu ile modern
sahne tiyatrosunu karsılastırdıgı bu çalısmasında “tiyatro kelimesinin
içerisindeki “toplum faydası”, “toplumu egitme” mânasının, çadır tiyatrolarında
tamamıyla ters yönde inkisaf ettigini; modern tiyatrolarda ögrenme ve
ögretme oldugunu, çadır tiyatrolarında ise cinsellik ön plana çıktıgı için sanat
degerinin bulunmadıgını” düsünmektedir (1966:77-78). Onur’un
gözlemlerinden anlasılmaktadır ki, çadır tiyatrolarının erotizm agırlıklı

olmasında, talebin bu sekilde olmasının etkisi vardır. Seyirci, çadır
tiyatrosunda sergilenen sanat degeri olan herhangi bir gösteriyi bile, içinde
bulabilecekleri erotizm için seyretmektedir.
Çadır tiyatrolarındaki oyunlar, uzun yıllar ailece seyredilmistir. Ortaylı,
festival ve karnavalları degerlendirirken, “bizim kentlerimizde kadınlarla
erkeklerin belli merkezler dısında henüz beraber yasamadıgını, hukukî
baglarla birlikte olanların günün az kısmını bir arada geçirdigini, festival ve
karnavalın, kadının ve erkegin, hayatın her safhasını birlikte yasadıkları
mekânlar ve zamanlara ait bir olgu oldugunu, bu sebeple festival ve
karnavalların bizim kentlerimizde görülmedigini” belirtmistir (2004:117).
Ortaylı’ nın belirttigi Batılı anlamdaki festival ve karnavallar bizim
kentlerimizde henüz yaygınlasmamıstır; ancak, gelenegimizde var olan
panayırlar, günlük hayatta çok fazla bir arada olmayan kadınla erkegi belli
ölçülerde bir araya getirmektedir.
Sepetçioglu, yaptıgımız görüsmede, ellili yıllara kadar çadır tiyatrosuna
ailece gidildigini, hanımların bir tarafta, erkeklerin bir tarafta oturdugunu, belli
bir yasa kadar olan erkek çocuklarının, ailenin kadınlarına eslik etsin diye
hanımlar tarafına oturtuldugunu ve bu çadırlarda gayrî ahlâkî bir durumun
olmadıgını anlatmıstır. Lunapark, at yarısı ve güreslerin yapıldıgı meydanlar
kadın ve erkegi aynı eglence mekânında bulusturmasına ragmen ellili
yıllardan itibaren kadınların çadır tiyatrosuna gitmesi hos karsılanmamıstır.
Kaynak kisi Nefise Bulgurcuoglu, bir çocukluk hatırasında, “1960’lı yılarda
izmir’den gelen bir hanım misafirin zorlaması ile sadece kadınlar olarak çadır
tiyatrosuna gittiklerini, annesinin dansözler çıkınca çok utandıgını ve
babasının durumu ögrendiginde kızmasından çok korktugunu, babasının
misafire saygısızlık etmemek için çok sert tepki vermedigini ancak durumu
‘Zile’de çıgır açma’ olarak degerlendirdigini” anlatmıstır. Bir ara bu tiyatrolar
gündüz bayanlar, aksam erkekler için yapılmıs, ancak daha sonra, tiyatro
(halkın ifadesiyle tiyatoru) çadırı, kadınlar için, yanına yaklasılması yasak, içi
merak uyandırıcı seylerle dolu bir mekân olmustur. Kadınları çadır tiyatrosuna

götürmemelerinin sebebi, kantodan dansöze geçis sürecinde sanatçıların
kıyafet ve davranıslarındaki degisimin, kadınların ahlakî degerlerini
bozabilecegi endisesi olsa gerektir. Nitekim, dönemin meshur dansözleri
Aysel Tanju, Semiramis, Hülya Babus, Nana, Nigar Uluerer’in gelisi hâlâ
heyecanla anlatılır. Bölgedeki “kapalı ve erkek egemen” yasamın sonucu
olarak kendi ailelerindeki kadınların bu çadırlara götürülmemesinde folklorun
“degerlere, toplum kurumlarına ve törelere destek verme” islevi görülür.
Ancak erkeklerin tek baslarına bu çadırlarda eglenmeleri, “toplumsal ve kisisel
baskılardan kurtulmak için bir kaçıp kurtulma mekanizması”dır. Genel olarak
Türk toplumunda kadın için namus meselesi olarak algılanan bu davranıslar,
erkegin özgürlük alanı içerisinde görülmektedir. Hatta panayır, âsık gençlerin
uzaktan da olsa birbirlerini görmeleri, nisanlıların beraberce dısarı
çıkabilmeleri için büyük bir fırsat olmasına ragmen, Zile’de yapılan diger
mesire eglencelerinin aksine, panayırda begenilen kız makbul görülmez;
bunun için halk arasında, “Karanlıkta bez, panayırda (bayramda) kız
begenilmez” denir.
Yetmisli yıllardan itibaren televizyonun yaygınlasmasıyla, her türlü eglence
eve kadar girmis, böylece sanatçılara duyulan merak giderildigi için çadır
tiyatroları da cazibesini kaybetmistir.
Halka ve tüfek attırılan bölümlerde erkek müsterinin ilgisini çekmek için
genç ve güzel hanımlar çalıstırılır. Henüz televizyon dünyasının olmadıgı
zamanlarda dahi, kadının reklam malzemesi olarak kullanıldıgı görülmektedir.
Bu bölümlerde ve çadır tiyatrosunda, “öteki”ne duyulan merak ve ilginin
giderilmesi için kadın cinselligi ön plana çıkarılmıstır. 2006 yılında panayır
ortamında yaptıgımız ankette katılımcılardan unutamadıkları bir panayır
hatırası yazmaları istenmistir. Bu hatıralar arasında, çadırlara gelen kızlara
duyulan ilgi hatta ask dile getirilmistir. Sürekli maniler söyleyerek konusan
“Yetim Mehmet emmi”ye “Sizin zamanınızda panayırda neler vardı?” diye
sordugumuzda verdigi cevap, çadırlardaki kızlara duyulan ilgiyi de özetler
mahiyettedir.

Panayırda,
Ayva da var nar da var
Dag basında kar da var
Yarı yarıya kâr da var
Elâ gözlü yâr da var
Bu asklar, Hulusi Serezli’ nin panayır ortamını anlattıgı anılarında da
görülmektedir.
Her yıl en az iki-üç yüz kisilik birkaç tane çadır
tiyatrosu kurulurdu. Bunlar gün boyu bayan matineleri
yapardı. Erkekler tiyatroya genelde aksamları giderdi. Bu
tiyatroların genis sanatçı kadrolarında Türkiye’nin tanınmıs
ses ve saz sanatçıları olurdu. Televizyonun olmadıgı o
dönemde turneye çıkan sanatçıların hiçbiri Zile Panayırını
kaçırmazdı. Bu kalabalıklar onlar için bulunmaz bir fırsat
idi. Bu gün bile isimleri hatırlarda olan Aysel Tanju,
Semiramis, Hülya Babus, Nana gibi dansözler Zile
panayırın bas sanatçıları, Orta oyununun unutulmaz ustası
ismail Dümbüllü ise müdavimlerindendi. Çocuklara yönelik
kukla gösterileri her zaman ilgi ile izlenirdi. Aksamları
ismail Dümbülünün çadırından yükselen kahkaha seslerine
Cambaz Boncuk’un “ Oy dingala dingala, kömürü de
koydum mangala” sarkısı karısırdı, Erkeklerin doldurdugu
dansözlü çadır tiyatrolarından yükselen aç, aç nidalarını
Üçkardes üstüvanesinin motosikletlerinin sesi bastırırdı.
Panayır sırasında çok sayıda genç gösteri için gelen
sanatçılara, satıcılık yapan kızlara veya sigaralara kasnak
attıran genç kadınlara asık olur, gelecek yıl onun gelmesini
özlemle beklerdi
(http://zileplatformu.com/page2.aspx eski panayır).
Panayırın bu bölümlerinde çalıstırılan kadınların bazıları Çingenelerdir.
Peter Burke, “Yeniçag Basında Avrupa Halk Kültürü”nü inceledigi
çalısmasında çingeneleri söyle anlatır: “Avrupa’da 15. yüzyılda ortaya çıktılar.
16. ve 17. yüzyıllarda bugün bilinen meslekleriyle tanınmıslardı. Erkekler
kalaycı, at egiticisi, ayı oynatıcısı ve müzisyendi; kadınlar ise dans eder ve
avuç içlerinden gelecegi okurlardı.” (1996: 65). Çingeneler, Avrupa
festivallerinde oldugu gibi, Zile Panayırı’nda da eglencelerin önemli

aktörleridir. Bekir Aksoy, gezici olmayıp sürekli Zile’de yasayan seksenli
yılların sonuna kadar dügünlerin vazgeçilmez çalgıcıları “Cingit Cemile” esi
“Osman” ve kızı “Leyla”nın da panayırlardaki çadır eglencelerinde gelen
sanatçılara sazlarıyla eslik ettiklerini aktarmıstır.
Bu tip çadır eglencelerinin, insanların gevseyip rahatlamalarını sagladıgı
için “hos vakit geçirme ve eglenme” islevi vardır.
Pek çok senligin bas aktörleri cambazlardır (bkz. And,1967). Cambazların
gösterileri, panayırdaki geleneksel eglenceler arasında önemli yer tutar.
Cambazlar gösterilerini hem açık mekânlarda hem de kapalı mekânlarda
yaparlar. Tahta bacaklı cambaz, sehrin içerisinde gezerek çoluk çocuk bütün
halkın ilgisini çeker, Boncuk adlı saf palyaço da ona eslik eder. Bu asıl
gösterinin reklamı ve ilanı içindir. Asıl gösteri, panayır yerindeki
cambazhanede olur. Cambazhanede ip cambazlarının gösterileri en
heyecanlı bölümü olusturur. Cambaz ip üzerinde elinde terazi çubuguyla
gözleri baglı olarak yürür, teneke içerisine oturarak ip üzerinde kayar hatta ip
üstünde namaz kılıp, kurban (hayvan) keserek gösterisini sunar. ip
cambazından sonra bir orta oyunu havası içerisinde zenne, Boncuk ve ona
akıl veren kisinin karsılıklı oyunları sunulur ve ardından pehlivan çesitli
akrobasi hareketleriyle kolunda sarılı zincirleri kırarak gösteri yapar, en son
olarak para toplanır (bkz. 2. Ek)
Sihirbaz gösterileri panayırın en ilgi çekici bölümlerindendir. Dünyaca
ünlü sihirbaz Zati Sungur, pek çok kez gösteri için Zile Panayırı’na gelmistir
(Sepetçioglu 1999: 173). Sihirbaz gösterilerini Batı’dan bize geçtigi için
modern eglenceler kısmında degerlendirmis olmamıza ragmen, Metin And
hokkabazlıgı, “bir yandan el çabuklugu, göz boyacılıgı gibi hüner gösterisi, öte
yandan da usta ile yamagı arasında uzun, güldürücü söylesmeler olması
bakımından Karagöz gibi, Orta Oyunu gibi eski, sözlü seyirlik oyunlarımız”
içinde degerlendirmistir (1961: 21)

Panayır yerinde ayrıca falcılar, üç kagıtçılar, kader çektiriciler, tüfek
ve kasnak attıranlar vardır. Panayır eglenceleri içerisinde ilgi çeken kumar,
küçük bir grubun mutlulugunu saglarken, büyük bir çogunlugu da mutsuz
etmektedir. Gerek kazanacagı ümidiyle oynayıp kaybedenler gerekse onların
aileleri mutsuz olmaktadır. Özellikle delikanlılık çagında çocukları olan aileler,
kendi ahlakî degerlerine ters olan kumarın yaygınlasmasından sikâyetçidirler.
Zile, geçmisten günümüze âsıklık geleneginin yasatıldıgı bir sehirdir.
Talibî, Kâtibî Ceyhunî, Kemterî, Fedaî, Kâmilî, Âsık Mümin, Seyyid Dervis,
Sefil Edna, Âsık Murtaza, Sadık Doganay gibi döneminin pek çok güçlü âsıgı,
Zile ve köylerinde yetismistir.
Zileli âsıklar üzerine ilk çalısmaları yapmıs olan Cahit Öztelli, Zile’li Sairler
kitabının önsözünde, Zile’ de çok eskiden beri bir an’ane hâlinde her yılın
sonbaharında bir hafta süren bir panayır kuruldugunu; aksam olunca dısardan
gelenlerin hanlara, zengin “oda”larına misafir edildigini; bu arada seyahate
çıkan sairlerle yerli sairler arasında kahvelerde, konaklarda karsılasmalar
oldugunu belirtmistir (1944: 5).
Arastırmalar sonucunda görülmüstür ki, Zile de, bazı kahvelere zaman
zaman âsıkların gelmesine ragmen, âsıkların her zaman gelip, çalıp söyledigi
bir âsıklar kahvesi mevcut degildir.
Çakırçalı köyünden Âsık Katibî’nin torunu Âsık Ali Kurt,1956 veya 57
yılının Zile Panayırı’nda bir kahve kiralayarak bir hafta boyunca çalıp
söylemistir. Bekir Altındal’ın yaptıgı görüsmede Kurt, sunları anlatır:
1956 senesi olsa gerek. Panayır zamanı Kangal'ın
Mamas (Sogukpınar) Köyü'nden Abidin Güzel, klârnetçi Ali
Fırtına ve darbukacıyı getirdim. Onları önceden
tanıyordum. Abidin'in sazı birez kısaydı emme elini sese
uydurur, güzel çagırırdı. Zile'de Çekerek Caddesi'nde, eski
garaja varmadan karsı sırada Faruk'un kayfe vardı. Orayı
kiraladım. Zile Paneyiri (panayır) eskiden müthis olur,
çadırlar dolardı.

Biz programa baslayınca millet paneyire çadırlara
gitmiyor, kapı, baca, caddeler doluyor. Sonra çadırlar bizi
sikayet etmis komisere. 'Biz o kadar para yatırdık
Belediye'ye, bunlar geldiler bizim ekmegimize mâni oldular,
bize kimse gelmiyor.' diye. Komiser de onlara 'Onlar da
para yatırdılar, ne yapalım, demek ki onlar sizden üstün ki
kimse gelmiyor.' demis. Sekiz gün her aksanı çaldık,
çıgırdık (Altındal, 2004: 26-30).
Çakırçalı köyünde ziyaret ettigimiz Âsık Ali Kurt, daha önce Zile
Panayırı’nda bu sekilde bir gösteri yapılmadıgını, daha sonra da yapıldıgını
duymadıgını, kendisinin de panayırda sadece bir kez çalıp söyledigini
belirtmistir.
Fisekçioglu, Panayır Destanı’nda asık atısmalarından ve okunduktan
sonra parayla satılan destanlardan bahsetmistir (bkz. 2. Ek). Terzi Arif, gelen
âsıkları ve atısmalarını Erzurumlu Çayevinde dinledigini söylemistir.
Erzurumlu Çayevi sahibi Ahmet Çaglar bu bilgiyi onaylamıs, ancak çok
yaslandıgı için bu konuda daha fazla bilgi verememistir. Selâhattin Zorlu,
evinde âsıkların zaman zaman toplandıgını, ancak bu toplantıların sadece
panayıra has olmadıgını belirtmistir. Hatta bu toplantılardan birine Âsık
Veysel’in de katıldıgını söylemis, ancak bu toplantının panayır zamanında
olup olmadıgını hatırlayamamıstır.
Sepetçioglu, görüsmemizde, panayıra sazı omzunda gezici âsıkların
geldigini, sanatlarını icra ederek, üç- bes kurus para toplayıp gittiklerini ve
Zilelilerin bu gezici âsıkları pek önemsemediklerini belirtmistir. Görüstügümüz
diger bazı yaslıların ve Âsık Aydın Âli’nin panayıra gelen âsıklar hakkında pek
bir sey hatırlayamamaları Sepetçioglu’ nun âsıkların ilgi görmedigi seklindeki
görüsünü destekler mahiyettedir. O hâlde, sözlü kültürde yasayan âsıklık
geleneginin –yazılı ve elektronik kültür ortamına geçisin de etkisiyle- 1950’li
yıllardan itibaren panayır gelenekleri içerisinde çok etkili olmadıgını
söyleyebiliriz.

Kutlamalarda esnaf alaylarının geçit yapması, Osmanlıda var olan bir
gelenektir. 1980’li yılların baslarına kadar 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda
arabalar süsleyerek geçit yapan esnaf alayları (demirciler, bakırcılar,
manifaturacılar, leblebiciler, vb.), panayır alanını da dolasarak bilhassa sehir
dısından gelen misafirlere tanıtım yaparlardı. Böylece panayır, yerli esnaf için
de reklam islevi görürdü. (bkz 4. Ek).
Cumhuriyet döneminde toplumun ekonomik ve kültürel gelisimine paralel
olarak gelisen ve sekillenen eglence anlayısıyla gelenekte var olan eglenceler
yerini yavas yavas yeni eglencelere bırakmıstır.
Görüstügümüz kaynak kisiler Bekir Aksoy ve Hüseyin Baspilavcı, tahtadan
yapılan dönme dolap, telden yapılan kayaç (bir çesit telesiyej), yerde dönen
çarkı felek gibi 1950’li yıllara kadar görülen ilkel lunapark oyuncaklarını
hatırlamaktadır.
1953 yılında panayıra ilk kez motosiklet üstüvanesi (Halk arasında ölüm
üstüvanesi de denir.) gelmistir. Gösteri, motosikletin silindirik bir yapı
içerisinde duvarda sürülmesiyle gerçeklestirilir. O yıl Selagzı mevkiindeki
meydana kurulan üstüvane, diger eglenceleri unutturacak kadar ilgi
görmüstür. Hatta üstüvane, zihinlerde öyle yer etmistir ki, Çakırçalı Köyü’nde
görüstügümüz Ali Duran, “çocukluklarında panayıra götürme pazarlıgıyla
ailelerinin tarlada is yaptırdıklarını” anlatırken, motosiklet üstüvanesindeki
sürücünün adının “Ömer” oldugunu hatırlamıstır. Düzenli olmamakla birlikte,
daha sonraki yıllarda da, panayıra motosiklet üstüvanesi gelmistir. Modern
lunapark ise özel olarak istimlak edilen yeni panayır yerine, ilk olarak, 1963
yılında Ankara’dan getirtilmistir (ZP, 22 Ekim 1963).
Halk sporları gibi daha çok geleneksel olan eglencelerin aksine lunapark
eglencelerinde hem seyretme hem de dogrudan dogruya içinde bulunma,
halkın sadece eglenmesini degil eglenerek rahatlayıp desarj olmasını saglar.

Seyahatin kolay olmadıgı ve hac ziyaretinin yasak oldugu yıllarda (1947
yılında hac ziyareti serbest olmustur. 1949 yılında resmen izin verilmistir.)
halkın kutsal topraklara olan merakı ve özlemi de büyük bir sandıgın içerisine
Kâbe resimleri konularak ve mercekle bu resimlere para karsılıgı baktırılarak
giderilmistir. Ayrıca televizyon ve bilgisayar gibi kitle iletisim araçlarının
olmadıgı dönemlerde halkın tanımadıgı baska bölge ve ülkelerden getirilen
karabatak, pelikan, aslan, maymun, yılan, fok balıgı gibi hayvanlar ile
kostümler yardımıyla olusturulan deniz kızı, bası adam gövdesi yılan gibi
tasarımlar sergilenmistir. Böylece panayır, can sıkıntısını gideren, iyi vakit
geçirmeyi saglayan eglence islevi yanında, insanoglunu daima mesgul etmis
olan merakı giderme islevini de yerine getirmistir. Böylece panayır, insanların
ögrendigi, bilgilerini artırdıgı bir okul görevi görmüstür.
Bugün kentli yasamın modern eglenceleri arasında degerlendirdigimiz
sirkler, çadır tiyatrosu gelenegine alısmıs insanları çekmek amaçlıdır. Bu
insanlar, sirk içerisinde hem cambazları hem sihirbazları hem de günlük
yasamında göremedigi hayvanları veya egitimli hayvanların görmeye alıskın
olunmayan yeteneklerini izleme sansı bulmaktadır. Böylece kentli -özellikle
kırsaldan kente göç eden- insanlar, geçmis panayırlarda seyretmeye alıskın
oldugu çadır eglencelerinin birçogunu sirk çadırında görmüs olmaktadır.
Panayırda eglenme ve hos vakit geçirmenin bir yolu da panayır ortamını
seyretmektir. Seyir, birçok panayırda oldugu gibi (bkz. Basoglu 1980: 27) Zile
Panayırı’nda da gelenek hâline gelmistir. Kaynak kisi Sadiye Pekince,
Turhal’dan Zile’ye panayırı gezmeye geldiklerinde panayır alanı dısında
yüksekçe bir yere oturarak panayır ortamını seyrettiklerini anlatmıstır.
1960’lı yıllardan itibaren yerel imkânlarla hazırlanan animasyonlar da
panayır eglenceleri arasında yerini almıstır. Açılısta belediye bando ekibi ile
Zile’de hazırlatılan veya çevre il-ilçelerden getirtilen mehter takımını görmek
mümkündür. Özellikle Zile Turizm Derneginin organizasyona yardımcı oldugu

1963-1969 yıllarındaki panayırlarda, daha zengin ve ilgi çekici faaliyetlere yer
verilmistir.
1965 yılında yapımı bitirilen lisenin açılısı panayır açılısına denk
getirilerek, panayır yerinde bir lise günü düzenlenmistir. Lise gününde daha
önceki panayırlarda görülmeyen faaliyetlere yer verilmistir. Ögrenciler
tarafından, siirler okunmus, koro hazırlanmıs, jimnastik ekibi, mehter takımı,
halk oyunları gösterileri ile 1 500 metrelik kosu ve bisiklet yarısları yapılmıstır
(ZP 24 Ekim 1965). Bu gün için özel olarak Kastamonu’dan davul zurna ekibi
gelerek gösteri yapmıstır (Basarı 24 Ekim 1965). Ayrıca aynı yıl, komite,
sinema makinesi temin edilerek halka egitici filmler gösterilmesi kararı almıstır
(ZP 5 Ekim 1965). O dönemin gazetelerinde bu filmlerin gösterildigine dair
bilgi yoktur.
1966 yılında Endüstri Meslek Lisesinin ilk kez açtıgı pavyonla (ZP 18 Ekim
1966) okullar da panayırda katılımcı olmaya baslamıstır. 1969 yılında Kız
Enstitüsünün açtıgı pasta salonu sehirde bir pastane olmadıgı için (ZP 22
Ekim 1969) heyecan yaratmıstır. Bu durum, kasabadan kente dönüsmenin,
“modernlesme”nin ilk adımları olarak degerlendirilmistir.
1980’li yılların ortalarından itibaren Zile Belediyesi Güres ihtisas Kulübü
tarafından tekrar canlandırılan güresler dısında, geçmisten getirilen eglence
unsuru kalmamıstır. Degisim içerisinde olusan yeni eglence gelenegiyle, son
yıllarda okulların bando ve folklor takımlarının gösterileri, Turhal, Amasya
Halk Egitim Merkezi Türk Sanat ve Türk Halk Müzigi Korolarının konserleri,
Belediye önünde Zile’yi tanıtıcı, kültür sanat agırlıklı faydalı film gösterileri, 17
yas altı panayır yol kosusu, Türk sanat ve Türk halk müzigi ses yarısmaları,
mahallî sanatçıların konserleri, ilk kez Mümtaz Halaoglu’nun düzenledigi kaz
dövüsleri, Türk Hava Kurumuna ait uçak ve parasüt ekibi gösterileri, THK
model uçak yarısması, Fotograflarla Zile ve Türk Kusu Sergisi, Zile Spor’un
centilmenlik kupası maçı gibi modern animasyonlar yapılmaya baslanmıstır.
(ZP 10 Eylül 1987-1 Eylül 1988) Ayrıca yerel yiyecekleri ön plana çıkarmak

için köme-pekmez yarısması, hayvan pazarını canlandırmak için, en çok süt
veren inek, en güzel buzagı yarısması yapılmıstır. Havaî fisek gösterilerine de
yer verilmistir (Özhaber, 4 Ekim 2000).
2006 yılının panayırı ramazan ayına denk geldigi için sema gösterisi gibi
farklı organizasyonların yapıldıgı da görülmektedir.
Panayır eglenceleri, içki ve özellikle kumarın yaygınlastıgı bir ortam
olusturdugu için zaman zaman ahlakî degerlere baglı olan halkın elestirisine
de maruz kalmıstır. Altunsoy ve Fisekçioglu’nun siirlerinde bu elestiriler
görülür (bkz. 2. Ek). Gazetelerde de kumara ahlakî karsı çıkıs amaçlı, tepki
yazıları yazılmıstır. Kâzım Basekmekçi, Zile Postası’ndaki yazısında,
eglencelerin amacını astıgını ve kumar çadırlarının arttıgını ve bu çadırların
çok ilgi gördügünü belirterek bunları elestirmistir (ZP 13 Ekim 1988). Daha
sonraki yıllarda valiligin kumara izin vermedigi görülmektedir.
Zile ve çevresinde panayır eglenceleri, ister gelenekten gelsin isterse
içinde bulunulan çagın eglence unsurları olsun, heyecanla beklenir.
“Böylesine büyük bir arzuyla beklenen anın bir anda geçip gitmesi, hedef
kitlenin daha sonra, merasim öncesi beklenti ve hayalleri ile gerçekte
yasanmıs olanı birlestirerek bir “yeniden insa” yapmalarına neden olur
(Karakete 2004: 216).”

2. PANAYIRDA OLUSAN ALISVERiS KÜLTÜRÜ

Tekstil, gıda, tarım ve sanayi makineleri gibi malların sergilenerek
tanıtılması bölgede ticaretin, sanayinin ve tarımın gelismesine destek veren
önemli etkinliklerdir. Panayır, bölgesel fuara dönüstürülmeye çalısılarak
teknolojideki gelisim sergilenmis, böylece alıcı bulunması ve malın
pazarlanması amaçlanmıstır.

Panayırın Zile’de mahalli bir takvim yılının baslangıcı oldugu daha önce
belirtilmisti. Hasat mevsiminin ardından üretimini bitirip parasını kazanan halk,
artık tüketime geçer. Öncelikli kurulus amacı alısveris olan panayır, kıslık
giyecek, yiyecek ihtiyaçlarının karsılanma zamanıdır. Bu durumu anlatmak
için, halk arasında “Soguga, yagmura ‘Nereye?’ demisler, ‘Zile
Panayırı’na’ demis.” denir (bkz. 2. Ek).
Zile ve çevresinin önemli alısveris ortamını olusturan panayırda emtia,
zahire ve hayvan pazarları kurulur.
Panayır eglenceleri gibi alısveris ortamları da aslında yarı sözlü folklor
ortamlarıdır.
Birincil sözlü kültürde ticaret bile, parasal bir
islemden önce, esasen güzel söz söyleme, hitabet
sanatıdır. Ortadogu çarsılarında alısveris yapmak, süper
markette yapılan alısverise, ileri kültür insanının bedelini
ödemekle noktaladıgını sandıgı basit alısverise benzemez.
Her seyden önce bir dizi kelime ve beden dilini devreye
sokan, bol manevralı ve ölçülü bir düello, zekâ yarısı, sözlü
üstünlük yarısıdır (Ong, 1999: 87).
Hayvan pazarındaki el ele tutularak yapılan pazarlıklar ve alısveris
sonundaki helallesmeler, emtiacıların müsteri çekmek, mallarını tanıtmak ve
övmek için yaptıkları konusmalar hatta “Bul karayı, al parayı!” yapan üç
kâgıtçıların vatandası basına toplamak için “Gitti paralarım!...” tarzındaki
yaygaraları hitabetin ve beden dilinin panayırlarda ne kadar ustaca
kullanıldıgının örnekleridir.
Her türlü tekstil magazalarının yaygınlasmasına, ekonomik krizlerin zaman
zaman olumsuz etkisine ragmen emtia pazarına ilgi hiç eksilmemistir.
Panayırlar rekabet ortamı olusturdukları için, alıcı panayırda en güzel ve en
iyiyi en ucuza bulmakta, daha fazla ürün karsısında seçim yapabilmektedir.

Her türlü ihtiyaç maddesinin bir arada olusu ve burada alısveris yapmanın bir
gelenege dönüsmesi, panayırda alısverisi hâlâ cazip kılmaktadır.
Halk “törelik” adını verdigi asker- hacı yolcu etme, hasta yoklama, gelinçocuk
görme gibi hediyelerini gerektiginde elinde hazır bulunması için
önceden panayırdan toplu olarak alma alıskanlıgını sürdürmektedir.
Panayır sadece ticareti canlandırma islevini yerine getirmez, sehirlerin ve
köylerin modernlesmesine, gelismesine önemli katkı saglar. Panayıra
dısardan gelen her türlü kisi ve esyanın yerli halk üzerinde degistirme etkisi
vardır. Teknolojinin tanıtımı aynı zamanda modernitenin tanıtımıdır. Küçük
kasabaların birer küçük kent modeline dönüsmesinde panayırların önemli bir
payı vardır. Gelisen modern sanayi ile, tarımda ve evde kullanılan bazı
araçların küçük sehirlerde ve köylerde yasayan daha genis kitlelere
tanıtılması için panayırlar birer vesile olmustur. Tarım aletlerinin ziraatın
gelismesine, ev gereçlerinin daha rahat ve modern yasama anlayısına, emtia
pazarının giyinme kültürüne katkısı yadsınamaz.
Emtia pazarına sehir dısından özellikle büyük sehirlerden gelen tekstil
satıcıları, getirdikleri ürünlerle sehrin modasını belirler, özellikle genç
hanımlar, altmıslı yıllara kadar modayı panayırdan takip ederdi. Bu yıllardan
itibaren gazete ve televizyonun yaygınlasmasıyla büyük sehirlerdeki giyim
tarzı, kitle iletisim araçlarından takip edilmeye baslanmıstır. Bu durum,
magaza mallarının panayırdan daha kaliteli ve modern oldugu düsüncesini
olusturmustur. Son yılarda büyük sehirlerdeki zengin ve modern semtlerde
sosyete pazarlarının yaygınlasması, örnek alınan manken ve sanatçıların
röportajlarında bu pazarlardan giyindiklerini ifade etmeleri, panayıra modaya
uygun ve tanınmıs markaların ürünlerinin getirilmesi, tekrar emtia pazarının
canlanmasını saglamıstır.
Büyük sehirlerde ragbet edilen sentetik ürünler, panayır sayesinde hızla
kasabalarda yaygınlasmaya baslamıstır. Yöre insanı geleneksel, pamuklu

dokumalardan olusan kıyafetlerden ziyade panayırda tanıdıgı sentetik
kıyafetlere ilgi duymustur. Aynı durum mutfak gereçlerinde de görülür.
Gelisen teknolojiyle uzun yıllar bakırdan imal edilen ibrik, kazan gibi ürünleri
satan esnafın tezgahında, bakır ürünler yerini önce çinko ve alüminyum
ürünlere daha sonra da emaye, porselen, çelik ve plastik esyalara bırakmıstır.
Bakır malzemeler hızla, yok pahasına elden çıkarılıp, plastik esyalarla
degistirilmistir. Böylece panayırlarda “gelenegin yer degistirme süreci”
yasanmıstır. Oysa bir süre sonra büyük kentlerde, bir taraftan modernligin
sembolü olan plastigin zararları fark edilmis, diger taraftan unutulmaya
baslanan “otantik”e ilgi artmaya baslamıstır. Kentte yasayanlar, yerelin artık
begenmedigi kullanmadıgı pamuklu, ipekli, keten dokumalara, kalaylı bakır
kaplara ilgi duymaya baslamıstır. Ancak Zile panayırı su anda bölge halkına
hitap ettigi için, gelenler modern ve tanınmıs markaların ürünlerini almayı
tercih etmektedir. Yerel yönetim tarafından Zile’nin geleneksel kültürel
degerleriyle turizmine açılması hedeflendigi için gelecegin panayırlarında
daha çok yerel üretimler ilgi görecektir.
Çesitli ticaret yolları üzerinde bulunan Zile’de, binlerce yıldır kuruldugu
düsünülen panayır, ticaretin gelismesini saglamıstır. Panayırın en sönük
geçtigi yıllarda bile geliri giderinden fazla oldugu için belediye için önemli bir
gelir kaynagı olusturmaktadır. Örnegin Belediyenin 1954 yılında on bin iki yüz
lira geliri (Zile 19 Kasım 1954), 1966 yılında panayır hazırlıkları için 12.500
liralık giderine karsılık 45 bin liralık geliri olmustur(ZP 29 Ekim 1966).
Zile Panayırı, ulusal panayırdır. Emtia pazarında pesin alısveris yapıldıgı
için panayır, dısardan gelen esnafla birlikte genellikle yerli esnafın da ilgisini
çekmektedir. Ancak halkın farklı ürünler getiren yabancı esnafa ilgisi, yerli
esnafın yer ücreti, elektrik gideri gibi masrafları bile karsılayamayacak kadar
az satıs yapmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple yerli esnaf, panayırın artık
yapılmamasını istemektedir.

Zile Panayırı’nda ticaret, uzun yıllar ziraat ve hayvancılık agırlıklı olmustur.
Zile ve çevresinde tahıl üretimi yaygındır. Zile Ovası ilin tahıl ambarı
durumundadır(Yurt Ansiklopedisi: 7067). Zile, bugday, nohut, mercimek gibi
hububatın alınıp satıldıgı önemli bir pazar yeridir. Bu sebeple bölgenin en
büyük zahire pazarı Zile Panayırı’nda kurulmaktadır. Cumhuriyet’in ilk
yıllarından itibaren bölge hububatı için Zile pazarının önemi üzerinde
durulmustur. Hatta “1920 yılında Birinci Meclis’te bir Yozgat Milletvekili, Zile-
Kadısehri-Akdagmadeni yolunun yapılması ve buradaki mahsulün Zile
pazarına tasınması ile Milli ekonomiye, Hazine’ye daha fazla gelir gelmesi için
takrir vermektedir” (Altındal, 2007). Bölgede yetisen ürünlerin Zile pazarına
getirilmesi sebebiyle, sehir kenarındaki degirmenler ve un fabrikalarında bu
hububatın islenmesi de saglanmıs olur.
Hayvancılık, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya tasıdıgı ticarî
faaliyetlerin basında gelir. Faruk Sümer, Oguzlar’ın hayvancılık ticareti
yaptıgını, baslıca ticaret mallarının koyun oldugunu, Mâveraun-nehr halkının
et ihtiyacını karsıladıklarını belirtir (1967: 43).
Kösoglu, ispir Panayırı’nı anlattıgı yazısında, “Çinliler darıya, pirince ve
ipege dayalı yerlesik bir kültüre; Türkler de hayvancılıga, deriye ve kosum
takımlarına dayalı hareketli bir kültüre sahip olduklarından, bu iki toplumun
yılda bir kez olsun bu tür pazarlarda karsılasıp alısveris etmeleri zorunlu
olmaktadır; birbirini tamamlamaktadırlar (2007:100)” diyerek Türklerdeki
panayır kültürünü Çinlilerle iliskilere dayandırmaktadır.
Hayvan, etiyle, sütüyle, derisiyle, yünüyle insanın pek çok ihtiyacını
karsılar. Ayrıca at ve deve, ellili-altmıslı yıllara kadar, ulasım ve tasımacılıkta
kullanılmıstır. Diger panayırlarda oldugu gibi Zile Panayırı’nda da uzun yıllar
en önemli ticaret, hayvan pazarında olmustur.
Veteriner hekim Mustafa Sengiz, 1965 yılında Zile Panayırında muamele
gören atların sayısını 10 000 civarında olarak vermis, bu hayvanların Zile ve

köylerinden degil, çevredeki kaza ve illerden sadece satıs maksadıyla
geldigini belirtmistir. Çevredeki hiçbir panayıra bu miktarda hayvan
gelmedigini ve bu durumun Zile Panayırı’nı degerli kıldıgını vurgulamıstır.
(Panayır Gazetesi, 19 Ekim 1965, 3)
Yine aynı gazetede Affan Songün, Zile’de hayvan pazarında yıllık
muamele gören hayvanların sayısını verdikten sonra, “panayırda etlik olarak
takriben dört bin bas koyun ve keçi ile bin bas sıgır ve manda kesildigini”
belirtmistir (Zile Panayırı 19 Ekim 1965, 3)
Belediye, hayvan pazarında kurmus oldugu seyyar çadırda, 5237 sayılı
“Belediye Gelirler Kanunu”nun 24. maddesine göre (bkz. Öçal, 1970: 220)
büyükbas hayvan alım satımından satıs fiyatı üzerinden yüzde hesabıyla
belirlenen hayvan alım satım rüsumu (vergisi) ile küçükbas hayvan alım
satımından maktuel vergi (maktû usul vergisi) alır.
Son yıllarda taze ete daha kolay ulasabilme, koruma ve saklama
yöntemlerinin modernlesmesi, yeni insa edilen evlerin hayvan kesimine uygun
olmaması sebebiyle ilerde bahsedilecek olan kıs hazırlıklarından etlik kesme
geleneginin yok olması ile hayvan pazarı önemini yitirmeye baslamıstır.
Hayvan pazarının önemini kaybetmesinin önemli bir diger sebebi ise
hayvanların celepler tarafından köylerden toplanmasıdır. Hayvan yetistirenler,
hayvanlarını, artık bin bir zahmetle panayıra tasımak zorunda kalmayıp,
köylerine kadar gelen tüccarlara satmaktadırlar.
Panayırda emtia, zahire ve hayvan pazarları dısında bir baska alısveris
ortamını da seyyar satıcılar olusturur. Elma, ayva, üzüm, nar gibi mevsim
meyveleri, salep, su ve diger soguk mesrubatlar, köfte, ciger, simit, deri
helvası, seker, halka tatlı, mısır, pamuk sekeri gibi yiyecekler seyyar satıcılar
tarafından satılır. ilerde anlatılacak olan panayıra has üretilen deri helvası
artık üretilmemektedir. Bugün artık seyyar köftecilerin yerini, sabit çadırlardaki
köfteciler almıstır.

Panayır ortamı kaçakçılar için de önemli fırsatlar yaratmıstır. Zile
Panayırı’nda afyon kaçakçılıgı yapıldıgını Sepetçioglu söyle anlatır:
Bizim oraların hashas ürünleri seçkin bilinirdi. Bu
yüzden de ürün vakti, daha çok panayır zamanı afyon
sakızı kaçakçıları kasabaya dolusurdu. Panayırın geleni
gideni çok oldugundan kaçakçılar sözüm ona pek göze
batmaz idiyse de hemen herkes neyin nerede, kimin
nasıllıgını çok iyi bilirdi.
Kaçakçı, afyon sakızı üreticileri için Ofis'ten çok
daha iyi para, çok daha yakın ilgi, hele ürün sarımsı
kızıllarda ise büyük kolaylıklar demekti. Köylü, yasaklıgına
ve cezasına ragmen bunun için kaçakçıya ulasabilmenin
yollarını arardı (1999:172-173).
Kanunlara aykırı yürütülen kaçakçılık mekanizmasına özellikle panayır gibi
kalabalık ortamlarda halkın destek verdigi görülmektedir. Ancak ithalat ve
ihracatın artmasıyla birlikte kaçakçılık azalmıstır. Zile’de, -afyon üretimine izin
verilmemesi ile birlikte- afyon kaçakçılıgı da ortadan kalkmıstır.
Bütün dünyada pazar-panayır kültüründen süper market-fuar kültürüne
dogru bir geçis süreci yasanmıstır. Bu durum, diger panayır gelenekleriyle
birlikte alısveris kültürünü de degistirmistir.

3. BÖLÜM

ZiLE’DE PANAYIR ETKiSiYLE OLUSAN KÜLTÜREL DOKU

Panayır, el sanatları ve geleneksel meslekler ile kıs hazırlıkları ve panayır
için üretilen yiyecekler gibi sözsüz folklor ürünlerinin yaratılmasına ve
gelismesine ortam hazırladıkları için, yapıldıgı sehrin kültürünü etkilerler. Bu
sebeple bu bölümde Zile’de panayır etkisiyle olusan kültürel doku
degerlendirilecektir.

1. ZiLE’DE PANAYIRA BAGLI OLARAK GELiSEN EL SANATLARI VE
GELENEKSEL MESLEKLER

Sehirlerde iktisadî hayatın varlıgını gösteren unsurlardan olan hayvancılık,
ziraat, el sanatları ve ticaret Türklerde çok eski zamanlardan beri görülür
(Baykara: 1975). Hayvancılık ve ziraattan daha önceki bölümde bahsedildigi
için bu bölümde el sanatları ve geleneksel mesleklerden bahsedilecektir.
Zile çesitli küçük imalat ve el sanatlarının pazar olusturdugu bir iktisadî
yapıya sahiptir. Zile’de geleneksel meslekler ve el sanatlarının çok gelismis
ve yaygınlasmıs olmasında panayırın büyük etkisi vardır (bkz 6. Ek).
Selçuklu ve Osmanlı döneminde Zile, gümüs, bakır, demir gibi madenlerin
çıkarıldıgı ve isletildigi sehirlere yakındır ve dolayısıyla sehirler arası
tasımacılıgın yapıldıgı güzergah üzerindedir. Marangozlar, bakırcılar,
demirciler ham maddeleri isleyerek kullanılabilir esya üretmektedir. Bu
sebeple Zile sanayisi oldukça gelismistir. Uzun Çarsı içinde demirciler
arastası, bakırcılar arastası gibi birkaç sokaktan olusan çarsıların olması ve
her meslek grubunun ayrı ayrı derneklesmesi geleneksel meslek kollarının
organizeli çalısmıs oldugunu gösterir.

Polonyalı Simeon’un Seyahatnamesi’nde, Tokat bakırcılar ve kazancılar
sehri addedilerek, sehirde bakırcılardan mâadâ birçok demirci, dokumacı,
basmacı, debbag ve boyacılar oldugu belirtilmis ve Tokat ticaretinin Türkiye
içindeki yeri anlatılmıstır (Andreasyan, 1964:177).
Bugün Tokat’ın ilçesi olan Zile de de aynı mesleklerin oldugunu tahrir
defterlerinden ögreniyoruz. Ahmet Simsirgil, 859/1455 ve 890/1485 yıllarına
ait tahrir defterlerini inceleyerek, Zile’de mevcut meslek ve sanat kollarını ve
bu is kollarında çalısanları tespit etmistir. Simsirgil bu tespitten sonra
çalısanların genel esnaf yekûnuna oranlarını ortaya koymustur. Dokumacılıkla
ugrasanlar genel esnaf yekûnunun 1455’te %35, 1485’te %28’ini meydana
getirmektedir. Deri ve deri ile ilgili üretim kollarında çalısanlar 1455’te %14,
1485’te %11, alet imali ile ugrasanlar 1455’te %12, 1485’te %9 civarındadır
(1990: 239). Bu yıllarda en fazla dokumacılıkla ugrasan esnaf grubu vardır.
Zile’de panayırla gelisen el sanatlarının geçmiste en yaygın olanı
dokumacılıktır. Texier, halkın pamuk ektigini ve yerli bez dokuyan tezgahları
oldugunu belirtmektedir (2002: 168). Evliya Çelebi, Türkçe’de halı ve kilime
‘zili’ dendigini, halı ve kilim çok islendigi için bu sehre Zile adı verildigini
belirtiyor (III-IV, 186). Kaynak kisimiz Bekir Aksoy, yüz yıl kadar öncesinde
Zile’de ipek böcekçiliginin yapıldıgını, pembe ve sarı kozalardan ipek
üretildigini belirtmistir. Üretilen ipekten, ayakla çalısan culfalıklarda kıvrak adı
verilen kumas dokunmustur. Bekir Aksoy’un verdigi bilgiye göre dokunup,
daha saglam olması için üzerine sürülen çiris kuruduktan sonra halk arasında
Esvab Çayı adı verilen Gasharcı Çayı’nda yıkanıp kurutulan kıvraklar,
panayırda satısa sunulmustur. Sivas, Samsun, Kayseri gibi tekstil ticareti
gelismis illerden alıcıları olması, o yıllarda kıvrak dokumacılıgını gelistirmis ve
halk ekonomisine katkı saglamıstır.
1304-1306 tarihli Sivas Salnamesi ve 1308/1890 tarihli Sivas Salnamesi
(Kahraman, 2001: 107)’nde verilen “Mensucattan oda takımlıgına elverisli
dîmî ve âdî gavsale ve a’lâ sahtiyan çıkarulub her tarafa nakl ile satılur.”

bilgisinden 19. yüzyılın sonunda da gerek dokumacılık gerekse deri ve
deriden yapılan esyaların ticaretinin yapıldıgını görüyoruz.
Hayvancılıgın yaygın oldugu Zile’de semercilik, dabakçılık ve saraçlık
yaygın olan mesleklerdir. Simsirgil’in adı geçen makalesinde belirttigi gibi
Osmanlı döneminde Zile’de deri ve deriden üretilen esyaların yapımıyla ilgili
meslek kolları (debbag, balanî, haffaf, kesfger, mûzeddûz, saraç) oldukça
fazladır. Derinin islenip, at kosumlarının yapıldıgı Saraçlar Çarsısı vardır.
Yukarda verilen sayılardan hareketle Zile’de en yaygın geleneksel
mesleklerden birinin de demircilik oldugunu söylemek mümkündür. Bekir
Altındal, yayına hazırladıgı eserinde, 1950’li yılların ortalarında ilçeye yılda bin
tondan fazla demir girdigini, islenen demirin çevre il ve ilçelere gönderilmekte
oldugunu belirtmistir.
Zile’de yapılan mesleklerden biri de sobacılık olup özellikle “kuzine” adı
verilen fırınlı sobalar üretilmektedir. Eskiden sacdan üretilen bu sobalar artık
emayeden yapılmaktadır.
is yerlerini sehrin içine kurmus olan mazmanlar için Sepetçioglu sunları
yazar:
Mazmanlık, urgancılık idi; yörede bolca ekilen
kendir, kenevir saplarından yoluyla yordamıyla ayrılan lifler,
çerinden çöpünden ayrılıp demir taraklarda tarandıktan
sonra mazmanlarca egrilir, ikili, üçlü, besli, daha çok kat
büklümlerinde ipler, kalın ipler, kınnaplar, urganlar yapılırdı.
Simdiki naylon halatların yerine is görür, iyileri çelik halat
yerine bile geçerdi. (1999/1:81)
Uzun çarsıda teskilatlanmıs geleneksel mesleklerin en yaygını
bakırcılıktır. Zile (baglı oldugu Tokat ve diger ilçelerle birlikte), gerek Osmanlı
döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin önemli bakır isleme
merkezlerinden biridir. Daha çok mutfak gereçleri yapan bakırcılar sayesinde

kalaycılık meslegi de gelismistir. Kalaycılar daha çok Musalla çevresinde
toplanmıslardır.
Yeni üretilen çinko, alüminyum, emaye, çelik kapların yaygınlasması da
bakır kap üreticiligini yok denecek kadar azaltmıstır. Bu yeni ürünleri halkın
tanımasında, panayırın etkisinden daha önce bahsedilmisti (bkz. 65). Bugün
artık bakır kaplar daha çok antika degeri tasımaktadır. Az da olsa sobalı
evlerde kullanılan gügümler, salça, bulgur gibi ateste pismesi gereken
yiyecekler için büyük bakır kazan ve legenler üretilip, kullanılmaktadır.
Zile’de görülen bir diger geleneksel meslek nalbantlıktır. Nalbantlar, hem
köylere giderek hem de hanlarda veya mahalle aralarında özellikle
Bogazkesen’de açtıkları dükkanlarda çalısırlardı. Nalbantlık, panayıra
ulasımın atlarla yapıldıgı dönemlerde oldukça yaygın olmasına ragmen,
teknolojinin gelismesiyle birlikte artık yok olmaya yüz tutmus bir meslektir.
Ticareti gelistigi için turizmi de gelisen sehirlerde, leblebicilik en yaygın
mesleklerden biridir. Panayır için baska sehirlerden gelenlerin, dönerken
leblebi götürmesi gelenege dönüsmüstür. Bugün kültür turizmine açılan birçok
sehirde, o sehrin leblebisinin meshur oldugu belirtilmektedir. Zile pekmezinin
ve leblebisinin meshur oldugu 1308/1890 tarihli Sâlnâme-i Vilâyet-i Sivas’ta
yazmaktadır (Kahraman 2001:107). Dogu batı karayolu baglantısının artık
Zile üzerinden yapılmıyor olması, Zile leblebisinin ününe gölge düsürmüstür.
Çagıltı dergisinde 1961 yılında Zile’de 40 leblebici oldugu belirtilirken bugün
ona yakın kuruyemisçiden yalnızca ikisi geleneksel usulle leblebi
üretmektedir.
Ahsap isçiligi, Zile’de yaygınlasmıs olan bir diger geleneksel meslektir.
Panayır için özellikle köylerden gelenler, yayıktan çeyiz sandıgına kadar her
türlü agaç esya ihtiyacını da Zile’den alırdı. Bogazkesen mevkiinde toplanan
marangozlar için de panayır, oldukça hareketli geçen bir dönemdir.
Marangozlar, yontma, oyma, kakma, boyama gibi yöntemlerle çesitli el sanatı

eserleri yaparlardı. Dedesi marangoz olan Yesiltan, marangozların el sanatı
eserleri hakkında su bilgileri vermistir:
Dügün tarihlerinin de genellikle panayıra göre
ayarlanması sebebiyle en çok satılan ürün çeyiz sandıkları
olurdu. Kavaktan ve çamdan -ceviz sandık o zaman çok
azdı- çok güzel boyanmıs ve süslenmis sandıklar yapılırdı.
Çivit boyalar toz hâlinde alınır, tutkallarla bir mayi yapılır,
kaynatılarak çesitli renklerde boyalar elde edilirdi. Çeyiz
sandıkları, bu boyalar kullanılarak fırçayla özenle boyanır,
sanat eserleri ortaya çıkardı.
Marangozların özellikle kıs aylarında yaptıgı ince oymacılık islerinin
geçmiste panayırla baglantısı olmamıstır, ancak Zile kültür turizmine
açıldıgında, el oyması bu ince isler de ilgi görebilir, panayır sayesinde tanıtımı
ve pazarlanması saglanabilir.
Zile’de, geçmiste ve bugün görülen bu geleneksel mesleklerin Cumhuriyet
döneminde tespit edilebilen sayıları söyledir:
Bekir Altındal yayına hazırladıgı “Zile” kitabında ilçede, 1930’lu yıllarda 59
demirci, 30 zahireci, 25 leblebici, 28 urgancı 27 semerci oldugunu; 1950'li
yılların ortalarında ise 36 urgancı, 21 leblebici, 67 kunduracı, 76 terzi, 70
demirci, 17 debbag (dabak)oldugunu ve ilçe merkezinde faal nüfusun %
40'ının ticaret ve küçük sanatlarla, % 50'sinin ise ziraat isleriyle ugrastıgını
belirtmektedir.
Çagıltı dergisinde 1961 yılında 80 demirci, 60 kalaycı, 7 bakırcı, 12
tenekeci, 30 sobacı ve düvenci, 60 kunduracı, 40 çarıkçı, 5 mutaf, 4 saraç, 45
semerci, 25 nalbant, 15 marangoz ve sandıkçı, 10 yayıkçı, 5 kadayıfçı, 12
dabak, 30 mazman, 40 leblebici oldugu belirtilmektedir (Çagıltı 1961: 33-34).
Yusuf ve Semra Meral’in, Her Yönüyle Zile kitabında, Zile Esnaf ve
Sanatkârlar Kooperatifine üye olan, bugün yok olmaya yüz tutmus geleneksel

mesleklerin sayısı, 29 kalaycı ve bakırcı, 30 sobacı, 45 demirci, 61 dogramacı
ve marangoz, 6 saraç ve kiseleci, 4 semerci ve derici, 16 urgancı, 7 leblebici,
3 nalbant olarak verilir (1983: 52).
Bekir Altındal yukarda bahsedilen Zile çalısmasında, 2006 yılı bilgilerine
göre, Zile'de bulunan esnaf odalarına kayıtlı 85 marangoz-hızarcımobilyacı,
80 ayakkabıcı, 1 urgancı, 2 semerci, 3 mahrukat, 103 demirci, 2
nalbant oldugunu belirtir. Bekir Aksoy’un un aktarmıs oldugu bilgilere göre ise
2007 yılında, 10 civarında kalaycı ve örste çalısan demirci, üç çilingir, bir
yorgancı ve bir tane elde döküm yapan kadayıfçı mevcuttur.
Artık kullanım islevini kaybetmesine ragmen, Mustafa Üstünçelik turizme
yönelik aynalı çarık dikmeye devam etmektedir.
Çevrede tarıma dayalı sanayinin gelismesiyle, Zile’de ziraî ve diger
küçük el aletlerin üretilmeye baslanması, çevre sehirlerin alısveris için Zile’yi
tercih etmelerini saglamıstır. 1984 yılında Zile’de 154 isyeri olan sanayi sitesi
vardır (Yurt Ansiklopedisi: 7126). Gelisen sanayi ile birçok geleneksel meslek
yavas yavas islevini yitirmistir.
Zile’de teknolojinin gelismesiyle islevselligini kaybeden dokumacılık, bakır,
demir ve agaç esya üretimi, igne oyacılıgı gibi el sanatlarıyla ugrasanlar
gittikçe azalmaktadır. Kültür turizmine açılması hedeflenen Zile’de de el
sanatları üretiminin yeniden artırılması ve kurumsallasması Öcal Oguz’un
belirttigi “kültür ürünlerinin yerelden ulusala ve küresele kazandırılması
sürecine” (2001: 114) katkı saglayacaktır.

2. ZiLE’DE PANAYIRA BAGLI OLARAK ÜRETiLEN VE PANAYIRLA
YAYGINLASIP SiMGELESEN YiYECEKLER VE KIS HAZIRLIKLARININ
PANAYIRLA BAGLANTISI

Zile Panayırı’na sehir dısından pek çok ziyaretçi gelir. Bu sebeple panayır,
hem sehrin tanıtımı hem de sehrin yetistirdigi ve imal ettigi ürünlerin
pazarlanması için önemli bir fırsattır. Gelen ziyaretçiler, giderken panayırı ya
da sehri hatırlatan hediyeler götürmek isterler. Panayır, bag bozumunun
hemen ardından yapıldıgı için, baglarıyla ünlenmis Zile’de üzümden yapılan
yiyecekler imgelesmistir. Bu yiyeceklerin en ünlüsü Âsık Veysel’in,
Amasya’nın almasını,
Zile pekmez çalmasını,
Sivas’ın da kıymasını,
Yesem amma yesem amma.
dizeleriyle övdügü çalma pekmezdir. Üzüm suyu, yumurta akı ve pekmez
topragı kullanılarak önceden elde yapılan pekmez, gelisen teknolojiyle birlikte
artık fabrikalarda üretilmeye baslanmıstır. Gazetelerdeki panayır ilânlarında
“Kasabalar içinde Zile kasabası, pekmezler içinde Zile Pekmezi,
panayırlar içinde Zile Panayırı görülmeye deger” ifadeleriyle, imgelesen
pekmezin tanıtımı da yapılmıstır (GD 15 Ekim 1955).
Üzümden yapılarak satılan bir diger yiyecek de kömedir. Köme, baska
bölgelerde cevizli sucuk olarak bilinir. Kömenin yapım asamasında önce
cevizler agaç çengellere baglı iplere dizilip asılarak kurutulur. Kuruyan
cevizler, üzüm sırası ve nisastanın kaynatılmasıyla yapılan hasudaya batırılıp
tekrar kuruması için asılır, en son nisastaya batırılarak son seklini alır.
Kömeyle birlikte kırık ince yarma ve üzüm sırasından, kalın pestil yapılır. Bu
pestile Zile’de tarhana (Yogurt ve yarma ile yapılan çorbaya da aynı ad
verilir.) denir.

Geleneksel meslekler kısmında bahsedildigi gibi Zile leblebisi panayır
sayesinde meshur olan bir yiyecektir (bkz.73). Sehir dısından gelen panayır
ziyaretçilerinin en ragbet ettigi hediyelikler arasında sarı ve kırık leblebi vardır.
Panayırın imgelesmis yiyeceklerinden biri de deri helvasıdır. Sadece
panayır zamanında yapıldıgı için deri helvası adını almıstır. Bilinen tahin
helvasına benzeyen; ancak içine tahin ve yag konmadan, süt, seker ve
cevizle yapılan bu katı helva, kesilerek kagıt helva arasında satılmıstır.
Sekerci Kemalettin Sendogdu, babasının ve dedesinin de bu helvayı
yaptıgını, dolayısıyla bu helvanın an az 100-150 yıllık bir geçmisi oldugunu,
daha öncesi hakkında bilgisi olmadıgını belirtmistir. Mustafa Mutlu, Yapraklı
Panayırı’nı anlattıgı yazısında da panayıra özel helva yapıldıgını belirtmistir
(Mutlu 1976:37). Bu durumda, Osmanlı panayırlarında panayıra has helva
gelenegi olma ihtimali vardır.
Eski panayırlarda kırmızı, yesil, sarı renkli sekerlerin içine tarçın, zencefil
gibi baharatların eklenmesiyle yapılan macunlar, altı düz külahlar içinde
satılmıstır. Ayrıca horoz, kus, kuzu, koyun kalıplarıyla düdüklü sekerler de
yapılmıstır. Helvacı Muharrem ile Hayrettin Sendogdu bu sekerleri ve deri
helvasını yaptıgı hatırlanan en eski sekercilerdir. Hayrettin Sendogdu’nun
oglu Kemalettin Sendogdu baba meslegini hâlâ devam ettirmektedir. Ancak
deri helvası ve panayır için üretilen sekerler artık üretilmemektedir.
Panayır zamanında daha çok satılan yiyeceklerden biri de su an yapılan
simitlerden farklı olan kazan simididir. Katı yogrulmus hamurdan yapılan simit,
kaynayan suyun içine atılır, çıkarılarak tepsiye alınır. Üzerine susam
eklenerek pisirilir.
Hasat döneminin hemen ardından yapılan panayır, aynı zamanda gelecek
uzun bir kıs için yiyecek ve giyecek hazırlama dönemidir. Panayır döneminde
kıs için yapılan hazırlıkların en önemlisi etlik kesmedir. Etlik kesme
geleneginin temelinde bir ritüel var mıdır tam olarak bilmiyoruz; ancak ilkel

dinlerde Zile’deki Anaitis Tapınagında yapılan dinî törenlerde ve buna baglı
yapılan festivalde kurban kesme ritüeli vardır. Metin And, senliklerin ekonomik
islevini açıklarken, üretimde bir birikim oldugunu ve gerek mal gerekse enerji
birikiminin dengelenmesi için harcanması, tüketilmesi gerektigini, bazı
senliklerdeki kurban kesmenin bu tüketimin sonucu olarak ortaya çıktıgını
belirtir (1982: 2).
Eski Türklerin inanç sistemine bakıldıgında ise dag, tepe, agaç, su gibi
ruhu olduguna inanılan kutsala kurban kesildigi görülür (inan 2000: 53-54,62).
Müslüman Türklerde kurban kesimi tarihi belli olan Kurban Bayramı’nda
yapılır. Ayrıca eski inancın dönüsümü olarak Müslümanlarca kutsal sayılan
yerlerde adak kurbanı kesilmektedir. Türklerin Zile’ye geldigi 1073 yılında
Zile’de önceki dinin geregi hâlâ kurban ritüelinin uygulanıp uygulanmadıgı
bilinmemektedir. Nebi Özdemir festival adlı bütünün içinde dünyevî olan ile
ruhanî/kutsal olanın yer degistirebilecegini söyler (2005: 55). Zile Panayırı,
Müslümanlar için dinî anlam tasımadıgına göre Zile’de panayırla baglantılı
yapılan kıs hazırlıklarının en önemlisi olan etlik kesimi, Özdemir’in
görüsünden hareketle kutsal olanla dünyevî olanın yer degistirmesi olarak
degerlendirilebilir. Ancak elde bu görüsün kesinligini ispatlayacak herhangi bir
veri bulunmamaktadır.
Bölgenin en büyük hayvan pazarının Zile Panayırı’nda kuruluyor olması da
kıslık et hazırlıklarının panayırla aynı tarihe denk gelmesinin sebebi olabilir.
Etlik kesme hayvan pazarının canlanmasını saglar. Bu, panayırın ekonomik
islevi açısından önem tasır.
Zile’de kırklı ellili yıllarda yedi tane kasap vardır. Bu kasaplar düzenli et
kesmezler, et kestikleri günler takip edilir ve sarma, dolma gibi bazı yemekler
için taze et alınır. Bunun dısında et ihtiyacı etlik yapılarak karsılanır. Panayır
zamanı geleneklerinden olan etlik kesme, beraber yasama sürecinin sonucu
olarak yaygınlasmıstır. Yerli olmayan memur kesimi, hemen gitmeyecekse

veya yerlesmeye karar vermisse yerli halkla birlikte bu gelenege uyarak kıslık
etini hazırlar.
Panayırda kurulan hayvan pazarından canlı hayvan alınıp kesilerek kıslık
et hazırlanır. Etlik için erkek sıgır tercih edilir, disi olanın eti makbul tutulmaz.
Bu etten kıyma, kavurma, sucuk, pastırma yapılır. Ayrıca kemikli etler
kurutulur. Keskek gibi bazı yöresel yemekler bu kurutulan etlerle pisirilir. Et
kurutma Türklerde çok eski bir gelenektir (Ögel 1985: 379-381). Sucuk
yapılacak etin içine davar eti katılır. Bazen bir- iki aile bir davar ve bir sıgırı
ortak keser.
Etlik hazırlama, kendi içinde bazı geleneksel kabulleri meydana getirir.
Hüseyin Baspilavcı, kıyma kavurma âdetlerini söyle anlatmıstır:
Kıymanın ‘keklik burnu gibi’ kavrulmus olanı
makbuldür. Keklik burnu gibi kavrulmayan kıymanın
bozulacagına veya rayihasının kaçacagına inanılır.
Kavurma yapıldıgı gün aynı zamanda eglence günüdür.
Konu- komsu kavurma basında toplanır, maniler söylerler.
Gelemeyen ese- dosta kavurma gönderilir. Gönderilen
tabagın dibine ekmek, üzerine kıyma konur. Yanına da bag
bozumundan tahta çatallara asılarak saklanan üzümden
koymak adettir.
Etlik yapma gelenegi, baska birçok gelenek gibi teknolojiye yenik düserek
yok olmak üzeredir. Bunun baslıca sebebi, buzdolabının her evde
yaygınlasmasıdır. Buzdolabı sayesinde eti saklama alıskanlıkları degismistir.
Etlik yapma geleneginin yok olmak üzere olmasının sebeplerinden birisi de
mimarî gelenegin degismesi, her türlü kıs hazırlıklarının yapılabilecegi is evi
ve bahçesi olan evlerden, hayvan kesecek ortamı bulunmayan apartman
hayatına geçilmesidir. Evinde kavurma, sucuk, pastırma gibi yiyecekleri
kendisi hazırlamak isteyenler ise sayıları çogalan kasaplardan et almayı tercih
etmektedirler. Ancak kısın kaloriferli apartman dairelerinde yasayan bazı
ailelerin eski Zile’de bulunan evlerindeki düzeni bozmadıkları, bu evlerde kıs
hazırlıklarını yapmaya devam ettikleri de görülmektedir. Bu bir geçis süreci
olsa gerektir.

Zile’de kıs hazırlıklarının önemli bir kısmını da bulgur, nohut, mercimek,
fasulye gibi hububatın alınıp, saklanması olusturmaktadır. Geleneksel
evlerinde oturanlar, kıslık hububatını panayırdan satın alır, toprak küpler
içinde kilerinde saklardı. Kilersiz yapılan yeni evlerde -toprak küplerin yerini
alan- büyük plastik bidonları ve cam kavanozları koyacak yerlerin olmayısı,
sayıları her geçen gün çogalan marketlerde, hafta pazarlarında ve daima açık
olan hapanda (hububat satılan dükkanların olusturdugu çarsı) her an ürün
bulabilme imkânı kıs için yapılan bu hazırlıgın da gittikçe azalmasının
sebeplerindendir. Bu sebeple artık panayırda ayrı bir zahire pazarı
kurulmamakta, fakat panayır döneminde hapandaki alısveris canlanmaktadır.

SONUÇ

Panayırlar ticarî bir faaliyet olmakla birlikte, “Geleneksel folklor” içinde
degerlendirebilecegimiz kültürel bir olusumdur. Bu çalısmada Zile Panayırı’nın
geçirdigi kültürel degisim ve dönüsümler incelenerek panayırın bir gelenek
oldugu vurgulanmak istenmistir. Bugüne kadar panayırlar üzerine iktisadî
veya tarihî incelemeler yapılmıs olmakla birlikte panayırların kültürel
özelliklerinin irdelendigi kapsamlı bir çalısma yapılmadıgı için, bu çalısmanın
bir baslangıç olacagı düsünülmüstür.
Anadolu’da yapıldıgı bilinen en eski panayırlardan biri olan Zile
Panayırı’nın tarihî geçmisine bakıldıgında ne panayırın ilk yapıldıgı tarih
hakkında ne de baslangıcından günümüze aralıksız sürüp sürmedigine dair
elimizde bilgi yoktur. Arastırmada inceledigimiz kaynaklar gösteriyor ki,
Türklerin Orta Asya’da sınır boylarında veya ünlü ticaret yolları boyunca
kurulan kervansaraylarda olusmus -adı panayır olmasa da- bir alısveris
gelenegi vardır. Elbetteki gelenek dinamiktir, gelisir ve dönüsüme ugrar.
Türkler, Zile’de mevcut panayır gelenegine kendi kültürel unsurlarını
katmıslardır. Böylece Zile Panayırı önemli bir dönüsüm geçirmis, Osmanlı
döneminin “Anadolu’da merkezî idarece organize edilen yedi büyük
panayırından biri” olmustur.
Seksenli yıllarda, Zile Panayırı’nın kaç yıldır yapıldıgını vurgulamak için,
Zile’nin Türklerin eline geçtigi 1073 tarihi esas alınarak dokuz yüzlü bir rakam
belirlenmis, ancak bu rakam degisik yıllarda farklı farklı belirtildigi için
karısıklıga ugramıstır. Birincisinin, ikincisinin yapıldıgı senliklerde bile
“geleneksel” ibaresinin kullanılarak tüketildigi bir dönemde, önemli olan Zile
Panayırı’nın kaç yıllık oldugu degil, gerçekten geleneksel olusu ve onu
geleneksel yapan yapının korunarak farklı yerlere tasınmasıdır.
Zile Panayırı’nın bir gelenek olarak devam etmesi sebebiyle, panayırın
Cumhuriyet dönemindeki gelisimi yerel gazetelerden yapılan tespitlerle

degerlendirilmis, bu degerlendirme sonucunda, ülkeyi etkileyen iktisadî ve
sosyal degisimlerin panayırları da etkiledigi görülmüstür.
Panayırın kültürel yapısını olusturan unsurların teknolojinin karsısında
direnebilmesinin çok zor oldugu sonucuna varılmıstır. Ulasım vasıtalarının
artması sebebiyle çesitli alısveris ortamlarına kolaylıkla ulasılabilmesi ve her
çesit ürünün her zaman halkın ayagına geliyor olması, diger panayırlar gibi
Zile Panayırı’nın da ticarî önemini azaltmıstır. Çevre il ve ilçelerde de
panayırların kurulması, genis bir bölgeye hitap eden Zile Panayırı’na olan
ihtiyaç ve ilgiyi yok eden bir baska sebep olmustur.
Zile’nin binlerce yıldır dogu-batı ve kuzey-güney karayollarının geçtigi
noktada olması, panayırın canlılıgını saglamıstır. Cumhuriyet döneminde
ulasımın Turhal-Tokat üzerinden geçmesi ise Zile’yi ulasımın dısında
bırakmıstır. Yapımı devam eden, ulasımı kısaltacak ve Zile’den de geçerek
dogu-batı baglantısını saglayacak olan Çorum-Alaca yolu bitirilmedigi sürece
Zile’nin iktisadî yönden gerilemeye devam edecegi ve bu durumda Zile
Panayırı’nın da bu gerilemeden etkilenecegi düsüncesine ulasılmıstır.
Yukarda belirtilen bu olumsuz gelismeler, sadece Zile ve Zile panayırı için
söylenemez. Tuncer Baykara’nın “Karahöyük Pazarı”nın çöküsünü inceledigi
çalısmasında da (1994: 1095-1103) görülecegi gibi, Türkiye genelinde pek
çok pazar ve panayır, aynı sebeplerle çöküs hatta yok olus süreci yasamıstır.
Zile panayırının, ulusal nitelikte bir alısveris merkezi iken giderek sadece
Zile ve yakın köylerine hitap eden, hafta pazarlarından biraz daha büyük bir
pazar görüntüsüne dönüsmemesi için, panayırları canlı tutan ulusal kültür
unsurlarının iyi belirlenmesi ve bu kültürel unsurların -çagın gereklerinden
uzaklasmadan- küresel kültüre kazandırılması gereklidir.
Kültürel bir gösterim olarak panayırın hazırlıgı incelendiginde, panayır
organizasyonunun planlanması, panayır tarihinin, süresinin ve panayır yerinin

belirlenmesi, tanıtım ve reklam kampanyasının yürütülmesi, konaklama,
yeme-içme gibi ihtiyaçların giderilmesi, güvenligin saglanması gibi konularda
yapılan uygulamalar ve bu uygulamaların sürekliligi Zile Panayırı’nın
geleneksellesme sürecine önemli bir katkı sagladıgı düsüncesine varılmıstır.
Her yıl panayır öncesi yapılan hazırlıklar degerlendirildiginde su gibi
degisim ve dönüsümler tespit edilmistir:
Panayırın yapıldıgı tarih ve süre konusunda önemli bir degisim yoktur.
Panayır, her yıl ekim ayının son haftaları ile kasım ayının ilk haftaları arasında
yapılır ve on-on bes gün sürer. Geçmiste hasat sonrasına denk gelen
panayır, halkın her türlü alısverisini yaptıgı mahallî bir takvimin baslangıcı
olma özelligini günümüzde oldukça kaybetmistir.
Eski ve büyük bir panayır olmasına ragmen, sabit bir panayır yerinin
olmayısı, yerlesim alanının panayırın yapıldıgı yöne dogru gelismesindendir.
Panayır hazırlıkları içerisinde gelisen teknolojiyle baglantılı olarak en fazla
degisim ve dönüsümün, tanıtım ve reklam islerinde oldugu görülmüstür.
Belediye, bazı yıllar, tanıtım ve reklam için üzerinde Zile veya Zile Panayırı
amblemi olan özel ürünler hazırlattırıp, bunları panayır hatırası olarak satısa
sunmustur. Panayır duyurusu yapılırken sırasıyla tellallar; el ilanları, afisler,
yerel gazeteler; hoparlör, radyo, televizyon ve internet kullanılması, sözlü
kültürden yazılı ve daha sonra da elektronik kültüre geçis sürecinin
sonucudur.
Panayır hazırlıkları içerisinde en önem verilen unsurlardan biri de panayır
için gelecek olan esnaf, sanatçı ve ziyaretçilerin misafir edilmesidir. Geçmiste,
grup bilinciyle hareket eden halk, gelen misafirlerin agırlanması konusunda
sorumlulugu paylasmıstır. Her ev kendi gücü nispetinde -tanıdık tanımadık
diye ayırt etmeden herhangi bir karsılık olmaksızın- uzaktan gelen panayır
ziyaretçilerini yedirip içirip yatırmıstır. Zile’de misafirperverlik saygınlıgı artırıcı

bir özellik olarak görülmüstür. Zamanla, yukarda belirtildi gibi panayırın bölge
için önemini kaybetmis olması, ulasımın kolaylasması, insanların bulundugu
yerlerde her türlü ihtiyaçlarını karsılayabiliyor olmaları sonucu ziyaretçi
sayısında azalma olması; yeni insa edilen evlerin misafir agırlamaya uygun
olmaması gibi sebeplerle tanımadık misafir agırlama geleneginin yaygınlıgını
kaybettigi; ancak es, dost ve akrabaya gösterilen misafirperverligin henüz
devam ettigi görülmüstür.
Bu çalısmada, komitenin organize ettigi panayır hazırlıklarından olan
açılıs merasimlerinin siyasî islevinde de bir degisim oldugu sonucuna
varılmıstır. Açılıs törenlerinin, geçmiste Zile’nin sorunlarını merkezî
yönetimlere aktarabilmek gibi daha dısarıya dönük bir siyasî islevi varken
bugün, yerel yönetimlerin kendini tanıtıp gücünü ortaya koyması; yine yerel
yönetimlerin halkla bütünlesmesi, halkın da yöneticilerine yakınlasması gibi
içe dönük bir siyasî islevi oldugu görülmüstür.
Zile Panayırı’nın kültürel yapısını panayır eglenceleri ve panayırda olusan
alısveris kültürü olusturur. Bu sebeple alısveris ve ticaretin gelistirilmesi gibi
en önemli islevi yanında sosyallesme, dinlenme ve eglenme gibi islevlerinin
olması, panayırların halk bilimi bakıs açısıyla degerlendirilmesi açısından
önemlidir.
Bu çalısmada Cumhuriyet döneminde yapılan panayır eglencelerinin
geçirdigi degisim ve dönüsümler incelenmistir. Osmanlı döneminden beri
devam eden geleneksel eglencelerin yerini zamanla özellikle Batı’dan alınan
yeni eglence anlayısına bıraktıgı sonucuna varılmıstır. Panayır
eglencelerindeki bu degisim ele alınırken yerel eglenceler de
degerlendirilmistir.
Kökeni Orta Asya Türk kültürüne dayanan “Osmanlı senliklerinin”den cirit,
at yarısı ve güres gibi seyirlik spor karsılasmaları ile geleneksel Türk
tiyatrosu, çadır tiyatrosu, cambaz gösterileri vb. eglenceler, Cumhuriyet

dönemine tasınan geleneksel eglencelerdir; ancak Cumhuriyet dönemine
tasınan geleneksel eglencelerin birçogunun islevini kaybettigi, bazılarının ise
degistigi görülmüstür.
At yetistiriciliginin masraflı olması ve at yarıslarının büyük sehirlerdeki
hipodromlarda yapılması sebebiyle at yarısı, cirit gibi halk sporları, panayırda
artık yapılmamaktadır. Halk sporlarına ilginin azalmasının sebebi, resmî ve
özel kurulusların futbol, basketbol gibi spor dallarına daha çok destek
vermesidir; ancak Türkiye Güres Federasyonunun kurulması, böylece güresin
desteklenmesi sayesinde güres bütün Türkiye’de hâlâ ilgi gören bir spor dalı
olarak kalmıstır. Zile Belediyesi’nin de gürese destek vermesi, yeni
güresçilerin yetismesini saglamıstır. Son bir iki yıldır, anlasmalı güresler
yapıldıgı gerekçesiyle Zile Panayırı’nda güreslerin düzenlenmedigi
görülmüstür. Panayır güreslerinin halkın geçmisiyle ve kültürüyle arasında bir
bag kurma islevi vardır. Bu sebeple güreslerin, Zile Belediyesi Güres htisas
Kulübü sayesinde bölgede yetisen güresçilerle devam ettirilmesinin uygun
olacagı kanaatine varılmıstır.
1970’li yılların sonuna kadar son derece ilgi gören geleneksel Türk
tiyatrosu, çadır tiyatrosu, cambaz, esnaf alayları gibi eglenceler, televizyon
sayesinde eglencenin her eve girmesiyle, bugün artık islevini kaybetmistir.
Âsıklık geleneginin de, panayırda islevini kaybetmesinde, sözlü kültür
ortamından yazılı ve elektronik kültür ortamına geçis sürecinde yasanan
degisim etkili olmustur. Osmanlı eglencelerinden günümüze kadar tasınan
hokkabazlık bugün degiserek illüzyonistlik olarak karsımıza çıkar. Geleneksel
eglencelerin yerini lunapark ve sirkle birlikte yavas yavas yeni eglence
anlayısına bıraktıgı görülmüstür.
Eski dönemlerdeki cirit ile köy seyirlik oyunlarıyla ve 1960’lı yıllardan
itibaren yerel derneklerin ve okulların düzenledigi gösterilerle halkın, kendi
eglencesini kendisinin de olusturdugu, böylece bazı panayır eglencelerinin
bizzat içinde oldugu görülmüstür.

Panayırlar, insanları bir araya getirerek sosyal hayatın canlanmasını ve
gelismesini saglayan ortamlardır. Panayırın önemli bir islevi dinlendirme ve
eglendirmedir. Yaz boyunca çalısıp, hasat mevsiminde yorulan halk,
panayırla birlikte yorgunlugunu atarak rahatlar, kıs aylarına daha mutlu girer.
Bu sebeple panayırlarda gelisen çaga uygun eglence unsurlarının devam
etmesi gereklidir. Kültürel animasyonların farklı tasarımlarla yenilenmesiyle
Zile’de, hem panayır geleneginin korunması hem de gelecege tasınmasının
mümkün olacagı düsüncesine varılmıstır.
Panayır sayesinde, Zile’de ve çevre sehirlerde üretilen ham maddenin
degerlendirilmesi, malın sergilenerek alıcı bulması, rekabetin olusturulması
sonucu, Zile’nin endüstri, ticaret ve teknoloji bakımından gelismesi
saglanmıstır. Bu sebeple panayırda olusan alısveris kültürü de halk bilimi
açısından degerlendirilmistir.
Panayır bünyesinde emtia, zahire ve hayvan pazarları kurulmustur. Bu
pazarlar sayesinde Zile, yakın çevresinin önemli bir alısveris merkezi olma
özelligini uzun yıllar devam ettirmistir. Bununla birlikte 19. yüzyıldan itibaren
bütün dünyada panayırdan fuarcılıga geçis süreci yasandıgı için, Zile Panayırı
da pek çok resmî ve özel kurulusların mallarını sergileyip, tanıttıkları bir ortam
olusturmaya baslamıstır. Daha önce bahsedildigi üzere ülkeyi etkileyen
iktisadî ve sosyal olaylar panayırlardaki alısveris kültürünün degismesine de
sebep olmustur.
Bölge halkı için panayır, sanat anlayısıyla eglenceleriyle oldugu kadar
satılan mallarıyla da yeni ve farklı olanın sergilendigi ortamlardır. Panayıra
getirilen yeni tarım aletleriyle bölgede ziraat gelismis; emtia pazarına getirilen
giyeceklerle yılın modası belirlenmistir. Bu gibi örnekler incelendiginde
panayırların, kuruldukları bölgelerin sosyo-kültürel yapısını degistirme gücüne
sahip oldugu sonucuna varılmıstır.

Zile’de panayır etkisiyle el sanatları gelismis ve geleneksel meslekler uzun
yıllar islevini sürdürmüstür. Panayır için gelen bölge halkının pek çok ihtiyacı
çesitli arastalarda karsılanmıstır. Bu çalısmada eldeki veriler ısıgında
Osmanlıdan günümüze kadar Zile’deki geleneksel meslekler ve bu
mesleklerin bugünkü durumu degerlendirilmis, gelisen teknolojiye paralel
olarak sehirlerin kendine yeter hâle gelmesiyle bu mesleklerin de islevini
yitirdigi görülmüstür. Sayıları oldukça azalan bu mesleklerin kültür turizmine
yönelik –Mustafa Üstünçelik’in yaptıgı aynalı çarık örnegi gibi- üretime devam
etmeleri, kültürel mirasın korunması açısından önemlidir.
Her yıl hasat ve bag bozumu mevsiminin ardından ekim ayında kurulan
Zile Panayırı, çiftçinin ürününü satıp parasını aldıgı ve kısa hazırlık yaptıgı bir
alısveris merkezi olma özelligindedir. Bu sebeple panayıra baglı olarak
üretilen ve panayırla yaygınlasıp imgelesen yiyecekler ve kıs hazırlıklarının
panayırla baglantısı incelenmistir. Panayır geleneginde var olan, bu
dogrultuda yaygınlasıp imgelesen yiyeceklerin ve panayırla baglantılı olarak
yapılan kıs hazırlıklarının zamanla unutulmaya baslandıgı tespit edilmistir.
Bunlardan biri olan Zile pekmezi, özel sektör tarafından ticarî amaçlı
üretilmekte ve pazarlanmakta, böylece yerele ait imge yiyecek, ulusal kültüre
de kazandırılmıs olmaktadır. Zile’nin tarihî dokusunun turizme açılması
amacıyla restore edilen ve edilmesi planlanan evlerde panayır dönemine
denk gelen kıs hazırlıklarının, tanıtım ve pazarlama amaçlı olarak yapılmaya
devam edilmesinin bu kültürün tamamen yok olmasını engelleyecegi
kanaatine varılmıstır.
Bölgedeki halkın yasam biçimi, panayır kültürünün olusmasında etkili
olmustur. Cinsiyete, maddî duruma, dini yasama sekline, yasa göre farklılıklar
gösteren panayır unsurları, nesilden nesile aktarılır. Panayırlarda sosyal
dayanısmayla olusan geleneksel kültür, insanlar arasında birlik ve beraberligi
pekistirir.

Panayır gibi organizasyonlar, sehirlerin tarihî ve kültürel dokusunu
tanımak ve tanıtmak açısından önem arz ederler. Bu sebeple hazırlanan bu
tezde, Zile Panayırı’nın tarihsel süreçteki durumu, hazırlıgı, kültürel yapısının
çözümlemesi, Zile kültürüne katkısı degerlendirilerek, panayırın
geleneksellesme sürecinde geçirdigi degisim ve dönüsüm incelenmis ve
degisen sartlara göre panayır geleneginin de degiserek yasamaya devam
ettigi sonucuna ulasılmıstır.

KAYNAKLAR

AND, Metin. Kırk Gün Kırk Gece Eski Donanma ve Senliklerde Seyirlik
Oyunları, Taç Yayınları, istanbul, 1959.
AND, Metin. “Eski Seyirlik Oyunlarımızdan Hokkabazlık”, Forum, 14, 173,
Ankara, 15. 06. 1961. 21-22
AND, Metin. “ilk Türk Canbazları”, Hayat Tarih Mecmuası, Mayıs, 1967.
35-37
AND, Metin. “XVI. Yüzyılda Spor, Eglence, Oyun”, Hayat Tarih
Mecmuası, Mart 1970. 5-8
AND, Metin. Osmanlı Senliklerinde Türk Sanatları, Kültür ve Turizm
Bakanlıgı Yayınları, 1982, Ankara.
ANDREASYAN, Hrand D. Polonyalı Simeon’un Seyahatnâmesi 1608-
1619, istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, istanbul, 1964.
AKPINAR, Bahar. “Tarım Toplumundan Sanayi Toplumuna Geçiste
Panayır-Sergi-Fuar-Festivalin Durumu ve Türkiye Örnegi”, Millî Folklor, 16,
64, Ankara, 2004.25-36
ALTINDAL, Bekir. “Altmıslı Yıllarda Zile”, 2000 Zileliler Belgeseli,
istanbul, 2000.142-168
ALTINDAL, Bekir. “Zileli iki Âsık Sadık Doganay ve Çakırçalılı Ali Kurt”,
Tokat Kültür Haber Dergisi, 3,15, Nisan-Mayıs 2004. 26-30
ALTINDAL, Bekir. “Zile Ekonomisinin Geçmisinden Gelecege Bakıs”,
Özhaber Gazetesi, Zile, 20 Nisan 2007.
ALTIOK, Hayrettin. “Nasıl Karagözcü Oldum”, Yeni Adam, 431, istanbul,
1943. 11
ARSLAN, Cengiz. Güresçinin Rehberi-1, izmir, 1984.
ATAMTÜRK, Z. “Sergi ve Panayırlar, Ekonomik Önlemleri”,iktisat ve
Ticaret Mecmuası, 2, 20, istanbul, 1935. 29-31
AYDIN, Ahmet Sezai. “Fuar-Sergi-Panayır”, iller ve Belediyeler, 32, 363,
Ankara, 1976. 5-7
BASARAN, Musamet. Serbest ve Greko-romen Güres, Gençlik ve Spor
Genel Müdürlügü, Ankara, 1989.
BASOGLU, Bekir. “Boyabat Panayırı”, Türk Folkloru, 2, 16,
istanbul,1980. 27
BAYKARA, Tuncer. Eski Türk iktisadî Hayatı ve Sehir, Tarih Enstitüsü
Dergisi Sayı 6’dan Ayrıbasım, istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Matbaası, istanbul, 1975. 75-97
BAYKARA, Tuncer. Bir Osmanlı Çagı Pazarının Çöküsü: Karahöyük
Pazarı, XI. Türk Tarih Kongresi’nden Ayrıbasım, Türk Tarih Kurumu Basımevi
Ankara, 1994. 1097-1103
BAYKARA, Tuncer. Türkiye’nin Sosyal ve iktisâdî Tarihi (XI-XIV.
Yüzyıllar), Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2000.
BESiRLi, Mehmet. Zile Âyanı ilbasıoglu Küçük Ahmet Aga,
Gaziosmanpasa Üni. Fen Edeb. Fak. Yay., 14, Tokat, 2004.
BURKE, Peter. Yeniçag Basında Avrupa Halk Kültürü, imge,
Ankara,1996.
Büyük Larousse, “Panayır”, 18, Milliyet, istanbul,1986.
Çagıltı, “Zile’yi Tanıtıyoruz”,1, 5, Zile, Agustos 1961, 33-34
ÇAKIR, Coskun. Tarihimizde Pazarlar Kutsaldır (Röportaj), Erisim:
http://www.os-ar.com
ÇALISIRLAR, Aziz. “Çadır Tiyatrosu”, Tiyatro Ansiklopedisi, Kültür
Bakanlıgı, Ankara, 1995.
ÇAMLICA, Ali. “Panayır Tiyatrosu”, Yeni Adam, 454,istanbul, 1943. 8,11
ÇELEBi EVLiYA, Mehmed Zilioglu. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi,
Sadelestiren Tevfik Temelkuran, Necati Aktas, Cilt III-IV,istanbul.?
ÇINAR, Ali Abbas. “Divan-ı Lügati’t-Türk’te At Kültürü”, Türk Dünyası
Halk Kültürü Üzerine Arastırma ve incelemeler, Mugla, 1996.
DÖNMEZ, Rahmi. Zile, Aksiseda, Samsun, 1951.
ERDOGRU, M. Akif. Ondokuzuncu Yüzyılda Osmanlı
imparatorlugunda Hafta Pazarları ve Panayırlar, Ege Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Yayınları, izmir,1999.
ERGiN, Osman Nuri. Mecelle-i Umûr-ı Belediye, IV, istanbul Büyüksehir
Belediyesi Kültür isleri Daire Baskanlıgı Yayınları, istanbul, 1995.
ETEM, Muhlis. Sergi ve Panayır, Cumhuriyet Matbaası, istanbul, 1931.
GÜLEÇ, Ertugrul. Geleneksel Atlı Ciritçilik, Ankara, 1998.
GÜVEN, Özbay. “Türklerde Pehlivanlık”, Türk Dünyası Arastırmaları, 56,
1988.
GÜVEN, Özbay. Türklerde Spor Kültürü, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu, Ankara, 1992.
GÜVENÇ, Bozkurt. Kültürün abc’si, Yapı Kredi Yayınları, istanbul, 1997.
HAZAR, Atila. Rekreasyon ve Animasyon, Detay Yayıncılık, Ankara,
2003.
iNAN, Abdülkadir. Samanizm, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2000.
iZGi, Özkan. “Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar’da Geleneksel Festival ve
Eglenceler”, Tarih Dergisi, XXXI Mart 1977, Ayrı Basım Edebiyat Fak.
Basımevi, istanbul, 1978. 29-36
KAHRAMAN, Atıf. Osmanlı Devletinde Spor, Kültür Bakanlıgı Yayınları,
Ankara, 1995.
KAHRAMAN, Fikri. Sâlnâme-i Vilâyet-i Sivas (Sivas, Amasya, Tokat, ve
Karahisar Sarkî) (1308-1890), istanbul, 2001.
KANSU, S. A.-Tahsin Özgüç. “Zile ve Civârının Ön ve Eski Tarihine Âid
Yeni Buluntular”, Ülkü, Ankara, Mayıs 1941.215-219
KARAKETE, Hakan T.. Padisahım Çok Yasa! Osmanlı Devletinin Son
Yüz Yılında Merasimler, Kitap Yayınevi, istanbul, 2004.
KILIÇ, Arif. “Zile Tarihi”, Çagıltı, 1, 2, Zile, Mayıs 1961a.
KILIÇ, Arif. “Zile Tarihi”, Çagıltı, 1, 5, Zile, Mayıs 1961b.
KILIÇ, Arif. “Zile Tarihi”, Çagıltı, 2, 11, Zile, Nisan 1962.
KÖSEOGLU, Nevzat. Geçmis Zaman Pesinde yahut Vaizin
Söyledikleri, Ötüken, istanbul, 2007.
KUBAN, Dogan. “Anadolu-Türk Sehri Tarihî Gelismesi, Sosyal ve Fizikî
Özellikleri Üzerinde Bazı Gelismeler”, Vakıflar Dergisi, 7. Cilt, 1968. 53-73
KÜPELi, Özer. “Osmanlı Devleti’nde Panayır Organizasyonları ve Gönen
Hacı isa Panayırının Tarihine Dair”, Osmanlı, 3. iktisat, Yeni Türkiye
Yayınları, Ankara, 1999. 490-496
MERAL, Semra-Yusuf Meral. Her Yönüyle Zile, Zile, 1983.
MERAL, Semra-Yusuf Meral. Zile’ de Camiler, Türbeler, Veliler ve
Efsaneler, istanbul, 1991.
MERiÇ, Nevin. Osmanlı’da Gündelik Hayatın Degisimi, Âdâb-ı
Muâseret, Kaknüs, istanbul, 2000.
Meydan Larousse. “Panayır”, istanbul, 1972.
MUTLU, Mustafa. “Yapraklı Panayırı”, Ankara Ticaret Odası Dergisi, 6,
1976. 36-37
ONUR, Nemci. Çadır Tiyatrosu, Kurul Yayınları, y.y., 1966.
OGUZ, Öcal, “Ulusal Kalıtın Küresellestirilmesi Sorunu ve Tunus El
Sanatları”, Millî Folklor, 13, 51, Ankara, 2001. 114-118
ONG, Walter j.. Sözlü ve Yazılı Kültür: Sözün Teknolojilesmesi, Metis,
istanbul, 1999.
ORTAYLI, ilber. Gelenekten Gelecege, 9. Baskı, Ufuk Kitapları, istanbul,
2004.
ÖÇAL, Akar. “Fuar, Sergi ve Panayır Hukuku Üzerine Bir inceleme”,
Eskisehir iktisadî ve Ticarî ilimler Akademisi Dergisi, 6, 1, Eskisehir,1970.
215-220
ÖGEL, Bahaeddin. Türk Kültür Tarihine Giris IV, Kültür Turizm Bakanlıgı
Yayınları, Ankara, 1985.
ÖNGEL, Hasan Basri. Türk Kültür Tarihinde Spor, T.C. Kültür Bakanlıgı,
Ankara, 2001.
ÖZÇAGLAR, Ali. Zile Turhal Yöresinin Monografyası, Ankara Üni.
DTCF Cografya Bölümü, Yayınlanmamıs Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1983.
ÖZDEMiR, Nebi. “Eglence Kavramı ve Hıdırellez Kutlamaları”, Millî
Folklor, 6, 11, 42, Ankara, 1999. 31-38
ÖZDEMiR, Nebi. “Bilim ve Teknolojideki Gelismelerin Köy Seyirlik
Oyunlarına Etkisi”, Millî Folklor, , 13, 51, Ankara, 2001.119-129
ÖZDEMiR, Nebi. Türk Eglence Kültürü, Akçag, Ankara, 2005.
ÖZDEN, Halis Turgut. “Niksar Ayvas Panayırı”, Ülker, Niksar Halkevi, 1,
3, Niksar, 1inci Tesrin 1936.1-4
ÖZTELLi, Cahit. Zileli Sairler, Vilayet Matbaası, Samsun, 1944.

ÖZTELLi, Cahit. “Cirit ve Cirit Oyunu Üzerine”, Geleneksel Türk Sporları
Semineri (31 Temmuz 1976 Konya), Konya Turizm Dernegi Yayınları,
Ankara, 1976. 51-55
RiSVANOGLU, Mahmut. Dogu Asiretleri ve Emperyalizm, Bogaziçi,
istanbul, 1992.
SEDiLLOT, René. Degistokustan Süpermarkete, Dost, Ankara, 2005.
SEPETÇiOGLU, Mustafa Necati. Dünden Bugüne ve Yarına-1, irfan,
istanbul, 1999.
SEREZLi, Hulusi. “Zile Panayırı”, Erisim:
http://zileplatformu.com/page2.aspx#eskipanayır
SERTOGLU, Murat. Rumeli Türk Pehlivanları, Kültür ve Turizm
Bakanlıgı Yayınları, Ankara, 1986.
SEVENGiL, Refik Ahmet. Eski Türklerde Dram San’atı, Millî Egitim
Basımevi, Ankara, 1969.
SMiTH, Robert Jerome. “Toplumsal Halk Gelenegi Festival ve Kutlamalar
Çev.: Sibel Keskin Yayınlanmamıs makale)
SÖKMEN, Emine. “Komana Pontika ve Zela: Pontos Bölgesi’ndeki
Tapınak Devletleri”, Karadeniz Arastırmaları Sempozyum Bildirileri (16-17
Nisan 2005 Ankara), Ege Yayınları, istanbul, 2006.
SU, Kâmil. “Balıkesir Panayır ve Pazarı”, Kaynak, Balıkesir Halkevi, 3, 36,
19, Balıkesir, ikinci Kânun 1936.914-916
SÜMER, Faruk. Oguzlar (Türkmenler), Ankara Üniversitesi DTCF Yay.,
Ankara, 1967.
SÜMER, Faruk. “Yabanlu Pazarı”, Türk Dünyası Arastırmaları, 37,
istanbul, Agustos 1985.
SÜMER, Faruk. “Selçuklu Devrinde Ticaret”, Türk Dünyası Arastırmaları,
83, Nisan, istanbul, 1993.9-14
STRABON, Geographıka. Antik Anadolu Cografyası, Çev. Adnan
Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, istanbul, 2000.
SAPOLYO, Enver Behnan. “Ankara’da Cirit Oyunu”, Ülkü, 12, 68, Ankara,
1938. 165-168
SEN, Ömer. Osmanlı Panayırları (18.-19. Yüzyıl), Eren, istanbul, 1996.
94
SiMSiRGiL, Ahmet. “Osmanlılar idaresinde Zile Sehri”, Marmara
Üniveritesi Fen Edebiyat Fakültesi Türklük Arastırmaları Dergisi, 6,
istanbul, 1990. 231-243
TAN, Nail. “Tarihî Türk Güresi Hakkında Notlar”, Geleneksel Türk
Sporları Semineri (31 Temmuz 1976 Konya), Konya Turizm Dernegi
Yayınları, Ankara, 1976. 56-61
TEXIER, Charles, Küçük Asya, Çev. Ali Suat, Enformasyon ve
Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı, Ankara, 2002.
Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu, 1997-1998 Faaliyet
Raporu
Tokat il Yıllıgı 1967, Dogus, Ankara, 1968.
TOPLAMACIOGLU, M. Nevzat. “Reklamcılık ve Panayırlar”, Siyasî
ilimler(Mülkiye Mecmuası), VIII, Eylül, Ankara, 1938. 316-320
TRAK, ilhan, Mustafa ZENGiN. Zile 94 (Zile ilk Yıllıgı), Zile, 1994.
TURAN, Osman. Tarihî Akısı içinde Din ve Medeniyet, Bogaziçi,
istanbul, 1998.
Türk Ansiklopedisi. “Panayır”, XXVI, Milli Egitim Basımevi, Ankara, 1977.
Yeni Rehber Ansiklopedisi. “Panayır”, 16, Türkiye Gazetesi,istanbul,
1994.
YILDIZ, Naciye. Manas Destanı (W. Radloff) ve Kırgız Kültürü ile ilgili
Tespitler ve Tahliller, Türk Dil Kurumu yayınları, Ankara, 1995.
Yurt Ansiklopedisi. “Tokat”, 10, istanbul, 1984.
Zile’de Çıkan Süreli Yayınlar

Basarı,
Çagıltı Dergisi, 1961-62-73
Demokrat Safak, 1957-60
Demokrat Zile, 1952-57
Genç Demokratlar, 1953-55
Gündem, 1988-
Özhaber,
Zile Panayırı, 19 Ekim 1965 (Zile Postası Eki olarak bir sayı
çıkmıstır.)
Zile Postası, 1960-
Kaynak Kisiler
AKSOY Bekir. Zile dogumlu. Zile ve Ankara’da ikamet ediyor. Emekli
ilkokul ve müzik ögretmeni, udî.
BASPiLAVCI Hüseyin. (Gömlekçi Hüseyin) Emekli Belediye memuru.
Zile’de ikamet ediyor.
BAYRAMOGLU Arif. Zile’de ikamet ediyor. Uzun Çarsı’da terzi. Yetmis
yaslarında.
BOZDAG ibrahim. Zile dogumlu. Zile’de ikamet ediyor. Eski güresçi. Zile
Belediyesi Güres ihtisas Kulübü antrenörü.
BULGURCUOGLU Nefise. 1956 Zile dogumlu. Zile’de ikamet ediyor.
Emekli ilkokul ögretmeni. Derlemeci: Mücellâ Ayhan (Teke)
ÇAGLAR Ahmet. Zile’de ikamet ediyor. Erzurumlu Çay Evi sahibi.
DEMiRTOLA Osman. Turhal’da ikamet ediyor.
DiVRiKLiOGLU Ahmet. Zile’de ikamet ediyor. Sair-yazar, esnaf.
DURAN Ali. Çakırçalı köyü eski muhtarı. Çakırçalı köyünde ikamet ediyor.
ERÇETiN Dursun. Güres agası, eski Murat Oteli sahibi. Turhal’da ikamet
ediyor.
ERYILMAZ Necmettin. Zile Belediyesi Basın ve Halkla iliskiler Müdürü.
Zile’de ikamet ediyor.

FiSEKÇiOGLU Hüseyin. 1946 Zile dogumlu. Zile’de ikamet ediyor. Uzun
Çarsı’da esnaf.
FiSEKÇiOGLU Ömer. 1940 Zile dogumlu. Hollanda’da ikamet ediyor.
KACEMER Ahmet. (Külaflar) Zile’de ikamet ediyor. Eski yarıs atı sahibi.
KURT Ali. (Âsık) 1931 Zile-Çakırçalı dogumlu. Çakırçalı köyünde ve
istanbul’da ikamet ediyor.
ÖZTÜRK Mehmet. (Yetim) Zile dogumlu. Zile’de ikamet ediyor. Emekli
sebze toptancısı
PEKiNCE Sadiye. Turhal dogumlu. Turhal’da ikamet ediyor. Ev hanımı.
SEPETÇiOGLU Mustafa Necati. 1932 Zile dogumlu. Yazar, egitimci,
yayıncı. 09. 05. 2006 tarihinde istanbul’da görüsüldü. 08.07.2006 tarihinde
vefat etti.
SEZEN Mehmet. (Monter Memet) Zile’de ikamet ediyor. Zile Turizm
Dernegi Eski Baskanı. Elektrik teknikeri, ressam, karikatürist.
SÖYLEYEN Aydın Âli. (Âsık Aydın Âli) 1928 Zile Kızılcin (Evrenköy)
dogumlu. Zile’de ikamet ediyor.
SENDOGDU Kemalettin. Zile’de ikamet ediyor. Sekerci, eski fotografçı.
TURAN Sekür. 1939 Dogu Türkistan dogumlu. 1955 yılında Dogu
Türkistan’dan Türkiye’ye göç etmistir. Ankara’da ikamet ediyor. Emekli Kültür
Bakanlıgı uzmanı.
ÜSTÜNÇELiK Mustafa. (Ganioglu). Zile’de ikamet ediyor. Yarıs atı
sahibi, jokey, çarık ustası.
YESiLTAN Asım Turgut. Avukat, Zile dogumlu. istanbul’da ikamet ediyor.
ZORLU Selâhattin. Zile dogumlu. Zile’de ikamet ediyor.

EKLER

1. EK: Basbakanlık Osmanlı Arsivi Belgeleri
1a: 1279.S.7/ 28 Ocak 1863/ BOA. A. MKT.MHM. 254/15
98
1b: 1269.R.26/ 6 Subat 1853, BOA. A. MKT.MHM. 5315
99
1c: 1264.5.25 /1 Subat 1848, BOA. A. MKT. MHM. 4/91
100
2. EK: Zile Panayırı Konulu Hikâye ve Siirler
2a: Fikret Tarhan, Eski Panayırlarda (Hikâye)10

ESKi PANAYIRLARDA

Birden davul zurna sesinin yakından gelen costurucu nagmeleriyle açtı gözlerini
Emrah. Sonbahar günesinin ilk ısıkları asma yaprakları arasında odaya yeni
girmislerdi. Odanın bos duvarlarında henüz renksizlige bürünmemis turuncu ve
sarılar tatlı gri asma gölgeleriyle oynasıp duruyorlardı..
…Panayır baslamıstı demek? Panayır bayragı davul-zurna ile sokaga erken
çıkmıs sen çocuklar kalabalıgında panayır yerine götürülüyordu… çocukların neseli
görüntüleri Bütün mahalleyi tutuyordu. Emrah, birden çocuklugun ortasında buldu
kendini. Gidiyorlardı. Davulcu vurdukça tokmagı uzak tepelere yaslanıp yaslanıp
geriye geriye dönüyordu bu ses. Zurna öylesine costuruyor bayrak öylesine
dalgalanıyordu Emrah kırlangıç kadar hafifti. Yürümüyor sanki uçuyordu. Yollar
öylesine kalabalıktı insanlar, atlılar, keçiler, koyunlar, inekler, mandalar, develer ve
arabalar bu sesi bu bayragı takip edip sehrin dısında bir yere gidiyorlardı …
Büyük bir kalabalık toplanmıstı bir tepenin eteklerinde. Büyük bir insan ve
hayvan kalabalıgı… bir degil iki degil üç degil belki yirmi tarlaya yayılan bir
kalabalıktı bu. Ugultusu uzak tepelere yaslanıyor, insanlar her adımda pazarlık
yapıyorlardı.seyyar satıcılar rengarek tenteli arabaları önünde durmadan
bagırıyorlar,ayva,elma,üzüm ve soguk mesrubat satıyorlardı.Bir kösede köfteciler
ızgara dumanları ardında panayır köftesi yapıyorlardı.Anadolunun dört bucagı sanki
burada toplanmıstı. Yörügü, Çerkezi, Bosnagı, Lazı, Arnavudu, kıptigsi, Oguzu …
Her gruptan insan vardı kalabalıkta. Emrah bir ara coskun bir ugultuyla irkiliverdi.
Davul zurna nagmeleri önünde bir adam dolu dizgin giden atının karnına yapısmıs
bir yöne dogru at sürüyordu. Ardında onu kovalayan bir at daha vardı. Kovalayana
karsıt bir atlı daha çıktı meydana. ‘cirit basladı’ dedi birisi. Atlılar karsılıklı çıkıyorlar,
birbirlerine degnek attıktan sonra tekrar kendi bölgelerine kaçıyorlardı. Bir ara
nefesi tutulacak gibi oldu Emrah’ın karsılıklı yönlerden iki atlı daha fırlamıstı
meydana. Birbirlerini kollarken atlarının dizginlerine büyük bir ustalıkla idare
ediyorlardı. Bir anda kalabalık uguldayıverdi. Atlının birisi elindeki degnegi olanca
hızıyla hasmına fırlatmıstı. Aynı anda kalabalık hayret ve saskınlıkla tekrar uguldadı.
Emrah’ın yüregi küt küt vuruyordu. ikinci atlı degnegi yememek için birden üzengi
bosaltmıs ve atının yan tarafına yatıvermisti. Degnek ise vınlayarak bir karıs
üzerinden geçmisti. Aynı anda degnegi atan atlı atıyla harmanlamıs ve kaçmaya
baslamıstı. Degnegi savusturan atlının bir anda dolu dizgin giden atının üzerinde
dikildigi ve sıkı bir nara attıktan sonra degnegini fırlattıgı görüldü. Degnek uçtu uçtu
süzüldü ve kaçan atlının sırtına yapısıverdi. Kalabalık yeniden daha bir coskunlukla
uguldadı davulcu yeniden olanca gücüyle vurdu. Zurnacı avurtlarını doldurdu. Atlılar
iki grup olmuslar bir kaynasma bir gidis gelis.. hücum ediyorlar ricat ediyorlar tekrar
hücum ediyorlardı.. atlar dalga dalga köpükler içinde, kuyrukları topuz topuz
baglanmıs kosarken nemli topraktan nallariyle parçalar fırlatıyorlardı. Burun delikleri
bir açılıp bir kapanıyordu yagızların, doruların, kıratların…
Daha genis bir meydanda Anadolunun dört bir yanından gelmis her tonda her
ırktan yarıs atları, gelinlere gıpta ettirecek süslemeli çullarıyla dolasıyorlar,
çevrelerinde okul kaçagı talebeler ellerinde çanta baslarında sapka çark edip
duruyorlardı.
Beri yanda meraklı bir grup toplanmıslar ’basa güresecek bu’ diyorlardı,
“öbürleri ortaya”. Agır adımlarla ilerliyen dev yapılı kisileri gösteriyorlardı.
Amasyalıları, Sivaslıları, Samsunluları, Kepezlileri, Üçköylüleri, Karayünlüleri,
anlatıyorlardı… cirit güres ve yarısta ünlü isimleri sayıyorlardı. “çopurun atı” diyorlar
bir daha demiyorlar.
Birden komsu pencereden feryat eden radyonun sesi ile yatagında buldu
kendini Emrah. “yine hazan mevsimi geldi.” diyordu radyodaki ses. Günes iyiden
iyiye yükselmisti davulcular artık sesleri duyulmayacak kadar uzaklasmıslardı...



2b: Ömer Altunsoy

ESKi PANAYIRLAR (1945-1970)

Zile'de her yıl olur panayır
Ne hos gelenek kalmıs gidiyor
Bu pazarda herhese kâr ve hayır
Ticarete millet dalmıs gidiyor,

Eskiden derlerdi adına deri
Devam ede gelir ESiR PAZARInda beri
Her mal kendisine bulur müsteri
Müsteri malını almıs gidiyor,

Kimi avaz avaz pazarlar malı
Koymus tezgahına köme pekmezi balı
Kimi sorar kardes kaç para halı
Alıs veris hızını almıs gidiyor,

Dellal Hacı (11) ilan eder panayır.........
isidin,dinleyin geldi panayır
Her taraftan gelir bir çok misafir
Yakın köyler insan dolmus gidiyor(12).....

Zilede panayır yerel yılbası
Kiralar yenilenir çıraklar isbası
Kalabalıktan görünmez hem uzun çarsı
Sanki insan seli olmus gidiyor

Pehlivanlar gelir köyden bucaktan
Dem vurur orta, bas, basaltı karakucaktan
Ne yigitler çıktı bu dualı ocaktan
Er meydanı yigit dolmus gidiyor,

Üç köylü Sefer yigit pehlivan(13)
Gücü yeterse hasmına vermezdi aman
Bası aldı gitti Çapbacak pehlivan(14)
Çok pehlivanlar güres yapıp gidiyor,

Güresten sonra yaglı pehlivan
Onları bekliyor hem çifte hamam(15)
Davulcu önde millet pesinde yayan
Kaydeye ayak uymus gidiyor;

Davullar vurulur patlarcasına
Güresir yigitler tur atarcasına
Küheylanlar kosar çatlarcasına
Rüzgara kanat açmıs gidiyor

O kadar insan gelir ki sayamaz kerrat
Yarısta ikinci Karabacak(16) birinci Çopur’un (17) kırat
Öyle kostular ki sanki çift kanat
Veli Efendi’yi geçti hayret gidiyor

11 Belediyenin ilan memuru.
12 Misafir çok oldugunda, yakın köyler de misafir alırdı.
13 Zile’nin Üçköy’ünden güreslere katılan, o zaman Zile’nin en yigidi olan pehlivan.
14 Türkiye’nin yigit Çabbacak lakaplı pehlivanı.
15 Pehlivan önce “Çifte Hamam”da yıkanır sonra giyinir.
16 At sahibi
17 At sahibi

Halkalar atılır kader çekilir
Bes koyan yetmis bes, on yüz elli alır
Yer bulamayan konuk hamamda kalır
Her taraf insan dolmus gidiyor

Bu sene dört çadır tiyatro gelmis
Bursalılar yol boyu nakıs yaparmıs
Herkes kâr etmis para kazanmıs
Keseler para dolmus gidiyor

Kulup sigarasına(18) halka atarlar
Bir sigara için hepten batarlar
Bazen ütülür bazen üterler(19)
Kimi güleç kimi üzgün gidiyor

Halkalar atılır kulup sigarasına
Kuvvet denemesi (20) yüz lirasına
inadına para harcarcasına
Paralar cepten çıkmıs gidiyor

Motosiklet üstüvanesi motosiklet duvarda yürür
insanın yüregi azına gelir
Çok ses çıkarır kulaklar sagır
Samatadan yer gök inler gidiyor

(18) O zamanlarda olan kutu sigara.
(19) ütmek: kazanmak, ütülmek: kaybetmek
(20) Hedefe vardıgında patlayan demir ray üzerinde giden tekerkli agır bir araba.

Bir salıncak gelmis sanki gökdelen
içi dısına çıkıyor bir defa binen
Çok memnun ayrılır Zile'ye gelen
Tarihi bir sehir görmüs olup gidiyor

Davullar çift çift vurulur
Her yerde halaylar kurulur
Üzümler kesilir baglar bozulur
Pekmez, köme, kıyma, sucuk dolmus gidiyor

Deri geldi her dertlerin yeri geldi derler
Herkes davar alır etlik keserler
Onu da yılına kadar yerler
Kilerler erzak doldu gidiyor

Panayırda her yerde dügün var
Cambazlar gelir palyaço oynar
Üzümler kesilir sireler kaynar
Sokaklar cipre (21) kokmus gidiyor

 (21) Üzümün suyu sıkıldıktan sonra kalan küspesi

Bir kaderci vardı noksan tahtası
Çok bagırır açılır kulaklar pası
Adam kandırmanın olmus ustası
Tepine tepine ne hos gidiyor

Öyle kalabalık görünmez sonu ve ucu
Pazar yeri dolmus mal, deve koyunla keçi
Çadırlarla dolmus pazarın içi
Hiç bos yer kalmamıs dolmus gidiyor

Birde gittim derisi (22) vardır
Zile’de panayır bir bayramdır
Gelenler anlatır duyan hayrandır
Herkeste bir söz sohbet olmus gidiyor

Panyırda DERi HELVASI (23) vardı
Yalnız panayırda bulanırdı
Ata sporu çirit oynanırdı
Kokusu her tarafı tutmus gidiyor

Zile’m ne hos yadın gelenegim
Anılacak ismin mahsere degin
Damakta tattır kömen leblebin
Adı gönüllere dolmus gidiyor

Bir tiyatro vardı adı da Babus
Sakın ugrama oraya hemencek savus
Yoksa sen de olursun kafayı yemis
Çok kimseler pisman olmus gidiyor

(22) Sona kalan panayır
(23) Panayıra has yapılan helva

Yagmura demisler nereye? Zile derisine
Çok hizmet düstü Belediyesine
Herkes minnettar kaymakamına reisine
Memnun olur herkes gelip gidiyor

Herkes kâr eder olmaz zararı
Zile panayırına gitmeye vermis kararı
Hem panayır hem senlik bölge fuarı
Adı yurda yayılmıs gidiyor

iste böyle olur Zile derisin
Siz anlayın artık kalan gerisin
Ömer anlattı size yarısın
Panayır anlatmak bitmez gidiyor

Ömer ALTUNSOY
23. 07.2006/Zile


2c: Hüseyin Fisekçioglu, Zile Panayırı Destanı

ZiLE PANAYIRI DESTANI

Tarihi Zile’mizde gelince güz mevsimi
Süreriz iki hafta panayırın demini
Panayır deyip geçme eglenceli olurdu
Görmedigimiz seyler ZiLE'mize gelirdi
Evvelden panayıra burda DERi denir
Kıymanın en tazesi panayırda yenir
Haftalar öncesinden hazırlık yapılır
Tüm halkımız mutlu bir sevince kapılır
Herkes bekliyordu ki misafirler gelecek
En kıyametli yiyecekler ikram edilecek
Böylece misafirler çok çok memnun kalacak
Ev sahibi onlardan bol bol dua alacak
Karsılıksız olurdu misafire ikramlar
Hak'rızası içindi yapılan tüm ihsanlar
Misafirler gelirdi tasradan her bir eve
Misafir edinirdik onları seve seve
Konuk odalarında kurulurdu sofralar
Envai türlü yemek, börekler baklavalar
Herkeste sevgi saygı birbirine muhabbet
Atıyla gelirdi Kozlucalı Cıbır Ahmet
Misafir odasında kurulurdu semaver
Demli çay içilirken yapılırdı sohbetler
Sonra sogukluk denen meyveler yenilirdi
Bu sekilde gecenin yarı vakti gelirdi
Gece yarılarında eglenceler biterdi
Herkes gider huzurla yatagına yatardı
Yumusak kümbet gibi, yün yatak, atlas yorgan
Tüy yastıklar, yatmaya kıyamıyordu insan
Tertemiz çarsaflar gül kokulu nevresimler
Tertemiz pijamalar ve yepyeni terlikler
Kimi evde iki, üç, bes, bazen sekiz, on, on bes
Misafir agırlardı belki yirmi, yirmi bes
Bu böylece on bes günlerce devam ederdi
Panayır sona erer misafirler giderdi
Ev sahipleri memnun misafir daha memnun
Allah verirdi o haneye huzur sükûn
Haydi bizde gidelim bir bakalım diyerek
Gittik eski panayırları hep düsleyerek
Yolların kenarında emtia sevgileri
Müsteri çagırıyor bagırarak her biri
Müsteri çekmek için çesit çesit numara
iyi görünmek için türlü dalga dubara
Çesitli malları var hepsinin ayrı ayrı
Hangisini satacak oda bilinmez gayrı
Havalarda uçarlar müsterisi gelince
Çok memnun kalırlardı mallarını alınca
Satarlardı malları yemin billah ederek
Haramdan kazanırlardı belki bilmeyerek
Helali haram edip cebe dolduruyorlar
Karsısında seytan Lain'i güldürüyorlar
Bangır bangır bagırıyorlar buraya gelin
Beni görün yahut da benim malımı alın
Ne istesek alırdık bulunurdu her biri
Caddeler ve sokaklar olurdu pazar yeri
Çevre ilçe köylerden dilenciler gelirdi
Onlarda panayırdan nasibini alırdı
Esansçılar da gelip dolardı memlekete
Esans püskürtürlerdi rekabetle millete
Garip panayırcılar eglence ve samata
Üç kurus almak için yalvarırlar adeta
Hepsinin emeli rızık ekmek davası
Hepsinin basında var bir geçim belası
Kader çektirirlerdi hep bagıra bagıra
Vardır mutlak kısmetin gel de burada ara
iki kisi binerdi gondol vari kayıklar
Sanki salıncak gibi gökyüzüne çıkar
Motosiklet sürerdi döner üstüvanede
Cesur bir delikanlı paralel olup yere
Halkacı poligonlar kasnaklar attırırdı
Sigaraya geçiren paketiyle alırdı
Zati Sungur gelirdi illüzyonlar yapmaya
isteyen ahmakların fallarına bakmaya
Aletler sayesinde çok numara yapardı
Onu seyredenlerin gözlerini boyardı
Bazı çadırlarda da özel falcılar vardı
inancı zayıfların fallarına bakardı
Çocuklara, minyatür bir de tren gelirdi
Düdügünü çalarak onları gezdirirdi
Çocuklar için bir de çarpısan oto vardı
Ona binip çarpısıp çok egleniyorlardı
Yankesici Sabih emmi orda dolasıyordu
Belki kendine göre avını seçiyordu
Para makineleri var idi kumar için
Devlet mani olmazdı onlara bilmem niçin
Üstü çıplak gezerdi Çeltekli Deli Mehmet
Ondan korkan çocuklar çagırırlardı medet
Homan Baba bos gezer ne verseler alırdı
Bu arada o gariban da yolunu bulurdu
Bazı çadırlarda tüfek atısları vardı
Gençlar on bes kurusa av sporu yapardı
Attıkları tek saçma elde havalı tüfek
isabetli atarsan vurursun olur gerçek
Boks torbası asılı dururdu bir kösede
Herkes yumruk vururdu bes kurusa gisede
Masa topu dedigimiz langırt masaları
Yanlarına kosardı langırtın hastaları
Ne kadar güzel idi dönen atlı karınca
Sevinirdik binip de yükseklere varınca
Çıkarken ve inerken ne zevkti o apayrı
Dönme dolap gibi hep dönerdi durmaz gayrı
Var idi aglayanlar ve de korkan hanımlar
Mütevazi oturup eglenirdi aydınlar
Koskoca bir salıncak vardı gondola benzer
Gök yüzünde asılı yeryüzünden bihaber
Cesareti olanlar burda gondola biner
Havada uçar gibi bir gelir bir de gider
Bir sene de Zile'ye teleferik gelmisti
Tek kisilikti millet hevesini almıstı
Çocuklar için dönen yapma atlar olurdu
Ona binen çocuklar nesesini bulurdu
Döner üstüvanede salıncaklar gelirdi
Yirmi bes kurus bedelle onlara binilirdi
Salıncakta uçarken havalarda yüzerdik
Su zincirler kopsa da fezaya uçsak derdik
Sene elli altıda bir de kadın binmisti
Havadayken korkudan altına isemisti
Salıncak dedigin baslı basına eglence
Hiçbir zaman bos kalmaz çalısır gündüz gece
Gödek Hasan salıncak zevkini çıkarırdı
Kavga yapar solugu karakolda alırdı
Ne hayaller kurardık küçücük gönlümüzde
Sanki bir insan seli akarken önümüzde
Cerrah Hacı burada saat tesbih satardı
Garibandı rahmetli ekmegine bakardı
Her sene gelir idi Zile'ye yaslı cambaz
Telin üstünde havada kılıyordu namaz
Yanında bulunurdu cambazın komedyen'i
Adına boncuk derdik çok toplardı begeni
Takma bacak takınca uzun bacagı vardı
insanlara dört metre yükseklerden bakardı
Önde boncuk yürürdü elinde tef çalarak
Eli yüzü boyalı saklabanlık yaparak
Elde terazi denen uzun bir çubuk vardı
Gözleri baglı iken hünerini yapardı
Telin üzerindeyken orda kurban keserdi
Böyle zor bir sanatı orda icra ederdi
Gözleri baglı iken ip üstünde yürürdü
Tenekenin içine girip onu sürürdü
Cambazın pehlivanı akrobasi yapardı
Koluna baglı kalın zincirleri kırardı
Helalinden parayı bence o kazanırdı
Millete avuç açar ne verseler alırdı
Hayvanlar poligonu çadırlar kurulurdu
Envai çesit hayvan burada bulunurdu
Boga yılanı,aslan,kaplan getirirlerdi
Ayıları oynatmak bizi güldürürlerdi
Altı yılan üstü kız bir sahmaran gelirdi
Kafadan kuyruguna sekiz metre olurdu
Ne yersin? diye sorsan derdi süt, çikolata
Nerede yok alandın? de derdi ki Afrika'da
Üstü kız altı balık deniz kızı gelirdi
Herkes bunların sahte oldugunu bilirdi
Garip bir hayvan vardı anne pars baba sırtlan
Biz bu hayvanı gördük sen de görmeden inan
Gelirdi çesit çesit görmedigimiz kuslar
Tedirgin, yılgın, bezgin ürkek bakıslar
Dünyanın dört bir kösesinden tek tek avlanmıs
Kafeslere tıkılıp hep yürekleri yanmıs
Gelirdi türlü türlü vahsi vahsi hayvanlar
Kafeslerin içinde durmadan tur atarlar
Maymunlarla goriller çıtalarla sebekler
Bizleri eglendirmek için sırayı bekler
Kuslar poligonunda bir de vardı pelikan
Gagası bir teneke su alıyordu inan
Bazı çadırlarda da akvaryumlar balıklar
Onları seyretmeye doyamazdı alıklar
Dalgalı aynalara dev aynası denirdi
Her seyi dalgalı ve acayip gösterirdi
Her sene görünürdü salepçi pamuk dede
Bardagı on bes kurusa satardı herhalde
Serbetçiler olurdu serbetleri sisede
On kurusa satarlardı onu her kösede
Hamdi emmi bagırır tursuya gel tursuya
Köme'nin en alası taze tarhana bu ya
Ayrancı ayran satar millete bardak bardak
Herhalde bir bardagı on bes kurus olacak
Pamuk ve horoz sekercileri de gelirdi
Kuvvet macunu lokum yerlerini alırdı
Nevsehirli Asım sekerden tren yapardı
Bir tanesini yirmi bes kurusa satardı
Helvacı MUHARREM'in de o meshur helvası
ince elek unundan yapılmıs en alası
En halisinden inek yagı ile bulanmıs
Bugul bugul bugluyor tepsi tepsi donanmıs
Kimi fakir çocuklar bes kurusa su satar
Kimi börek, cigerci, köfteci Aslan da var
Köfte elli, ciger kırk, bir tas su bes kurusa
Herkes malını satmak için girmis yarısa
Bir çok el sanatının yelpazesi Zile’miz
Eserini sergiler sanatta yok hilemiz
Mutlaka gelir idi çadır tiyatorular
Kurulurdu sahneler dansözler göbek atar
HiSSELi iSTANBUL ve BABUS TiYATORULARI
SEMiRAMiS ve BÜYÜK TiYATORU adları
Sanat içinde eylem eylem içinde sanat
icra ediyor burda çingene kızı Fitnat
Çırçıplak biçareler göbek atıp oynuyor
Sehvetle seyredenler seyretmeye doymuyor
En ön sıralardaki bir sürü çapkın salak
Aç diye bagırıyor ellerini çırparak
Israr etmeyin diye bir parça nazlanarak
Gösteriyor edepsiz o namahrem yerini
Seans böyle bitiyor perdeler kapanıyor
Bir sonraki seansa tekrar hazırlanıyor
iki oyuna bir bilet bu oyunlar bedava
Bilmeyenler ögrensin SEMiRAMiS burada
Beylar buraya kosun çünkü artık vakit dar
Bizim kızlar çok cesur burada BABUS da var
Bunların hepisi bir lokma ekmek pesinde
Zengin olmak hepsinin hayalinde düsünce
Hepsinin çok kazanıp zengin olmak hevesi
Gözlerinden okunuyor bedbahtlık nesesi
On bes gün müddet ile hayvan pazarı vardı
Çevreden gelen herkes hayvanını satardı
Zileliler her evde mutlak etlik keserdi
Bütçelerine göre etlik yapmak isterdi
Etlikler çok mühimdi çünkü kıs yiyecegi
Kısın para azalırdı bu isin gerçegi
Panayır zamanında bol oludu paralar
Çünkü bir yıl boyunca birikmisti bu kadar
Kıyma, kavurma, sucuk, pastırma yapılırdı
Pastırma, sucuk pencerelere asılırdı
Duyulurdu her evden tık tık tık satır sesi
Yüzlerinden okunuyor herkesin nesesi
Kıyma ve kavurmalar tenekeler dolusu
Mahalleleri sarardı baharat kokusu
Bol et yerdi insanlar zenginler ve fakirler
Fakirlere ikramlar olurdu birer birer
Kahvede olurdu asık atısma söleni
Armaganı alırdı en birinci geleni
Bazı kahvede meddah hikaye anlatırdı
Sessizlik doruktaydı yok gürültü patırdı
Bazı kahvelerde de tombala oynanırdı
Sansı olan çesitli hediyeli kazanırdı
Daha önce kahveler Karagöz oynatırmıs
Biz ona yetismedik o eski bir fasılmıs
Sabahçı kahvesinden hiç eksilmezdi ümit
Yirmi dört saat bulunur mesrubat, süt ve simit
Bazı kahvelerde de destanlar okunurdu
Hosuna gidenlere parayla satılırdı
Bazı kahvelerde de çalgılar çalınırdı
Oynayan oyun oynar çok nese alınırdı
Son cumartesi günü yaglı güres olurdu
Denk olan pehlivanlar gürese tutusurdu
Pehlivanlar gelirdi il ilçe ve köylerden
Misafir edilirlerdi birkaç gün önceden
Davul, zurna esliginde Zile’yi dolanırlar
Bütün Zileliler pehlivanları tanırlar
Cumartesi günü er meydanı dolardı
Pehlivanlar da sahaya gelmeye baslardı
Bir elinde kispeti yag ıbrıgı birinde
Pehlivana masallah gösterisi yerinde
Güres meraklıları gıpta ile izlerdi
Sevdigi pehlivanı methü senâ ederdi
Cazgır efendi çıkıp sahaya bundan öte
Bütün pehlivanları tanıtırdı millete
Hakemlerde gelirdi teker teker sahaya
Pehlivanlar rakibi baslardı yoklamaya
Cazgırın son emriyle yaglı güres baslardı
O yigit pehlivanlar birbirini tuslardı
Ayak, deste, bas altı, agır bas pehlivanlar
Hepsi de rakibine yapar türlü oyunlar
Pehlivanın birisi mutlak galip olurdu
Uzun müddet alkıslar alanı doldururdu
Davul ve zurnalarla çevresini süzerdi
Caddeler sokak sokak memleketi gezerdi
Görenler pehlivana kırk bin masallah derdi
Birinci pehlivanlar ödül alıp giderdi
Son pazar günü yapılırdı at yarısları
Bölgeyi doldururdu meraklı bakısları
Birkaç gün evvelinden bir pist düzenlenirdi
At yarısları burda yapılacak denirde
ilan edilirdi yarısların mahiyeti
Belediye yarısa davet eder milleti
Protokol için de türibinler kurulurdu
Memleket büyükleri orada bulunurdu
Nazlı nazlı gezer ortada yarıs atları
Sanki uçacak gibi yoksa da kanatları
Çorum'un Alaca'dan da bir hanım gelirdi
Getirdigi atı hep birincilik alırdı
Bakırcı Ali Abi’nin demirkır atı vardı
Girdigi yarıslarda birincilik yapardı
Bakırcının Alinin birde al atı vardı
Yarısa baslayınca rüzg3ar gibi uçardı
Zile’mizde Mustafa Onurtekin var idi
Yarıs atları besler ve attan anlar idi
Karabacagın Mıstık derler idi adına
Bakmaya doyamazdı insan doru atına
Kır at altmıs altıda birincilik almıstı
Mübarege tüm Zileliler hayran kalmıstı
Bondolar esliginde getirirlerdi evine
Mıstık Emmi üstünde çok sevine sevine
Tüm mahalleler sevindi dünya onların oldu
Kır at yarıs kazandı diye mutluluk buldu
Atlı polis olmustu Zile’mizden ilk sefer
Karabacagın Mıstık Emmi’nin oglu Enver
Hala seref ve sanla o gururu tasıyor
Simdi emekli oldu istanbul'da yasıyor
Gani oglu Mustafa, Ali Osman Balaban
Külâfın Ahmet Abi vardı atları olan
Birde Bidıcıoglu’nun Ali Rıza var idi
Güzel atları sever ve attan anlar idi
Tüm yarıs atlarının özel seviyesi vardı
O attan sorumluydu gözü gibi bakardı
Her günde muntazaman idamını yaptırırdı
Sonra terini siler üstünü kapatırdı
Vardı bütün atların örtüsü saçakları
Bir kuyrugu görünürdü bir de bacakları
Basını iki kisi tutardı en iyisi
Bir tarafında jokeyi bir tarafta seyisi
Mübarek nazlı nazlı sokaklarda gezerdi
Vakur bir eda ile çevresini süzerdi
Bu manzarayı gören masallah çekerdi
At sahibi atına nazarlıklar takardı
Derlerdi ki bu atlar üzümle beslenirdi
iyi beslenen hayvan birinciye gelirdi
Bu güzel manzaralar simdi mazide kaldı
Sanki bir hırsız gelip adetleri çaldı
Bazı sene Samsun'dan da bir hanım gelirdi
Getirdigi kısrak at hep birinci olurdu
Hamit Tokuçcuoglu’nun safkan al Arap atı
Rüzgar gibi uçardı olmasa da kanadı
Çopur Mahmut Emmi’nin kahverengi benekli
Pamuk kır atı vardı mübarek çok ahenkli
At besleyen bir Papaklı Rüstü Arık vardı
Atları her kosuda dereceler yapardı
Dısardan Zile’ye bir de Acem gelirdi
Getirdigi Alceylan dereceler alırdı
Daha çok atlar vardı sayılmaz sıra sıra
ismini saymadıgım bakmasın kusura
Dellalın düdügüyle atlar piste gelirdi
Belirlenen bulvarda yerlerini alırdı
ikinci bir düdükle tay yarısı baslardı
Mübarek genç hayvanlar rüzgar gibi kosardı
Bin bes yüz metre sonra tay yarısı biterdi
Derece alanlara ödülleri yeterdi
Orta derece kosu aynı böyle geçerdi
Herkes begendigi güzel atı seçerdi
En nihayet büyük yarısa sıra gelirdi
En meshur güçlü atlar yerlerini alırdı
Yan yana duruyorlar asil soylu hayvanlar
Hayran hayran süzerdi muhabbetle insanlar
Burda bütün memleket karı, kız, çoluk çocuk
Yiyecek getirmisler rabbim ne kadar bolluk
Herkes ne güzel giymis sanırsın bayram yeri
Zile’mizde bulunan en güzel seyran yeri
ikramlar yapıyorlar insanlar birbirine
iltifat ediyorlar herkes yek degerine
Herkes kendi gönlünce bir yerlere gidiyor
Bir çogu kazanacak atı tahmin ediyor
Hepsi mübareklerin üstün biri birinden
Asagı kalanı yok biri yek degerinden
Sonra son bir düdükle baslıyor pistte yarıs
Kime nasip olacak sonuca önce yarıs
Hepsi mübareklerin bir ok gibi fırlardı
Hepsi de yarısı kazanmaya bakardı
Bir az sonra bir kaçı ayrılırdı sürüden
En öndeki mübarek olur birinci gelen
Derece alanlara ödüller verilirdi
Arkada kalanlara nal topluyor denirdi
Birinci gelen atlar davul zurna çalarak
Eve getirilirdi ek mukafat olarak
O mübarek hayvanlarda asil ve nazlı nazlı
Yürüyerek gelirdi Hâlîkına niyazlı
Peslerinde el çırpan çocuk seksen yüz kadar
At meraklısı olan büyük insanlar da var
Herkes manzarayı ihtisamla seyrederdi
At sahibi gururla gönlünü sadederdi
Davul zurna senlikle varırlar idi eve
Mahalleli camlardan bakardı seve seve
At sahibinin hanımı dısarı kosardı
O mutlu gösteriste onun da hakkı vardı
Helal olsun arslanım birinci oldun derdi
Atını kucaklayıp gözlerinden öperdi
At yarısından sonra panayır son bulurdu
Herkes çekilip gider Zile sessiz kalırdı
Fisekçioglu soyadım adım Hasan Hüseyin
Bunları hatırladım daha baska ne deyim
Tevellütü sorarsan altmıs bir yasındayım
Hep o eski günlerin hayali düsündeyim

Hasan Hüseyin Fisekçioglu
2006/Zile

2d: Ahmet Divriklioglu, Panayır Gözlemim

Esmer tenliler, nes’esi süsü panayırın
On halka bes bin, iki atıs bin tüfekte
El edip çagırmalar, göz süzüp yag yakmalar
Saklatıp en kral çengice parmaklarını
Hayır mı kalır? Gün boyu atılan sallanan göbekte
Rulet yok eskilerde oynanan
Üç zar bir bardakta sallanır sıkırdatılır canlı
Ters getirilince sinek, as, maça çizili masaya
Sans, koymussan istegince miktar parayı birine
Ya kazanırsın bir misli, çogunluk kaybeder müsteri tarafı
Makyajdan parlasa da yüzleri bayanların
Kömür gözlerinde bence en acısı gizli
Parmakları kursun saçmaları içinde aksam, sabah
Cigerlerinde barut dumanı
Sorsan bir, ister mi böylesi talihi
Çadır direklerinde baba salıncakları asılı
Rüyası, gündüzü panayırcı çocukların burada geçer
Kir pas içinde kaç zamandır yıkanmayan ellerli yüzü
Türlü hayaller kursalar da çocukçasına
Yine de bir sonraki günleri, bir öncekinden geçer beter
Biz kendi havamızdayız, hemen her gece
Bekir, Cafer, Ahmet br iki de tanıdık takılır
Ahmet ucuza atar sarı kızda tüfegi
Bekir, Cafer masa topu derdinde, Haydar oglunu kaybetmis arar durur
Banaysa o curcunanın içinde, isin hisli yanı kalır.
24 Divriklioglu, Ahmet. “Panayır Gözlemim”, Gündem, 17 Ekim 1991, 3.

2d: Ahmet Divriklioglu, Yaglı Panayır Güresi

YAGLI PANAYIR GÜRESi

Salavatlar gönderdik Hz. Muhammed’e
Kurtdereli’ye Aliço’ya Fatihalar gönderdik
“Haydi Allah derman versin” dedi cazgır iki pehlivana
Davulda kıvrak bir ritim, zurnada name neymis gördük

25 Divriklioglu, Ahmet. “Yaglı Panayır Güresi”, Gündem, 10 Ekim 1991, 3.

Allah, Allah’larla basladı pesrev
Siyah kispetlerin dizinde sakladı eller
Paçalardan temenna alındı karsılıklı
Kardesçe, yigitçe, pehlivanca birbirlerine selam verdiler
Tek ayak üstünde, tek kol havada
Gerildi bir yaydan kavi tunçtan vücutlar
Kaslar, adaleler kabardı alabildigine
Ates çemberi günes parladı yaglı vücutlarda aynalar kadar
Bir oynasma basladı agırdan ahenkli
Tokat’lı Memed biri birisi Samsun’lu Said
Nazardan saklasın Yaradan ikisini de
ikisi de birbirinden civandı birbirinden yigit
Tutmuyordu eller yaglanan bedenleri
Kural buya maglup olmalı biri ya pes etmeli
Acımasız kuvvetler denendi karsılıklı
Kopacak, çıkacak sanırsınız sanki eklem yerleri
Derken el enseler,çekildi demir pençeler ile
Nefesler davul ritmince solunmada
Günes, batıyordu ki ufukta agırdan
Tokat’lı Memed bas pehlivan oldu 918.
ZiLE Panayırı’nda
TUFAN (Ahmet Divriklioglu


3. EK: Zile Panayırı’nın Davetiye ve Afisleri
Zile Belediyesi Arsivi / 2000 Yılına Ait Davetiye
Zile Belediyesi Arsivi
Zile Belediyesi Arsivi
4. EK: Zile Panayırı’nın Fotografları
Mehmet Sezen Fotograf Arsivi
Zile Panayırı Giris Takı'nın Elektrik Teknikeri Mehmet SEZEN Tarafından Isıklandırılması
Mehmet Sezen Fotograf Arsivi
Zile Panayırı Giris Takı'nın Elektrik Teknikeri Mehmet SEZEN Tarafından Isıklandırılması
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı Giris Takı
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı
Erisim: http://unyezile.com/zilefoto2.htm
Mehmet Sezen Fotograf Arsivi
Fikret Tahran, Osman Ugurel, Mehmet Sezen, Mehmet Kapısız, Korkut …
1963 Panayırı Lunapark Alanı
Mehmet Sezen Fotograf Arsivi
1963 Panayırı At Yarıs Alanı, Çadırlar, Lunapark
Fotograf : Çagıltı Dergisi - Yıl : II, Sayı : 15, Aralık 1962
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto8.htm
Zile Panayırı’nda Develer
Gönderen : Hulûsi SEREZLi - Zile Postası Gazetesi Panayır ilâvesi 19 Ekim 1965
Erisim: http://unyezile.com/zilefoto14.htm
Zile Panayırı'nın Panoraması - Sagda Zile Kalesi
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto1.htm
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı
Mehmet Sezen Fotograf Arsivi
Isıklandırılmıs Lunapark Alanı
ibrahim Derebası Fotograf Arsivi
Derebası Zade Çopur Mahmut Efendi ve Meshur Kır Atı Akın
ibrahim Derebası Fotograf Arsivi
Derebası Zade Çopur Mahmut Efendi
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Yarıs Atı / Bando Ekibi
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı At Yarısları
Mimar Fatih M. Altındal Fotograf Arsivi
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto10.htm
Zile Panayırı'nda At Yarısı
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
Zile Panayırı'nda At Yarısı
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı At Yarısları Birincisi
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı At Yarısları Birincisi
Fotograf : Necmettin ERYILMAZ
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı
Seyis-Jokey Ali Osman Balaban (Kedivelioglu)
Yarıs Atı Hayran
Foto Yıldız / 1968 Yarıslarında Birinci Olan At
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
1997 Agalık Seçimi
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Güres Davul Zurna Ekibi
ibrahim Bozdag Arsivi
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
1997 Aga Adayları Halkı Selamlıyor
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Güreslere Eslik Eden Davul Zurna Ekibi ve Bas Cazgır Sükrü Kayabas
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Yaglanan Güresçiler
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Bas Cazgır Sükrü Kayabas ve Güresçiler
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Bas Cazgır Sükrü Kayabas
Zile Belediyesi Arsivi
Zile Belediyesi Arsivi
Genç Güresçiler
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Küçük Güresçiler
ibrahim Bozdag Fotograf Arsivi
1985/86 Minikler Kategorisi
Bekir AKSOY Fotograf Arsivi
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
Üçköylü Pehlivan Sefer KOÇ Bir Güreste
ibrahim Bozdag Fotograf Arsivi
1960’lı Yıllarda Güresçiler ve Güres Alanı
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
1990’lı Yıllarda Güresçiler ve Güres Alanı
ibrahim Bozdag Fotograf Arsivi
1995/96 Güresleri Birinciibrahim Bozdag, ikinci Mehmet Güngör, Üçüncü Osman Uzun
Arkada Protokol Çadırı
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Ahmet Tasçı 91/92 Baspehlivanı
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Panayır Güreslerinde Dereceye Girenler Protokolle
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Birinci Vedat Ergin, ikinci Cengiz Elbia, Üçüncü Sükrü Kazan
Solda Zile Belediye Baskanı Murat Ayvalıoglu, Ortada Kaymakam Osman Günaydın,
Sagda Turhal Belediye Baskanı Turan Evren
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Zile Belediyesi Gelir Müdürü Osman Dogtas
Köme Yarısması
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Zile Belediye Baskanı Murat Ayvalıoglu
En Çok Süt Veren inege Madalyası Takılırken
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto6.htm
Panayır Güres Alanında Mehter Takımı
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto3.htm
29 Ekim 1969 Cumhuriyet Bayramı Törenleri ve Zile Panayırı 'nda Esnaf Alayı
Gönderen Bekir Aksoy
Foto Yıldız 29 Ekim 1962
Gönderen Bekir Aksoy
Zile Panayırı 23.10.1962
Gönderen Bekir Aksoy
Zile Panayırında Masa Topu Oyunu-Ahmet Töre-Hayati Eryigit 24.10.1962
Gönderen Bekir Aksoy
Zile Panayırı 1962
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı Hediyelik Esya Standı
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı Emtia Pazarı
Zile Belediyesi Tanıtım CD'sinden Pamuk Sekeri
Erisim http://unyezile.com/zilefoto11.htm
Hulusi Serezli Fotograf Arsivi
Panayırda Açılan Arçelik Standı
Hulusi Serezli Fotograf Arsivi
Panayırda Açılan Arçelik Standı
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı Hayvan Pazarı
Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
1968 Yılında Zile Panayırı Hayvan Pazarlıgı
Eski Zile Hayvan Pazarı
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto1.htm
Fotograf : Hulûsi SEREZLi/
Erisim: http://unyezile.com/zilefoto14.htm
Zahire Pazarı
5. EK: Bir Panayır Resmi
Bir Panayır Tiyatrosu Kapısı
Yeni Adam, 454, istanbul, 1943, 8.sayfa
6. EK: Zile’de Panayıra Baglı Gelisen Geleneksel Mesleklerin Fotografları
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto2.htm
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Mazmanlık
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Mazmanlık ve Semercilik
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Semercilik
Gönderen: Necmettin Eryılmaz
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Semercilik
Foto Ugur Fotograf Arsivi
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto8.htm
Demirci Atölyesinde Demirci Ustası
Gönderen: Necmettin Eryılmaz
Demirci Atölyesinde Demirci Ustaları
Gönderen: Necmettin Eryılmaz
Demirci Atölyesinde Demirci Ustası
Zile Belediyesi - 2005 Masa Takvimi'nden
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto5.htm
Gönderen: Necmettin Eryılmaz
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Kalaycılık
Gönderen: Necmettin Eryılmaz
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Kalaycılık
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto1.htm
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Semavercilik
Fotograf Necmettin Eryılmaz
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Nalbantlık
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Leblebicilik
Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto8.htm
Erisim: http://unyezile.com/zilekult.htm
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Kosancı - Sayacı (Saraç)
Gönderen: Necmettin Eryılmaz
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Kosancı - Sayacı (Saraç)
Gönderen: Necmettin Eryılmaz
Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Çarıkçılık
Aynalı Çarık Ustası Mustafa Üstünçelik
Gönderen: Necmettin Eryılmaz
Aynalı Çarık
Gönderen: Necmettin Eryılmaz
Aynalı Çarık

ÖZET

[GiRGEÇ Nurhan] [Zile Panayırı Üzerine Halk Bilimsel Bir inceleme],
[Yüksek Lisans Tezi], Ankara, [2007].

Bu çalısma, Zile Panayırı’nın geleneksellesme sürecinde geçirdigi degisim
ve dönüsümleri incelemek amacıyla hazırlanmıstır. Ancak baslangıcı çok
eskilere dayanan bu panayırın geçmisi hakkında yeterli bilgi edinilemedigi için
Cumhuriyet dönemindeki geleneksel unsurlar incelenmistir.
Zile Panayırı’nın tarihte geçirdigi degisim ve dönüsümler kısaca ele
alınmıs ve Zile’de kurulan medeniyetlerin panayır üzerindeki etkisi
degerlendirilmistir. Cumhuriyet döneminde ülkede yasanan iktisadî ve sosyokültürel
degisimlerin panayırı etkiledigi görülmüstür. Zile Panayırı’nın hazırlık
sürecinde, panayır organizasyonunun planlanması, panayır tarihinin,
süresinin ve panayır yerinin belirlenmesi, tanıtım ve reklam kampanyasının
yürütülmesi, konaklama, yeme-içme gibi ihtiyaçların giderilmesi, güvenligin
saglanması gibi konular incelenmistir. Yapılan uygulamalar ve bu
uygulamaların sürekliliginin Zile Panayırı’nın geleneksellesme sürecine
önemli bir katkı sagladıgı düsüncesine varılmıstır.
Zile Panayırı’nın kültürel açıdan çözümlemesi çerçevesinde panayır
eglenceleri incelenmistir. Cumhuriyet döneminde yapılan panayır eglenceleri,
geleneksel eglenceler ile modern eglenceler olarak ele alınmıs, yerel
eglenceler ise bu bölümler içinde degerlendirilmistir. Panayır gelenegi
içerisinde önemli bir yeri olan eglencelerin, çagın sartlarına göre degiserek
devam ettigi görülmüstür.
Zile Panayırı, üretimde olusan birikimin tüketildigi bir alısveris ortamıdır.
Geleneksellesen bu alısveris ortamının sehrin modernlesmesine katkısı
oldugu düsüncesine ulasılmıstır.

Zile’de panayıra baglı gelisen el sanatları ve geleneksel meslekler ile yine
panayıra baglı üretilen ve panayırla yaygınlasıp imgelesen yiyecekler ve kıs
hazırlıklarının panayırla baglantısı incelenmistir. Sonuçta panayırın Zile’nin
kültürel dokusunu etkiledigi görülmüstür.
Panayır baglamında olusan folklor unsurları tek tek ele alındıgında, ticarî
amaçlı kurulan panayırların bir bütün olarak gelenek olusturdugu sonucuna
varılmıstır.

Anahtar Sözcükler: Zile Panayırı, gelenek, eglence, alısveris, halk bilimi

ABSTRACT

[GiRGEÇ Nurhan] [A Folkloric Examination on Zile Fair], [Master Thesis],
Ankara, [2007].

This study is presented in order to investigate the alteration and the
transformation of Zile Fair during the traditional process. There is no enough
information about the history of that fair which is originated in old times, so
we confined ourselves with studying the traditional elements in the Republic
period of Turkey.
In this study, it is treated the alteration and the transformation
process of Zile Fair, and the effects of the old civilizations in Zile over it. It
seemed that in Republic period, the Zile Fair was influenced from the
economical and the social-cultural alterations. We examined the titles such
as planning the fair organization, determination of the fair date, place and
period of that activity, carrying out the campaign of advertisement, solving
problems such as, food, drink and encamping, and also ensuring the
security, during the preparation process. It concluded that the practices and
their continuousness contributed to traditional process of the Zile Fair.
It is also treated the entertainments of fair by analyzing the Zile Fair
culturally. In this context, the entertainments are classified as the Republic-,
the traditional- and the modern ones, and local entertainments are treated
into those groups. It seemed that the entertainments, which have an
important position into the fair tradition, carry on by changing itself according
to the age conditions.
The Zile Fair is a trading atmosphere which the accumulation of
production is exhausted. It also concluded that this traditional trading
atmosphere contributed the town to modernize itself.
In this context, it also examined the traditional occupations, hand
crafts, the foods which became widespread and an imaginary thing by that
fair, and the relation between the winter preparations and that fair
175
organization. Conclusively, it seems that the fair affected the cultural texture
of Zile town.
If the folkloric elements, which came into existence in the context of
fair, is treated one by one, it concludes that the commercial fairs formed
entirely a tradition.
Key words: The Zile Fair, tradition, entertainment, shopping,
folklore

Hiç yorum yok: